Friday, October 10, 2008

Gelelim Sadede...

(Cumhuriyet 08.10.2008)

Dünyanın önde gelen borsaları bir yılda yüzde 30’dan fazla değer kaybetti, madenler ve enerji sektöründe emtia fiyatları düşüyor. ABD’de dar gelirlilere hizmet veren büyük mağazalar zinciri Wall-Mart, mallarının fiyatlarını indiriyor. ABD’de ticari krediler piyasası bir yılda 94.9 milyar dolar daraldı. Böylece, medyada depresyon tartışmaları yine canlandı.İçinde “depresyon” sözcüğü geçen ekonomik haberi sayısını gösteren indeks, “dot.com” krizinde 150’ye yükselmişken, 2005’te 50’ye gerilemiş.Şimdi 300’e doğru gidiyor (The Economist, 02/010/08). The Economistbu kaygılara karşın “Merak etmeyin, bu kez olmaz” diyor.

Dersimizi almışız

Milton Friedman’ın onuruna, 2002’de yapılan bir konferansta, zamanın FED Başkan Yardımcısı Ben Bernake, 1929 depresyonunu kastederek, “Haklısınız. Biz yaptık. Üzgünüz. Ancak sayenizde bir daha yapmayacağız” demiş. ÇünküFriedman ve Schwarts, 45 yıl önce yazdıkları bir kitapta, 1929 depresyonunu FED’in sıkı para politikalarına bağlamışlar, “Doğru politika olsaydı depresyon olmayacaktı”diyerek herkesi rahatlatmışlar: Sorun kapitalizmden kaynaklanmıyor!

FED’in dersini nasıl aldığını geçen altı yılda gördük. Bernake, “sayenizde…”derken “dot.com” köpüğü patlamış,otomotive, uçak-havacılık, gemi inşaat, elektronik, makine sanayii, elektrikli ev aletleri, demir çelik, çimento, kalay, bakır madenciliği gibi önemli sektörlerde kapasite fazlası / talep yetersizliği sorunu yine ortaya çıkmıştı. Bizim de aktardığımız gibidepresyon tehlikesi oluşmuştu.Greenspan ve Bernake “derslerini aldıkları için”, acilen diğer merkez bankalarını da ikna ederek, yeni bir köpük inşa etmeye koyuldular. Bushyönetimi ev piyasası üzerinde yeni hırsızlık enstrümanlarının oluşması için gerekli yasal düzenlemeleri de yaptı. Böylece varlık piyasalarını mali sermayenin “üçkâğıtçı” tezgâhına (eşik-altı kâğıtlara ‘AAA’ reytingi verip satanlara başka ne denebilir?) çevirdiler, tarihin en büyük kredi köpüğünü şişirdiler.

Geldik bu güne. Şimdi, karşımızda çok daha büyük bir köpük var ve patlıyor. Bu köpükten çıkacak havanın gideceği başka sektör de kalmadı. Ama Bay Bernake ve diğer merkez bankaları hâlâ üflüyorlar.

Yıkım kaçınılmaz

Kapitalist iktisatçılar arasında sistemin“gerçeğine” en çok Schumpeteryaklaşmıştı, “yaratıcı yıkım” teziyle. Bir kez aşırı üretim (kapasite fazlası) oluştuktan ve sistemi tıkadıktan sonra, bu fazla yok edilmeden yeni bir sermaye birikim hamlesi, büyüme dönemi başlayamıyor. Schumpeter, kapitalizmin kendini bu yıkım yoluyla yenileyen esnek bir sistem olduğunu vurguluyordu. Ancak insan faktörü sorun! Bu yıkımın sonuçlarına katlanmak istemeyen insan, yenilenme sürecini, savaşlara, devrimlere, darbelere vb. dönüştürmeye başlayabiliyor.

Schumpeter de “fazla üretimin”sorunun arkasındaki dinamiği anlamakta zorlanıyor ya da anlamak istemiyordu. Sermaye kendi genişleme sürecini destekleyecek ekonomik fazlayı (artı değeri) işçiye ürettirerek mülk edinemezse, bu kapasitesi gerilemeye başlarsa, ekonomi de yavaşlamaya başlıyor: Üretilen malların satışı (para ile değişerek, içindeki artı değerin/kârın ayrılması) geciktikçe yeni artığın üretilmesi de gecikiyor, bir taraftan yeni yatırımlar için kaynak oluşmazken, diğer taraftan verili kapasite atıl kalarak maliyetleri, işsizliği arttırıyor, ücretler azalırken talep düşüyor, mallar satılmada kalıyor… Artık karşımızda bir fasitdaire vardır.

Bu süreci, “boşlukları” (gecikmeleri) kredi ile doldurup bir süre uzatmak olanaklı. Sermayenin üretken alandan kaçarak, dolaşım alanında, spekülasyon alanında, bu kez birikmiş değerleri (ülkesinde ya da başka yerde) talan ederek birikmeye devam etmesi de… Ama kafası çalışan herkesin görebileceği gibi, birikmiş servetin talan süreci bir gün sona ermek zorunda. Gelecekte üretileceği varsayılan artı-değere güvenerek verilen kredilerin oluşturduğu sistemin, artı değer üretimi gerçekleşmeyince, içi boşalarak bir gün çökmesi de kaçınılmaz.

Şimdi bu noktadayız. Merkez bankaları piyasalara trilyon dolardan fazla likidite bastılar. Batan bankaların zararlarını kamunun üzerine alarak, köpüğün sönme sürecini zamana yaymaya çalışıyorlar. Bir taraftan, bu, en iyi olasılıkla, halkı, gelecek kuşakları uzun süreli, bir yavaş ekonomik büyümeye, yoksulluğa mahkûm edecek. Diğer taraftan, bu tedbirler artı değer üretimini yeniden canlandıracak koşulları yaratamaz. Kapasite fazlası yok olmak sorunda. Daha hızlı artı değer üretecek yöntemlerin, bu yöntemlerin üzerinde yükselecek yeni üretim etkinliklerinin bulunması gerekiyor. Geçen sefer,Taylorist, Fordist üretim teknikleri icat edilmişti. Otomotiv, uçak, ilaç sanayii, elektrikli eşyalar gibi sanayiler ortaya çıkmıştı. Ha, bir de yeni silah teknolojileri ve savaş yöntemlerine dayalı silah sanayii. Moralleri daha da bozmak istemem ama “kapasite fazlasının”, imha edilmesi de işte bu sonuncusuyla ilgili bir süreç olarak yaşandı…

5 comments:

internetçi said...

Küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklar halkı ezmekte ve patronlar sadece daha fazla para kazanmak adına halka güzel görünebilecek hizmet diye sundukları atılımları yutturuyorlar, ancak halk zaten onlara rağbet ediyorsa hizmet mizmet düşünen yok.

Ahlak ve uygarlık büyük patronlarda olmayan birşey..

isotas said...

Devir Kapito-Sosyal devri...Yeni burjuva ideolojisi bu...Şimdilik canım..

fadike said...
This comment has been removed by the author.
fadike said...

Devir kapito-sosyal devri diyen arkadaştan bu devrin hiç olmazsa bir açıklamasını rica etmek sanırım lüksümüz değil hakkımızdır. Zira kapitalizm şu anda sosyalizmden çalıdğı ateş denilebilecek olan sosyal devlet ilkesini uygulamakta.Bunu da geçelim Sosyal-kapitalizm ya da kapito-sosyal gibi uyduruk kavramlar uydurup içini dolduramayanlar ya cahildir ya da anlamlı bir şekilde kavram karmaşası yaratıyorlar.

Kapitalizm, her zamand evlet desteğinde büyüdüğü gibi, devlet desteği ile çıakrlarının kourunup kollanmasına ve geliştirilmesine de muhtaçtır; şu anda o muhtaçlık devrinin en şiddetli anları yaşanmakta. Zaten devlet sisteme kapitali serbestleştirici açıdan müdahale ederken, emekçileri ve emek mücadelesini de sınırlayıcı müdahalelerd ebulunur. Keza yeni hazırlanan sosyal güvenlik yasası da buna güzel bir örnek olduğu gibi mali disiplin, arazi ve imar planı değişiklikleri, Cargill yasaları da sermayeyi koruan yasalar için de birer örnektir.

ismail said...

Kapito-sosyal ya da Sosyal Kapitalizm derken elbetteki Burjuva ideolojisine bir eleştirel gönderme yapmaktı. Fadike arkadaş, bende fikrin dışı bir kavram ya da yeni bulunmuş bir kavram gibi sunmadım. Kriz sarmalının dönüp aynı kavramsal terimleri kullandığı ve bunun yeniymiş gibi bize sunulmasını kastettim. Elbetteki burjuva teorisyenleri de darda iken devletlum devletlum der. Sermaye de bir ulus devlete ihtiyaç duyar. Her ne kadar global olsak da. Kapital birikim kriz anında müdahale araçlarını bu sayede kontrol edebilir.
Sermaye sınıfı içinde de bir birlikteliğin olmayışı bir handikapını beraberinde getirir.
En ciddi bir kriz anı gibi gözüken şu an, aralarında kimin krizi daha çok sırtlayacağı sorunsalı karşısında kaçınılmaz bir sınıf dayanışmasını(devletsel) gösterse de bunun uygulanırlığını bize zaman gösterecek.
Ve elbette bu krizin kendilerindeki zarar yansımasını minimize tutarken bunu az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelere yansıtması maksimize olacaktır. Bu gerek doğal kaynaklara ulaşım olsun gerekse emeğe ve onun sosyal haklarına yansıtma olsun.