Thursday, April 27, 2017

‘Dünya Günü’ – bilimsel gerçekler

Dünya Günü’nde (22 Nisan) biz, 15 yıldır eğitim sistemini, bilimsel çalışmayı ve akademik özgürlükleri enkaza çeviren bir aklın “Atı alıp (mühürsüz oylara binerek) Üsküdar’ı geçmesinin” şokunu yaşarken, dünyanın bütün kıtalarında, Antarktika’da bile, bilim insanları, çevreci örgütlerden ve toplumların çeşitli katmanlarından yüz binlerce insan, “bilimsel gerçekler” için yürüdüler, protesto gösterileri düzenlediler.

(...)


Monday, April 24, 2017

Referandum: Bir ‘otopsi’

Sonuçların niteliği, katılanların, siyasi aktörlerin eğilimleri belirginleşti. Artık bir “otopsi” yapmayı deneyebiliriz. 
 
Gerçekler ve fanteziler 
Gerçekler: Bu referandum OHAL altında yapıldı, hile yaygındır; öyleyse, meşru sayılamaz, sonuçlar yasal değildir. Erdoğan’ın liderliğindeki siyasal İslam bu referanduma bir “cihat” ruhuyla girmiş, varını yoğunu arzusunun arkasına koymuştur. AKP salt bir parti değildir, aynı zamanda bir hareketin temsilcisi, bir projenin aktörüdür. Şimdi bu projenin içerdiği, toplumsal dönüşümler hızlanacaktır. Bu parti ve liderliği her seçimde “gerekeni yapar ve kazanır” (bir sınıf iktidardan seçimle uzaklaştırılamaz)! CHP bir deneyimden daha yenilgiyle çıkmıştır. 
Fanteziler:“ ‘Hayır’, aslında kazanmıştır”; “CHP kendi oy tabanından fazlasına ulaştı”; “Yüzde 20’lerdeki oyunu yüzde 40’lara çıkardı”; “Erdoğan kazandı ama şimdi işi daha zor”; “2019’da görülecek hesabımız var”; “CHP... Gazi Meclis’i sonuna kadar koruma kararı...”. Bu kadar hile ve yalandan sonra bu “diniman sahibi, namazında niyazında insanlar…” 

Bu fanteziler, bu [G]erçeklerin ağrılarına katlanmaya yardım ediyor, Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın iktidarını destekliyor. 
Yukardaki [G]erçeklerin AKP ve siyasal İslamla ilgili parçasına geçen hafta kısaca, son iki kitabımda (Tekin Yayınevi) da ayrıntılı olarak değinmiştim. Bu yazımda, daha çok CHP üzerinde durmak istiyorum. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 20, 2017

Beklenen oldu!

Siyasal İslamın tek adam saplantısı, realiteyi kavramaktaki kronik yetersizliği, beklenen sonucu yarattı, AKP dayattığı referandumu yüzüne gözüne bulaştırdı.

‘Ya devlet başa...’ 
AKP liderliği ülkede, İslamcı otoriter bir tek adam rejimi kurmak istiyordu. Ancak, toplumun yarısı bu projeye kesinlikle karşıydı. AKP liderliği geldiği eşikte, toplumsal koşulların ne kadar kritik olduğunu kavrayamadı; “Ya devlet başa ya kuzgun leşe”, “zorlarsam aşarım”, “kapıp kaçarım” diye düşündü.
(...)


Monday, April 17, 2017

Büyük türbülansa girerken

Karşımızda bölünmüş bir toplum var. Bir yarısı öbürüne kinli; karısını, kızını ganimet gibi görüyor.. Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın getirdiği noktada Türkiye, küreselleşme sonrası dünyanın ürettiği büyük türbülansların içine bu bölünmüşlükle giriyor. Öyleyse, bu trajedinin içinde, sonuç ne olursa olsun “Hayır” diyenleri bu ülkenin halklarının geleceğini koruma görevi bekliyor.

Aşılamaz bir bölünme
Bu bölünmüşlüğün temelinde ekonomik, siyasi hatta etnik çelişkiler olsaydı maddi çıkarlar temelinde bir uzlaşma noktası bulmak, çelişkileri yönetmek mümkündü. Ne yazık ki siyasal İslamın 15 yılda ülkeyi getirdiği noktadaki bölünme, kimlikler arasındaki, uzlaştırılması, yönetilmesi son derecede zor hatta kısa dönemde olanaksız farklardan kaynaklanıyor.

Toplumda, özellikle Gezi olayından sonra belirginleşen bu bölünmenin fay hattı, bireylerin öznelliklerinin merkezinden, dayandıkları “anlam sistemleri- hakikat rejimleri” arasındaki farklardan geçiyor...

Thursday, April 13, 2017

Şizofreni, paranoya, yalan ve kin

Referandumdan önceki son yazımı bir iç sıkıntısıyla yazıyorum. Oy verme, sayma işleminin güvenliği sağlanabilirse “Hayır” çıkacağına inanıyorum ama o güvenliğin sağlanamayacağını, bugün iktidardaki kişi, parti ve hareketin“Hayır” çıkmasını engellemek için devletin, partinin, hareketin tüm olanaklarını, fiziki ve simgesel şiddetle birlikte, ülkede derin yaralar açma pahasına, kullanacağını düşünüyorum. İyimser olamıyorum. İktidardakilerin ruh hali de “dışarda şizofreni, içerde paranoya ve nefret”, hayra alamet değil.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 10, 2017

Trump’ın füzeleri AKP’nin hayalleri

ABD, Suriye’de bir hava üssünü füzelerle vurdu. AKP liderliği ve akıl hocaları, aniden rejim değişikliği hayallerine geri döndüler, Rusya’ya, İran’a “ayar vermeye” başladılar. Aklını biraz verimli kullanabilen biri, füzelerin Suriye iç savaşına yön vermekle değil, Trump’ın adeta bir taşla birçok kuşu birden vurma niyetiyle ilgili olduğunu kolaylıkla görebilir.

‘Birçok kuş’ 
Trump ciddi bir yönetim krizi yaşıyor; bu kriz, hem ülkede hem de uluslararası alanda bir güven krizine yol açıyordu. Krizin bir ayağında Trump’ın Rusya’nın etkisi altında olduğuna, ABD başkanlık seçimlerinde yardım aldığına ilişkin, hâlâ soruşturulmakta olan iddialar var. İkinci ayağında da Trump’ın uygulamayı arzuladığı programla, yönetime getirdiği kadrolarla kendi partisi arasındaki uyumsuzluklar... 

(...)

Thursday, April 06, 2017

Yılın en riskli olayı

Referandumdan değil, mayısta sonuçlanacak olan Fransa başkanlık seçimlerinden söz ediyorum. Referandum da çok riskli ama bizimkiler, bizden başka kimseyi, kuru gürültünün ötesinde, gerçekten tehdit edecek ne güce ne de akla sahip.

Fransa öyle değil. Başkanlık seçimlerini, Avrupa Birliği’nden çıkmak isteyen Marine Le Pen’in kazanması durumunda, AB’nin, hatta ABD liderliğindeki Batı merkezli düzenin geleceği ekonomik ve siyasi açılardan büyük risk altına girecek...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 03, 2017

‘Evet’ ve ‘uygarlıklar çatışması’

Ülkelerin, parlamenter yollardan totaliter rejimlere dönüşme olasılıkları üzerine tartışmalar, Batı’da sağ popülizmin yükselmesi, Türkiye’de AKP rejiminin evrimi, şimdi de Referandum üzerinden yoğunlaştı. Tartışmalarda Almanya’da Nazilerin iktidara yükselme süreci önemli bir örnek oluşturuyor. Bu örnekte, süreç ve söylem boyutları özellikle ilginç.

Süreç... 
Nazi rejiminin kurulmasında, Reichstags binasının yakılması, bunun ardından, çıkarılan Yetkilendirme Kararnamesi belirleyici bir rol oynadı. 
Hitler bu yetkilendirme kararnamesine dayanarak OHAL ilan etti, kararnamelerle yönetmeye başladı.

(...)

Thursday, March 30, 2017

‘Evet’ ile nereye?

Siyasal İslamın entelektüellerinden Hayrettin Kahraman (Daily Express’e göre, Erdoğan’ın imamı), “Müslümanların Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer din mensuplarına yaşama hakkı tanıdığı gibi ‘Hayır’cılara da bu hakkı tanıyacağını” söylemiş. 

Böylece “Hayır”cıları, İslamın karşısındaki dinlerle aynı kategoride gören Kahraman ne tek örnek, ne de kuralı bozan bir istisna. Daha geçen hafta, “kinine dinine sahip gençlik” amacıyla çıkılan yol, “daha akıtılacak çok kanımız var” noktasına gelmemiş miydi? Kinine sahip olanların, kendilerinde birilerine yaşam hakkı tanıma hakkını görenlerin düzeni... 
Referandumdan “Evet” çıkarsa gidilecek yer işte burası.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 23, 2017

‘Evet’ çıksa da ‘Hayır’!

Referandumdan “Evet” çıksa da “Hayır” demeye devam etmek gerekiyor. Bu, ilk anda halkın iradesine saygısız, antidemokratik gibi görünen öneri, doğrudan adalet kavramıyla ilgilidir ve en azından üç nedene dayanıyor. 
 
Meşruiyet sorunu 
Birincisi: Referandumdan “Evet” çıkmasını isteyen Siyasal İslamın liderliği, partisi-hareketi, demokrasiyi ortadan kaldırmayı, idam cezasını geri getirmeyi vaat ediyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 20, 2017

Evet = Felaket

AKP rejiminin “Nazi”, “faşist”, “haydut devlet” hezeyanları beni kaygılandırmıyor. Nasıl olsa, AKP yönetimi yine 180 derece dönecek. Beni kaygılandıran, bu seri “U” dönüşleri üreten “arzusunu, realite sanma” hastalığı.

Yaptıkları yapacaklarının... 
Bu hastalığın kaynağında, fantastik bir İslamcı dünya görüşünün AKP liderliğinin anlağında oluşturduğu “resim” var. Dinci dünya görüşünün “kırık aynasında” şekillenen bu resim “U dönüşleri arttıkça” realiteden biraz daha uzaklaşıyor; uzaklaştıkça da arzuları cevapsız kalıyor, davranışlara, düş kırıklığı, paranoya yön veriyor.

(...)

Thursday, March 16, 2017

Yarın çok geç olacak!

“İç ve dış dinamikler bizden yana” iddiasıyla başlayan siyasal İslamın AKP rejimi şimdi “içeride dışarıda herkes bize düşman” noktasına geldi; bir süredir de projesini toplumu derinden sarsan “şok”lar üreterek aşabiliyor. Her “şok”tan sonra da toplum biraz daha kutuplaşıyor, dokusu biraz daha çözülüyor. Referandumdan sonra, toplumu yeni bir “şok” bekliyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 13, 2017

Silivri’ye mektup

Sevgili Hakan, dış basında tartışılanları izleme şansınızın çok kısıtlı olduğunu düşünerek, özgür olsaydın yazılarına konu olabilecek kimi gelişmeleri çok kısaca aktarmaya çalışacağım.

‘İç dinamik-dış dinamik’ 
Şu ünlü “iç dinamik dış dinamik çakıştı” muhabbeti vardı ya... Şimdi, “Allah’ınlütfu” Başkanımız sayesinde, yerini Timur Selçuk’un ünlü şarkısındaki havaya bıraktı: “Yollarımız burada ayrılıyor / Artık birbirimize iki yabancıyız”... 

(...)

‘7. Kasa’da ne var?’ diye sormuş bir ‘bot’ öbürüne... 
Birileri, belki de bir “bot” (uzman algoritma) CIA’nın, akıllı telefonların, sosyal medyanın, televizyonların, bilgisayarların güvenlik sistemlerini aşarak bilgi çalan programlarını çalmış; WikiLeaks’e vermiş

(...)

Thursday, March 09, 2017

Almanya’dan söz açılmışken...

Almanya’nın uluslararası “güçler dengesi” denklemi içindeki önemi giderek artıyor. Örneğin Financial Times şöyle yazabiliyor: “Angela Merkel, Batıdünyasının de facto lideri olduğu iddiasını, grotesk ve absürd olarak niteledi...” “öfkesini anlamak kolay. Modern Almanya’nın ne Batı’nın lideri olmaya niyeti var ne de bu yükü taşıyacak gücü” (06/03/17). 

Bu tür gözlemlerde hep Çin’in adı geçerdi, belli ki yeni bir algı şekilleniyor: “Dış ticaret fazlası konusunda, ABD’nin öfkesine hep Çin hedef oluyor ama, Almanya’nın dış ticaret fazlası Çin’inkinden çok daha büyük ve gerek Amerikan ekonomisi gerekse de dünyanın geri kalanı açısından çok dahaönemli” (Wall Street Journal 05/03/17)

(...)

Yazının tamamını okumak için tık layınız

Monday, March 06, 2017

İkinci kez de trajedi olacak gibi...

Yüz yıl sonra, yine kronik bir mali kriz ve durgunluk içinde ekonomik korumacılık yükseliyor, büyük güçler arası rekabet, vekâlet savaşları yoğunlaşıyor, uluslararası alanda savunma harcamaları artıyor. “Tarih birincisinde trajedi olduysa ikincisinde komedi olarak tekrarlanır” denir ama, bu kez ikincisi de trajedi olabilir.

(...)

Toplumsal karışıklıklarla, vekâlet savaşlarıyla silah satışları ve ekonomik büyüme arasında yakın bir ilişki var. Rusya, Suriye platformunda 116 yeni silah sistemini deneme, potansiyel müşterilere sergileme şansı bulduğunu açıkladı. Bu sırada, tüm “ileri-geri bağlantılarıyla” birlikte savunma endüstrisinin ekonomik büyümeye nasıl önemli bir katkı yapabileceği de artık açıkça konuşuluyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 02, 2017

‘En müreffeh, en özgür dönem’

Aslı Aydıntaşbaş arkadaşımız aktardı, Michael Ignatieff, popülist milliyetçileri iktidara getiren isyan hareketine “karşıdevrim” diyormuş. “Devrim” de, “son 15-20 yıldır insan hakları, çoğulcu demokrasi, nispetenenternasyonalist bir düzenin hâkim olduğu dünya konjonktürü” imiş. Son 10 yıl muhtemelen insan ırkının gezegendeki yüz binlerce yıllık tarihinde görüpgöreceği en müreffeh ve özgür dönemmiş (yanlış okumadınız, son on yıl: 2007-2017!!!). Birkaç istisna dışında her ülke, doğruluğu tartışılmayan “insanhaklarına” riayet etmiş, demokrasi yolunda ilerlemek zorunda hissetmiş. Birey, tarihte olmadığı kadar güçlü bir yere gelmiş. Sonra malum popülist dalga...

‘Yararlı salaklardan’ biri 
Ignatieff’i, Irak’ın işgali sırasındaki, “Liberal Emperyalizm” utanmazlığından anımsıyorum.

(...)

Monday, February 27, 2017

‘Hayır’ı göstermek gerekir

Erdoğan, AKP, siyasal İslam, toplumdan, tüm yetkileri bir kişinin elinde toplayacak bir anayasayı kabul etmesini istiyor. Bu akla, “sağduyuya” uygun bir talep değildir. “Evet” diyecek olanlar kararlarını akla değil, inanca dayandıracaklardır. Öyleyse “evet” kimliğe ilişkin bir karar olacaktır. 

Bu durumda, sandıktan, manipülasyonları aşabilecek oranda “hayır” çıkması için siyasal İslamın kampındaki kararsızları (siyasal İslamın hegemonyası altında şekillenmiş kimlikleri) etkilemeyi başarmak gerekecektir. Bu amaca, salt “sağduyuya”, ekonomik/maddi çıkarlara hitap ederek ulaşılamaz. Bu düşüncemi geçen hafta dikkatimi çeken üç örneğe dayanarak açmaya çalışacağım.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 23, 2017

‘Absürdistan’

Absürdistan gerçek bir sözcük değil ama, AKP liderliğinde Siyasal İslamın15 yılda ülkeyi getirdiği yeri tanımlamak için daha uygun bir ifade bulamadım. Ülkeye, fiili olarak dayatılmış bir tek adam rejimini yasallaştırmak için referanduma gidiyoruz. Sünni Başbakan, evet oyunu arttırmak için şamanist, hatta satanist el hareketleri yapabiliyor. Absürtisdan işte...

Referandumda ‘esas mesele...’ 
Peki, bu anayasaya “evet” dememizi isteyen Siyasal İslam, AKP ve Saray, karşılığında ne vaat ediyor? Ekonomik refah, özgürlük, demokrasi mi
(...)

Monday, February 20, 2017

Sözde hâkimler’ - ‘yalancı basın’

ABD’de yaşananlar (bir türü iyi anlayabilmek için en gelişmiş örneklerine bakmak gerekir) bize, kapitalist-liberal- demokrasinin işleyişine ilişkin önemli ipuçları veriyor: Bu devlet biçiminde, egemen sınıfın iktidarını öncelikle, seçilmişler (geçici yönetim) değil, anayasa ve ona göre atanmışlar (kalıcı yönetim) ve “kapitalist gerçekçilik” içinde kaldığı sürece basın güvence altına alır. Bu yüzden, “atanmışlar-seçilmişler”, ikilemi üzerinden yasamayı ve yürütmeyi (güçler ayrılığını) etkisizleştirmeye, muhalif sesleri susturmak için yandaş basın yaratmaya çalışan bir siyasi çizgi aslında devletin yapısını değiştirmektedir. 
Trump’ın ilk adımları 
ABD’de Başkanlık seçimlerini kazanan Trump’ın ilk uygulamalarına, şekillenen yeni hükümete bakınca, “alternatif-sağ” olarak tanımlanan bir akımın projesi üzerinden, “devletin biçimine”, egemen ideolojinin meşruiyet sınırlarınayönelik bir müdahale girişimi ile karşılaşıyoruz. Devletin güvenlik bürokrasisi, federal bürokrasi, yargı ve büyük medya, bu müdahaleye, şu ana kadar görebildiğimiz kadarıyla, başarıyla direniyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 16, 2017

Çok düzeyli dağılma

Dünya sisteminde son yıllarda çok düzeyli bir dağılma gelişiyor. Kapitalizmin yapısal krizi, ABD hegemonyasının gerilemesiyle şekillenmeye başlayan yeni güçler dengesi (emperyalistler arası rekabet) ortamı gibi genel, “uzun döneme”ilişkin düzeydeki gelişmelere bu yazıda değinmeyeceğim. 

Kısa döneme ilişkin düzeyde, ABD’de Trump, İngiltere’de Brexit, Avrupa’da, Hollanda, Fransa, daha sonra eylülde de Almanya seçimleri var. Romanya, Macaristan, Polonya, Türkiye gibi çevre (bağımlı) ülkelerde gelişen dağılma eğilimleri de bir başka düzey oluşturuyor. 

ABD’de Trump “pratik hükümetin” duvarına çarptı. İngiltere’de Brexit süreci, iktidar ve muhalefet partilerinde derin bir kriz yarattı. Bu ikisini, Romanya, Macaristan ve Polonya’daki gelişmeleri daha sonra tartışmak üzere izlemeye alıp gündemin başındakilere bakalım. 
 
Hollanda, Fransa, Türkiye 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 13, 2017

Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya

Dünyada 37, Türkiye’de son 16 yılın öyküsünü tek satırla özetleyecek olsak: “Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya aktı” diyebiliriz.

O da yanılmış... 
İdeolojilerin sonu geldi. Sağ sol ayrımı ortadan kalktı. Liberal demokrasi küreselleşme ile tüm dünyayı kapsıyor. Bir baskı aracı olarak ulus devletin gücü kırılıyor; milliyetçi saplantılar tarihe karışıyor. Kültürler birbiriyle kaynaşacak aşiretçi mantalite yerini, “ötekine saygıya” bırakacakBu yeni küresel kapitalizmde insanlığı barış huzur ve refah dünyası bekliyor. 
Bu fanteziler (gerçeğin üstünü bir mükemmellik vaadiyle örten anlatı) toplumda liberal entelijensiyanın katkılarıyla yayılırken, alt sınıflardan egemen sınıflara, çevre ülkelerden merkez ülkelere servet transferi baş döndürücü bir hıza ulaştı. Yukarıda, müstehcen servetler birikirken, aşağıda işsizlik, yoksulluk altında kıvranan sınıfların payına fanteziler düştü...

(...)

Thursday, February 09, 2017

Bir mülksüzleştirme makinesi: TVF

TVF “ürkiye Varlık Fonu” (TVF) olarak adlandırılan garip bir “şey” var karşımızda. İlk gözlemlerden (Yalçın Karatepe’nin video sunumu, Orhan Bursalı, Çiğdem Toker, Fatih Yaşlı, Oğuz Oyan...) bu “şey”in ne olduğunu öğrendik. Kamunun mülkiyetindeki bankalar, topraklar, şirketler hiçbir faaliyet sınırlamasınadenetime tabi olmayan, piyasa kurallarına da uymayacağı anlaşılan bir anonim şirkete devrediliyor. Diğer bir deyişle kamu, piyasa ilişkileri bypas edilerek, mülküzleştiriliyor, böylece el “konan toplumsal değerler” bir anonim şirket biçiminde oluşturulan bir özel mülkiyet nesnesinedevrediliyor. 
 
Bu ‘şey’ kimin ‘şeyi’? 
Yine de bir soru kafamı kurcalıyor: Bu “şey”in mülkiyeti kime ya da kimlere ait? Kapitalist toplumda biri bireysel diğeri kolektif olmak üzere iki özel mülkiyet biçiminden söz edebiliriz...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 06, 2017

Artık ‘dinci faşizm’i konuşmalıyız

Trump yönetiminin karakteri belirginleşmeye başladı. İtalyan faşizmi üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Ruth Ben-Giat (New York University), “Bir tür darbe niyetini göz ardı edemeyiz” diyor (The Independent). Bence de... Faşizmi akla getiren gelişmelere tanık oluyoruz. Yahudi ve komünist düşmanlığına bu kez bir de dinci “ötekileştirme” ekleniyor. 
 
Tekelci  sermayenin... 
İtalya, Almanya, İspanya’da faşizmin kitle tabanını orta sınıfların ekonomik olarak en kırılgan, işçi sınıfının en örgütsüz, eğitimsiz, yoksul kesimi oluşturuyordu. Buna karşılık iktidardaki faşizm, tekelci sermayenin, büyük toprak sahiplerinin ekonomik, siyasi çıkarlarının, emperyalist militarist politikalarının iktidarının savunucusu oldu. Bu tabanı kuran, yaşatan simgesel evren de ırkçı, milliyetçi, kadın ve LGBT düşmanı, otoriter /totaliter, militarist bir söylem, güçlü adam kültü üzerinde şekilleniyordu. 
Trump yönetimi de benzer bir kitle tabanına dayanıyor, büyük sermayenin temsilcilerinden, generallerden oluşuyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 02, 2017

Bir krizden öbürüne

Liberalizmin iflası, Brexit, Trump“alternatif-sağ” ya da yeni faşizm, korumacılık eğilimleri, “savaş korkusu”, gittikçe sıklaşan kitlesel protestolar, dinci terörizm, dünya ekonomisinin merkezlerinde çok tehlikeli bir dönemin başladığına işaret ediyor. David Harvey’in “yön değiştirme krizi” (switching crisis) kavramı bu dönem üzerinde düşünmeye yardımcı olabilir. 

‘Yön değiştirme’ krizi 
Bir sermaye birikim rejiminin krizini yöneten model tükendiğinde yeni rejim arayışları gündeme gelir. Var olan rejimi destekleyen, yeniden üreten kurumların, sermayenin örgütlenme biçimlerinin, mekânlarının, yönetici kadroların, çalışanların ve tüketicilerin duyarlıklarının bu arayışlara direndiği görülür.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, January 30, 2017

‘Ulusalcı enternasyonalizm’

ABD ve Avrupa medyasında, Brexit ve Trump’ın seçim zaferinden sonra yeni bir tanımlama var: Ulusalcı Enternasyonalizm. İnsanın aklına oksus(keskin/zeki) morus (körelmiş/ aptal) kavramlarından, imkânsız bir duruma işaret etmek içi üretilen “oksimoron” kavramı geliyor. “Ulusalcı enternasyonalizm” bir durum olarak imkânsız, ama kavram olarak 35 yıllık dünya düzeninin çözülmeye başladığına ilişkin iyi bir kanıtı. 
 
Ekonomik, siyasi, ahlaki iflas... 
Liberal demokrasi, insan hakları, serbest ticaret, 1980’lerden bu yana, özellikle de Doğu Bloku çöktükten sonra, oluşan “düzenin”, siyasi, ahlaki, ekonomik temel taşlarıydı.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 26, 2017

Yaklaşan felaket ve zaaflarımız

Referandumun sonucu ne olursa olsun ülkeyi, son derecede tehlikelibir dönem bekliyor. Ülkeyi bu noktaya AKP yönetimleri, onun yolunu açan liberal entelijansiya ve CHP’nin öngörüsüzlüğü getirdi. Referandumdan sonra kendini en zor koşullar içinde bulacak olanların başında özel olarak kadınlar ve sol, işçi hareketi geliyor. Ancak geride bıraktığımız 14 yılı, özellikle Gezi sonrası dönemi, sol da değerlendiremedi. “Gezi Olayı” fırsatını kaçıran, Kürt siyasi hareketine de benzer bir eleştiriyi, özellikle haziran seçimlerini izleyen döneme ilişkin olarak yöneltmek gerekiyor. 

Şimdi bir taraftan referandumdan “Hayır” çıkması için çalışırken, diğer taraftan “referandum sonrasına” hazırlanmak gerekiyor. CHP’nin, solun, hatta Kürt hareketinin geçmiş deneyleriyle, andaki durumuna bakınca iyimser olmak zor. Buna karşılık Siyasal İslam, projesini ilerletebilmek için devletin olanaklarını kullanarak hem kendi tabanını konsolide etmeye devam ediyor, hem de şoven milliyetçiliği yedeğine alarak cepheyi genişletmiş görünüyor.

Sağ kesimden Gramsci dersleri... 
Siyasal İslamı AKP liderliğinde bugüne getiren “pasif devrim” sürecine bakınca, bölmek - birleştirmek diyalektiğinin başarıyla yönetilmiş olduğunu görüyoruz. 

(...)

Monday, January 23, 2017

‘Bir köprüde iki keçi’

Biri “Davos” toplantısı başlarken, diğeri de ardından yapılan iki konuşmanın yarattığı iyimserlik ve kaygı, aklıma Amenábar’ın Los Otros (Ötekiler) filmini ve Shakespeare’in Jul Sezar yapıtını getirdi. 
 
Öldüğünü bilmeyenler 
Ötekiler” filmi öldüğünü bilmeyen, etrafındaki canlıları hayalet sanarak dehşete düşen, hayaletlere ilişkindi. Aynı “Davos men” gibi. 

(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 19, 2017

Pazarlıklar, savaşlar, ‘devrimler’ çağı

Financial Times, “Davos Man” olarak bilinen küresel elitin (finans oligarşisi -yüzde 1- de diyebiliriz) etkisinin kırıldığını düşünüyor. Foreign Policy’de Gillian Tett “Davos men çıplak” diyor. Wall Street Journal’a göre “Davos’un mesajı açık: Tüm dünya artık bir çarşı, tüm anlaşmalar, ittifaklar, ilişkiler yeni pazarlıkları bekliyor.” 

ABD’de, Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC), Küresel Eğilimlerİlerlemenin Paradoksları başlığıyla yayımlanan yeni raporu, “karanlık ve zor bir yakın gelecek” öngörüyor. Bunlar da bir başka “karanlık ve zor” dönemi anımsatıyor. 

LeninEmperyalizm... (1915) broşürünü yazarken, bir “paylaşım savaşları”, “proletarya devrimleri” çağına girildiğini düşünüyordu. 

(...)

Yazını devamını ok umak için tıklayınız

Monday, January 16, 2017

‘Trump krizi’ üzerine spekülatif düşünceler

Bu “tuhaf” Trump krizine, ABD’de “dış politika paradigması” krizini aşacak bir “Büyük Strateji” arayışı bağlamında bakabiliriz. 

Soğuk Savaş”tan sonra bütün “Büyük Strateji” üretme çabaları başarısız oldu. Ancak, ABD yönetici sınıfı her seferinde, Clinton ve Bush başkanlıklarının II. döneminde olduğu gibi, yeni bir “Büyük Strateji” üzerinde, çeşitli çıkar grupları arasındaki çelişkileri aşarak uzlaşmayı başardı. 

Bu kez ortada hâlâ yeni “Büyük Strateji” yok. Aksine bir belirsizlik, hatta yeni başkanın bir başka ülkenin “kuklası” olduğuna ilişkin iddiaların yarattığı bir skandal var. Bu skandala, yakından bakınca da karşımıza ekonomide “küreselleşme”, siyasette de Rusya çıkıyor.

Küreselleşmeden sonra... 
Financial Times’dan Martin Wolf“Dünya düzensizliğine uzun, sancılıyolculuk” başlıklı yazısına “küreselleşme dönemi biterken, yeni dönemi korumacılık ve çatışma mı belirleyecek” sorusuyla başlıyordu (05/01/2017). “Trump krizini” şifreleri de bu saptamanın içinde.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Thursday, January 12, 2017

Muhalefet ve siyaset

Laikliği savunmakla, terörizmi desteklemek eşitlenir, dinci totaliter bir rejim gerçekleşmeye başlarken bence vurgulanması gereken bir konu var: AKP liderliğinde siyasal İslam, en kritik anlarda, projesini, karşısındaki güçlerin biteviye tekrarladıkları bir hatadan başarıyla yararlanarak ilerletti. 

Bu “hatayı”Jacques Rancière’in, Disagreement: Politics and Philosophy(Anlaşmazlık: Siyaset ve Felsefe) başlıklı çalışmasındaki düşüncelerden yararlanarak irdelemeye çalışabiliriz.
***
(1) A ve B bir duvara bakıyorlar. Biri beyaz diyor öbürü siyah. Bu durumda A ile B arasında bir uzlaşma umuduyla tartışma yürütmenin zemini yoktur. (2) İkisi de beyaz diyorsa, ancak B beyaz derken, beyazı değil de başka bir şeyi kast ediyorsa ve A bunu anlamıyorsa, iki taraf arasında anlamlı bir tartışma sürdürülemez. 

(...)

Monday, January 09, 2017

Hegemonya krizi derinleşirken

ABD hegemonyasının gerileme sürecinin nihai aşamasına girdiğine ilişkin belirtiler 2016 yılının son haftalarında yoğunlaştı. ABD yönetiminin bu tarihsel (maddi) gelişmeye uyum sağlamaya çalışmak yerine, sonuç verme şansı olmayan süreci geri çevirme çabalarında ısrar etmesi, reaksiyoner, gerilemeyi, hatta sistemik dağılmayı hızlandıran dış politika reflekslerine yol açıyor.

Strateji sorunu
Soğuk Savaş” sonrasında ABD açısından, bir “dış politika paradigması sorunu” oluşmuştu.

(...)

Thursday, January 05, 2017

Dışarıdan bakınca Türkiye

Reina katliamının ardından Batı medyasındaki yorumları bir araya koyunca ortaya Türkiye’nin geleceğine ilişkin çok karanlık bir görüntü çıkıyor.

Seküler yaşama yönelik bir saldırı 
Örneğin, en açık biçimde Die Welt’in koyduğu gibi: İstanbul’da Reina’da gerçekleştirilen katliamla, Paris’teki Bataclan ve Berlin’deki Noel festivaline yönelik saldırılar ortak bir simgesel özelliğe sahip: Üçünde de İslamın onayladığı yaşam tarzına uymayanlar hedef alındı.

(...)

Monday, January 02, 2017

17’nin gelişi 16’dan belliydi

Üç hafta içinde yaklaşık 100 insanımız terör saldırılarında öldürüldü. AKP Türkiye’sini yönetenler, her seferinde “istikrarımızı bozmak istiyorlar”, “birliğimizi bozmak istiyorlar”, “moralimizi bozmak” istiyorlar gibisinden demeçler veriyorlar. Başka bir gezegende mi yaşıyorlar? Ülkede ne istikrar, ne birlik umudu ne de bozulacak bir moral kaldı. 

Şurası çok açık! Terörist varsa, saldırmaya devam ediyorsa, sorumlu öncelikle teröre yol açan koşulları ortadan kaldırmak için önlem alamayan, vatandaşlarının can güvenliğini sağlayamayan devlet, onu yöneten hükümettir ve de onun beceriksizliklerine bahane uyduran yandaş basın. Son Reina katliamından bu ikisi özellikle sorumlu 
tutulmalıdır.

Doğrudan, yapısal, simgesel şiddet... 
Şiddetin çeşitli biçimleri var. Şiddet doğrudan fiziki olarak, öldürme, yaralama, korkutma, yıldırma amaçlı olarak uygulanabiliyor. Bunların arkasında bir siyasi proje, örgüt ya da yasal bir kurumsal yapılanma (devlet) olabiliyor.