Monday, March 29, 2021

Örnek olmaktan ibret olmaya

 

Dün, AKP Türkiyesi bölgenin gelişmekte olan ülkelerine örnek gösteriliyordu. Bu hafta Forbes’tan The Economist’e, Wall Street Journal’dan Financial Times’a ekonomistlerin yorumlarına bakınca görüyoruz ki AKP Türkiyesi, ibret alınacak bir ülke haline gelmiş: ABD ekonomisi toparlanıyor, şimdi sermaye merkeze dönüyor, faizler artmaya başlamak üzere; aman Türkiye’nin yaptığını yapmayın, sonra kimse size borç vermez…

(...)

MADDE VE MERMER MESELESİ

“Önce kelam değil, madde vardı” ve “imanla mermer delinmez” demiştim, bir sonraki yazımda da “siyasal İslamın Şehrinde” yaşayanların ekonominin değil, kültür ve siyasetin belirleyici olduğuna inandıklarına işaret etmiştim. Son gelişmeler, bu saptamaların işaret ettiği aklın ürünüdür.

(...)

ANLAMADAN DEĞİŞTİRME ÇABASI 

“II.Tez”i biraz çarpıtıp tersine çevirirsek “Ülke, dünyayı, ‘anlamadan değiştirmeye’ çalışanların elinde kaldı” diyebiliriz. Bunlar, uluslararası kapitalizmin dinamiklerini yok sayarak “ben söylersem olur” inancıyla hareket ediyorlar. Merkez Bankası’nın başına getirilen şahsın, hangi evrende yaşadığı belli değil, antisemitizmi de cabası.

(...)

Belli ki sizin “Şehirde” ekonominin, vatan, millet, iman yasalarına göre işlediğine inanıyorsunuz. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Thursday, March 25, 2021

‘Şehir ve Şehir’ üzerine spekülatif düşünceler

 

Bir haftadır yaşanan (İstanbul Sözleşmesi, Merkez Bankası Başkanı, HDP, Gezi Parkı, Kanal İstanbul… Boğaziçi öğrencilerinin davasındaki iddianame) “garip gelişmelerle” ilgili yorumları okurken bir “bilişsel uyumsuzluk” içine düşer gibi olduğumu fark ettim. Bir taraftan kimilerine göre siyasal İslamın AKP rejimi hata üstüne hata yapıyor, yönetemiyor, “kendi ayağına sıktı”. Öbür taraftan AKP rejimi 19 yıldır giderek artan bir rahatlıkla her istediğini yapıyor, sürekli yeni siyasi, kültürel mevzileri ele geçiriyor, kısacası iktidardadır, sözcüleri kendilerinden çok emindir. Ben iki önermeye de katılıyorum “bilişsel uyumsuzluk” da bundan kaynaklanıyor. 

Bu uyumsuzluğun ayırdına vardığımda, China Melville’in “The City and the City” (Şehir ve Şehir) başlıklı bilimkurgu romanını anımsadım.

İKİ REALİTE TEK MEKÂN

Melville’in romanında, tek bir coğrafi mekân üzerinde, kültürleri, teknolojik gelişmişlik düzeyleri ve lisanları, kısacası realiteleri birbirinden farklı Besz´el and Ul Qoma adlı iki şehir var. Bu iki şehir ve iki farklı realite, aynı coğrafi mekânı paylaşıyor ama birbirine karışmıyor. Çünkü birinin sakinleri öteki şehri görmeyerek yaşıyorlar. 

(...)

Cumhuriyetçi şehrin, kendini tek şehir sanmaktan, öbürünü ve karşısındaki yaşamsal tehlikeyi görmemekte ısrar etmekten vazgeçmesi aynı coğrafyada iki şehir paradoksunu, “kendi şehrinin” gereksinimleri bağlamında çözecek, bu asalak ilişkiye son verecek önlemleri ve eylemleri düşünmesi gerekiyor, hem de acilen...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, March 22, 2021

Bu gidiş nereye?


Pazar sabahı, Cumhuriyet gazetesindeki haberler kâbus gibiydi. İstanbul Sözleşmesi, Merkez Bankası Başkanı, HDP, Gezi Parkı, Kanal İstanbul… Birkaç gün önce de Boğaziçi öğrencilerinin davasında iddianame dini teamüllere dayandırılıyordu. Adeta, gizlice şeriat düzenine geçiyorduk. 

Ben “süreç olarak faşizmi” izlerken artık şaşırmıyorum ama rasyonel (neo-liberal) ekonomi yönetimine uygun, demokratik hakları ve özgürlükleri genişletecek reform beklentileri içinde olanlar, şimdi şok yaşıyor olmalılar. Seçimlere umut bağlayanların da kaderi farklı olmayacak! 

İLERİ DOĞRU BÜYÜK ADIM

Aklıma şu karanlık fıkra geliyor: Yeni genel müdürün birinci yılını kutlamak için toplanan ofis partisinde genç bir memur, kadehini kaldırır ve şöyle der: “Şirketimiz bir uçurumun kıyısına gelmişti. Sayın genel müdürümüz ileri doğru büyük ve cesur bir adım attı.” 

Ancak bu kez durum biraz farklı. Gazetemizin yazarlarının bir süredir vurguladığı gibi rejim çıkmazda, kaotik bir ortam şekilleniyor. Şimdi, rejimin geldiği noktada önü de uçurum arkası da… 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 18, 2021

‘Devlet geri geliyor!’

 

Finansal krizde kurtarma, Covid’de izleme, ekonomide korumacılık ve sanayi politikası... “Devlet geri geliyor!” Hiçbir zaman bir yere gitmedi ki! Liberaller entelijansiya, “Küreselleşme içinde artık ulus devletler dönemi geride kalıyor” diye sayıklarken, ulus devletler dünya çapında yeni kriz yönetim modelini inşa ediyorlardı. Ulus devletler şimdi başka şeyleri inşa etmekle meşguller. 

‘Küreselleşme biziz’

Eski ABD Harp Akademileri Deniz Stratejileri Başkanı Prof. James Kurth, 11 Eylül olayından on gün önce The National Interest’te yayımlanan “The Next NATO: Building an American Commonwealth of Nations (Yeni NATO: Ulusların ABD -liderliğinde- ortak refah alanını kurmak” - Biden’ın kulakları çınlasın) başlıklı denemesinin “Küreselleşme biziz” bölümünde “Son on yıl boyunca ABD’nin büyük projesi küreselleşmeydi... ABD dünyada o kadar merkeziydi ki... Bu, küreselleşme çağı olarak tanımlandı. 

(...)

Ancak tarih, omnia mutantur (her şey değişir) diyor. Niye küreselleşme bir istisna olsun ki? İngiltere hegemonyası altında, Büyük Bunalım’a, İspanyol gribi pandemisine, göç dalgalarına, iki büyük savaşa, faşizme ve devrimlere yol açarak çökmemiş miydi? 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, March 15, 2021

Neo-liberalizm geride kalıyor

 

Çoktan ölmüştü neo-liberalizm, ama cesedi şimdi Covid-19 krizi içinde kaldırılabiliyor, hem de ilk doğduğu, zamanla sosyal demokratları bile peşine taktığı yerde.

‘REFAH DEVLETİ’ YENİDEN…

Biden yönetimi geçen hafta Kongre’den 1.9 trilyon dolarlık bir Covid toparlanma paketi geçirdiğinde, Prof. Krugman’ın New York Times’da, Clinton’un ‘Bildiğimiz refah devletinin sonu geldi’ dediği sürecin sonu geldi” diyordu.

Covid-19 krizi, sağlık sisteminin performansının, test, aşılama süreçlerinin yönetiminde serbest piyasa modelinin ve özel sektörün tüm yetersizliklerini gözler önüne serdi, hem de küresel çapta 2.6 milyondan fazla insanın canı pahasına…

(...)

VE KÜRESEL ETKİLERİ…

Neo-liberalizmin kalesi The Economist başyazısında, ABD’de istihdama, talebi canlandırmaya, gelir dağılımını düzeltmeye yönelik sosyal demokrat politikaların küresel düzeyde de olumlu eki yapmasını bekliyor.

(...)

Bu madalyonun öbür yüzünde, ekonomik canlanmadan, olası faiz artışlarından yararlanmak isteyecek uluslararası sermayenin, çevre ülkelerden merkeze geri dönme eğiliminin güçlenmesi var.

(...)

Yazının tamamını okumak içn tıklayınız

Thursday, March 11, 2021

Yeni silahlanma yarışı

 

Önceki yazıma, “Kapsamlı bir araştırma, iki önemli rapor, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi’nin onaylayacağı 14. 5 Yıllık Plan’a ilişkin tartışmalar teknolojik gelişmelerin ve ilgili sorunların ‘büyük resmin’ merkezine oturmaya başladığını düşündürüyor” sözleriyle başlamış, Yapay Zekâ Üzerine Ulusal Komisyon’un (YZÜUK) raporu, “Risk alanlarını, yükselen tehditleri ve gereken devlet politikalarını tartışarak devam ediyor” saptamasıyla bitirmiştim. 

Yeni sanayi politikası

Washington Post’ta David Ignatius da raporun “devlet politikalarına” ilişkin önerilerini, “ABD sessizce ekonomisini Çin’e karşı harekete geçiriyor” başlıklı bir yazıda değerlendirirken, raporun önde gelen sponsorlarından Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio’nun, “Çin ile rekabette, serbest piyasa köktenciliğinin zararlarını artık görmenin ve 21. yüzyılda, ABD’nin çıkarlarına uygun bir sanayi politikası benimsemenin zamanı gelmiştir” sözlerini anımsatarak “Rapor, Amerikan ekonomik stratejisinin değişmeye başladığını gösteren ilk işaretlerinden biri olabilir” diyordu. Ignatius’a göre “ABD, Çin ile teknoloji alanında rekabet edebilmek için… bir sanayi politikası benimsemeye başlıyor”. YZÜUK’nin raporundaki 19 öneri, ocak ayında kabul edilen “savunma yetkilendirme” yasasına sessizce eklenmiş. Ignatius, raporun önerdiği seferberlik için “Bu bir Manhatta (atom bombası) projesi değil, ama ona benziyor” diyor.

(...)

Bu sırada Çin

14. 5 Yıllık Plan, Çin’in ihracata, başka ülkelerin teknolojilerine bağımlılığını azaltmayı, ülkeyi 2025 yılına kadar ekonomik, teknolojik olarak yalnızca kendine yeterli değil, aynı zamanda dünya lideri olma konumuna taşımayı amaçlıyor. Devlet, özellikle temel (maddenin atom altı parçacıkları düzeyine ilişkin) araştırmalar ve uygulamalı deneyler alanlarını özel sektöre bırakmıyor, kendisi üstleniyor. 5. Yıllık Plan başta YZ, kuantum bilgisayar-iletişim olmak üzere yedi alana doğrudan yatırım ve mali destek sağlamayı öngörüyor.

(...)

ABD’de devletin, neoliberalizmin ötesinde, Çin modelini andıran yeni bir sanayi politikası geliştirmeye başlaması yeni bir silahlanma yarışının da habercisi. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, March 08, 2021

Teknoloji ‘büyük resmin’ merkezinde mi?

Geçen haftaki yazımda, “büyük resmin” içinde teknolojik gelişmeler hızlanırken, Covid sonrası döneme ilişkin umutları ve riskleri yansıtan iki yaklaşıma değinmiştim. Bir haftada yayımlanan kapsamlı bir araştırma, iki önemli rapor, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi’nin onaylayacağı 14. “5 Yıllık Plan”a ilişkin tartışmalar teknolojik gelişmelerin ve ilgili sorunların “büyük resmin” merkezine oturmaya başladığını düşündürüyor.

DAHA FAZLA BAĞIMLILIK...

Elon Üniversitesi ve Pew Araştırma Şirketi teknoloji alanında önde gelen 915 uzmanın, Covid-19 sonrası döneme ilişkin görüşlerini alarak hazırladıkları 195 sayfalık bir raporu geçen hafta yayımladı. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 04, 2021

‘Büyük yalan’, mağduriyet ve faşizm

 Faşist entelijansiyanın kitle duyarlılıklarını şekillendirme hareketi, partiyi inşa etme sürecinde bir “büyük yalan” ve “mağduriyet” iddiası belirleyici rol oynar. 

Almanya’da faşist hareket, “Aslında savaşı kaybetmedik, Yahudiler sırtımızdan bıçakladı” yalanıyla hem yaralanan ulusal onura “milliyetçilik merhemi” sürüyor hem de Yahudi düşmanlığını bir düzenleyici “ana gösterge” olarak “dünya görüşünün” merkezine yerleştiriyordu. Daha yakın bir dönemde, Türkiye’de siyasal İslamın rejimi “Katı laikçi askeri vesayet demokratikleşmeyi engelledi, Müslümanları ezdi, dinlerini yaşatmadı” iddiasıyla bir hegemonya söylemi inşa etti; ederken de liberal entelijansiyanın orduyu ülke siyasetinde bir “bağımsız aktör” olarak gören, geçmişteki darbelerin ekonomi politiğini ve jeopolitik bileşenini gizleyen sakat yaklaşımına dayandı.  

ABD’de geçen hafta sonunda toplanan yıllık Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı (CPAC), “süreç olarak faşizmin” bu özelliğini korkutucu biçimde sergiliyordu.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınz

Monday, March 01, 2021

Distopya ile ütopya arasında

 

Çoktandır, bir “tıkanmadan” söz ediyorduk. Kapitalist uygarlığın, ekonomik, siyasi, jeopolitik, ekolojik çelişkileri sertleşiyor, teknolojik gelişmeler hızlanıyor, “izleme-gözetleme kapitalizmi” derinleşiyor, “Faşizm süreci” yaklaşık 100 yıl sonra yeniden gündeme geliyordu. Şimdi, bunlara pandeminin merceğinden bakınca, uygarlığın bir yol kavşağında olduğu söylenebilir: 

BU KEZ FARKLI…

Youval HarariFinancial Times’da yayımlanan bir denemesinde, Covid-19 salgınının, veba (1346-53) ve İspanyol gribi (1918-21) salgınlarından çok farklı yaşandığına işaret ediyordu. 

(...)

EPİSTEMİK DARBE

ABD ve dünya basını, 6 Ocak faşist darbe girişimini tartışırken Shoshana Zuboff’un New York Times’da yayımlanan “Konuşmadığımız darbe” başlıklı analizi genelde demokrasiye karşı bir “epistemik” (bilgiyi üretmeye ve denetlemeye ilişkin) darbe ile karşı karşıya olduğumuza dikkat çekiyordu.

(...)

Distopyaya giden yol da işte bu epistemik darbeyle, “süreç olarak faşizmin” buluşmaya başladığı noktadan geçiyor. Pandemi, insanlığı bu yol ayrımına getirdi ama...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız