Thursday, April 29, 2021

İki iskemle, bir fantezi ve fiyasko

(...)

1915-18 “olayını” adlandırma (Ermeni soykırımı/katliamı/tehcir) konusunda en az yarım yüzyıldır kararlar verilmiş, saflar belirlenmişti. Bundan sonrası artık hangi tanımın egemen olacağına ilişkin bir siyasi-kültürel “mücadeleydi”. Türkiye’nin bu mücadeleyi kazanacak gücü yoktu, emperyalist sistem içindeki konumundan dolayı da azınlıkta kalmaya mahkûmdu; ancak jeopolitik dengelere, “jeostratejik sermayesine” dayanarak konumunu korumayı, bir “savunma savaşını” sürdürmeyi başarıyordu. AKP rejimi, ülkenin “jeo-stratejik sermayesini” tüketti ve geldik bugüne. 

(...)

Monday, April 26, 2021

‘Adamlar’ ve lebaleb dolu mekânları…

 


Adamlar”, Covid-19 yokmuş gibi davranmayı seçtiler; ne kadar güçlü hatta maço olduklarını sergilemek, ne kadar popüler olduklarını kanıtlayarak siyasi sermayelerini artırmak, en azından koruyabilmek için, taraftarlarını meydanlara, salonlara lebaleb doldurdular. Adamlar yalnızca kendi taraftarlarını değil, ülke halkını siyasi ihtiraslarına kurban etmekten çekinmediler.

(...)

Bolsonaro, taraftarlarını salonlara, meydanlara toplayıp nutuk attıkça vaka ve ölü sayısı arttı. Günlük vaka sayısı (7 gün hareketli ortalama) Kasım 2020’de 16 bin 851 iken 22 Nisan 2021’de 60 bin 185’e, toplam ölü sayısı da 390 bine ulaştı. Bolsonaro, hâlâ eve kapanma, sosyal mesafeyi koruma gibi önlemlere, ekonomiye zarar veriyor gerekçesiyle direniyor. Duke Üniversitesi’nden nöroloji profesörü Brezilyalı, Miguel Nicolelis“Ülkenin tarihinde ilk kez sağlık sistemi çöktü” derken, Sao Paulo Üniversitesi’nden üç profesör Ventura, Aith, Reis ortak açıklamalarında, Bolsonaro’nun politikalarını, toplumu, dünya halklarının sağlığını tehlikeye attığı için “insanlığa karşı işlenmiş” bir suç olarak nitelediler...

(...)

Hinduların ve Sihlerin kutsal bayramı “Kumbh Mela” mart başında başladığında milyonlarca insan Ganj Nehri kıyılarına toplandı, “kutsal” suya girip yıkanmaya başladılar.

Bu sırada Modi, Batı Bengal seçimlerini kazanıp kontrolündeki eyalet sayısını artırarak iktidarını yaygınlaştırmak, muhalefetin moralini bozmak için peş peşe büyük meydan, salon toplantıları düzenliyordu. Böylece 13 Şubat’ta 12 bin 144 olan vaka sayısı 23 Nisan’a gelindiğinde 297 bin 696’ya, ölümler de 190 bine ulaştı.

(...)

Salonları lebaleb doldurmayı seven, sürekli ağaç kestiren biri daha var. Onun ülkesinde de 25 Ocak’ta 6 bin 41 olan resmi (?) vaka sayısı 22 Nisan’da 59 bin 204’e ulaştı, sağlık sistemi çöktü. Ancak siz onu çok iyi bildiğiniz için üzerinde durmayacağım.

(...)

Seçimlere giderken Trump, taraftarlarını salonlara, meydanlara doldurdu. Böylece vaka sayısı 12 Ekim’de 34 bin 596’dan 8 Ocak’ta 259 bin 614’e, günlük ölüm sayısı 1125’ten 3 bin 500’ün üstüne çıktı; toplam ölü sayısı 380 bini geçti. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Thursday, April 22, 2021

Amerika’da faşizm hâlâ canlı ve güncel

 

Demokrat Parti, başkanlık seçimlerini ve senatoda çoğunluğu ele geçirdi. Biden kendisinden beklenmedik düzeyde halkçı politikaları hayata geçirmeye başladı. Amazon işçilerinin sendikalaşma mücadelesini destekledi, sendikalaşmanın önemini vurguladı. Pandemi giderek kontrol altına alınıyor, ekonomi toparlanmaya başladı. Jüri, George Floyd’u öldüren beyaz polisi suçlu buldu. Tüm bunlara bakarak ABD’de Trump gitti ve faşist tehlike ortadan kalktı diye düşünebilir miyiz?

Kökleri çok derinlerde

ABD’de faşist hareketin kökleri, Güney eyaletlerinin köleci geleneğine, iç savaşa ve 100. yılını anmakta olduğumuz 1921 Tulsa katliamına, ABD hegemonyasının gerileme dinamiklerine, 1995’in nisan ayında gerçekleşen Oklahoma bombalama olayına kadar gider. Trump döneminde, bu sürecin unsurları, ırkçılığı adeta meşrulaştıracak biçimde şekillenmeye başladı. 

Bu şekillenme şimdi iki kanaldan ilerliyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 19, 2021

AKP: Yolun sonundan nereye doğru?

 

Siyasal İslamın AKP rejiminin, genelde beş kuşakta kat edilen yükselme ve gerilemenin beş aşamasını bir kuşakta aşmayı başardığına işaret etmiştim. Şimdi, rejim yolun sonundadır. Buradan gidecek başka bir yeri olmadığı, ülke siyasetinin de bir “kötü sonsuz” içine girdiği söylenebilir! 

(...)

Bölgedeki yeni oyuncuyu da anımsayarak bu fantezileri, “Zhui Long” (ejderhanın peşinden koşmak) kavramıyla betimleyebiliriz. Siyasal İslamın liderliği, sözde “iç ve dış dinamiklerin örtüştüğü”, yerli ve yabancı liberal entelijansiyanın “darbeciler” yaygarasıyla “yeldeğirmenlerine saldırdığı”, siyasal İslamı göklere çıkardığı dönemi özlüyor. Ancak nasıl, bağımlısı “afyon dumanının” “ejderhanın” peşinden ne kadar koşarsa koşsun, o ilk anın verdiği hazzı yakalayamayacaksa, rejim de o ilk hegemonya inşa anının hazzına geri dönemeyecektir.  

Peki, rejim bu noktadan nereye gidebilir? Yukarıdaki benzetmeyi biraz daha esnetirsek: Her madde bağımlısı gibi dozu daha da artırmaya çabalamasını, artan dozun maliyeti karşısında daha da hırçınlaşmasını, içeride ve dışarıda daha büyük riskleri göze almasını bekleyebiliriz

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 15, 2021

Kimlik siyaseti ortamında seçimler

 

Geçen hafta iki ilginç çalışmaya rastladım. Birincisi, “The Doom of The Elites” (Seçkinlerin Kör Talihi - The American Conservative, 06/04/2020) başlıklı, Michael Vlahos imzalı bir deneme. İkincisi de Syracuse Üniversitesi’nden, Leyla D. Karataş ve Devashish Mitra imzalı “Electoral competition in the presence of identity politics” (Kimlik siyaseti ortamında seçim rekabeti- Journal of Theoretical Politics 2021, Cilt 33/2) başlıklı bilimsel çalışma. Bu iki çalışma, önümüzdeki günlerde yaşanacakları anlamaya, tavır almaya yardımcı olacak savlar ve bulgular içeriyor.

YÜKSELİŞ VE ÇÖKÜŞ

Vlahos’un, Demokrat Parti’yi ve sol akımları hedef alan yaklaşımını, Amerikan muhafazakârlığının tarihsel, güncel ve ideolojik özelliklerini göz önüne alarak okumak gerekiyor. Vlahos’un verdiği örnekler, seçkinlerin yükselme ve çöküşünün yaklaşık beş kuşak sürdüğünü düşündürüyor...

(...)

Türkiye’ye dönersek, siyasal İslamın, AKP’nin seçkinlerinin, “yükselme ve çöküş” sürecinin, yaklaşık beş kuşakta geçtiği beş aşamayı, bir kuşak içinde aşmayı başardıklarını söyleyebiliriz.

(...)

KİMLİK VE KÜLTÜR

Karataş ve Mitra’nın araştırmalarının bulguları, güçlü kimlik siyasetinin siyasi kutuplaşmayı derinleştirdiğini, bu ortamda yapılan seçimlerde seçmenin ekonomi, gelir dağılımı konularından çok, kutuplaşmanın etkisi altında tercih yaptığını gösteriyor. 

(...)

Yaının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 12, 2021

Absürdistan’da son durum

 

Ekonomi dibe vurdu, lebaleb toplantılardan sonra vaka sayısı tavana çarptı. Kanal İstanbul ve Montreux Anlaşması tartışması sürerken 104 emekli amiral konuya ilişkin bir bildiri yayımladılar. Bildirinin içeriği yok sayılıp biçimi darbe niyeti olarak nitelendi, tutuklamalar başladı. Çin şirketleri, ciddi jeopolitik sorunlar yaratmak bir yana, büyük ekolojik sorunlar yaratmaya aday Kanal İstanbul Projesi için teklif vermeye hazırlanıyormuş.  

Absürdistan’da son durumu anlamak çok zor. Yine de Mine Söğüt ve Ali Sirmen’in cuma günü yayımlanan yorumları yardımcı olabilir. 

‘Demokratik yollardan yararlanarak’

Mine Söğüt, çok ilginç bir şey yapmış, “darbe” sözcüğünün “resmi” tanımının (TDK), Cumhuriyet kurulduğundan bu yana geçirdiği evrimi izlemiş. Söğüt’ün aktardıklarından, “darbe” tanımının evrim sürecinin bir noktada bir mutasyona uğradığı anlaşılıyor.

(...)

Cumhuriyetin kazanımlarına karşı çıkanlar

Ali Sirmen, bu “mutasyonun” yarattığı olanakları, muhalefeti susturmanın aracına dönüştüren aktörü, Montreux Anlaşması tartışması bağlamında tanımlıyor:

(...)

Tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 08, 2021

Bloklaşma eğilimi güçleniyor - II

 

Uluslararası ilişkilerde bloklaşma eğiliminin arkasında ilk aşamada iki dinamik var. Bunların arkasında da kapitalizmin 1980’lerde devreye giren ve yayılan kriz yönetim modelinin, neo-liberalizmin 2008 finansal kriziyle birlikte tükenmiş olması… Bu kriz yönetim modelinin tükenmesiyle şekillenen dinamikler, Atina ve Isparta arasındaki Peleponnes Savaşları’nı anlatan tarihçi Tükidides’e atıfla, “Tükidides tuzağı” olarak adlandırılan bir duruma doğru gidiyor.

“Tükidides tuzağı”, büyük güçler arası ilişkilerde geri dönülmesi zor ve savaşa yol açma olasılığı yüksek bir tıkanmayı betimliyor:

(...)

İKİ DİNAMİK

Bir kriz yönetim modeli, kapitalizmin kimi kriz eğilimlerini ötelerken çelişkilerinin kimi ürünlerinin bir kırılma noktasına doğru birikmeye devam etmesini önleyemez. Bu, neo-liberalizm için de geçerliydi. 

(...)

Diğer bir deyişle, Biden yönetiminin “sosyal demokrat” politikalarını, bloklaşma sürecinin öbür yüzü, yeni bir kriz yönetim modeli inşası çabaları olarak okuyabiliriz.

Yazının tamamını okumak içn tıklayınız

Monday, April 05, 2021

Demokrasi çürüyor…

 

İngiltere’de Boris Johnson başbakan olduğundan bu yana demokrasi çürüyor, “süreç olarak faşizm” ilerliyor. 

Brexit ve sonrası

Boris, Muhafazakâr Parti’nin başkanlığına, “Avrupa Araştırma Grubu” olarak bilinen (ırkçı, milliyetçi, ekonomide sınırsız serbestlik yanlısı) bir grubun desteğiyle geldi. Bu grup adeta “Atlantik kıyısında yeni bir Singapur” yaratmayı planlıyordu. Türkiye’deki “Osmanlı restorasyonu”, Trump’ın “Yeniden büyük yapma” fantezileri gibi bir şey...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 01, 2021

Bloklaşma eğilimi güçleniyor - I

 

Uluslararası ilişkilerde bloklaşma eğilimi hızlandı. Bu eğilim 30 yıllık neo-liberal küreselleşmenin temel varsayımlarını ve ürettiği biçimleri de sorguluyor.

ABD, SAFLARI SIKLAŞTIRIYOR

Geçen ay, Alaska’da ABD ve Çin temsilcileri iki ülke arasındaki sorunları tartışmak için bir araya geldi. Toplantıda, ABD Dışişleri Bakanı Blinken, Çin temsilcilerine insan hakları üzerine bir söylev verdi. Çin tarafı da toplantı başlarken saptanan 6 dakika konuşma sınırını 15 dakika aşarak “sen kendine bak” türünden sert ve uzun bir söylevle cevap verdi. Sonunda Blinken, “Kurallara uymaya niyetli olmadığınızı bir kez daha kanıtladınız” derken, Çin temsilcisi “Kendi demokrasi anlayışınızı başkalarına dayatamazsınız” tepkisiyle cevap verdi. İki büyük gücün, Biden dönemindeki ilk toplantısı, ağız dalaşının ötesine geçemedi.

(...)

RUSYA, ÇİN VE DİĞERLERİ 

Alaska toplantısından 72 saat sonra, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Pekin’deydi. Çin ve Rusya yakınlaşması ikinci blokun omurgasını oluşturuyor.

(...)

Bir tarafta ABD, Avrupa, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda diğer tarafta, Çin, Rusya, İran, Kuzey Kore olarak şekillenmekte olan bloklaşma süreci, Güneydoğu Asya’da, Orta Asya’da, Ortadoğu’da birçok ülkeyi taraf olmaya zorluyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız