Washington-Tahran görüşmeleri bir belirsizlik içinde koptu. Ancak bir şey kesin: Bu savaşla kapitalist uygarlık ekonomik, jeopolitik, hatta psikolojik bakımdan bir eşiği aştı.
(...).
DENGELER DAĞILIYOR
Bu kırılma, küresel düzeyde yerleşik jeopolitik dengeleri de değiştiriyor.
İran, Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra yoğunlaşan bölgesel etkisini yeni bir düzeye taşıdı. Şimdi, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü bir müzakere aracına dönüştürerek enerji jeopolitiğini yeniden tanımlıyor. İran’da rejim değişti ama Trump’ın, İsrail’in beklediği yönde değil: Görece etkin denetleme, dengeleme kurumlarına sahip bir İslami cumhuriyet, yerini Devrim Muhafızları’nın elinde bir askeri diktatörlüğe bırakıyor. Savaş İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmadığı gibi, bu kapasiteyi geliştirme iradesini daha da güçlendirmiş görünüyor. Trump rejimi hedeflerinin hiçbirini gerçekleştiremedi. Dahası, Gazze soykırımından sonra, İsrail rejimi Trump’ı savaşa sürükledi, halkını İran füzelerinden koruyamadı, muhalefeti şiddetle bastırıyor, Filistinlilere özgü idam cezası getirdi: Artık gücü, demokrasi iddiası, uluslararası meşruiyeti ciddi biçimde sarsıldı.
(...)
BAŞKA ŞEYLER DE...
Körfez monarşilerinin yarım yüzyıldır sürdürdüğü denge düzeni de... ABD güvenlik garantisinin aşınmasıyla birlikte bu ülkeler yeni arayışlara yöneliyor. Türkiye, Pakistan, Güney Kore gibi orta ölçekli güçlerle ilişkileri derinleştirmek bir seçenek; ancak bu ilişkilerin bir süper gücün sağladığı güvenlik şemsiyesinin yerini doldurması mümkün değil. Diğer seçenek ise İran ile bir uzlaşma zemini aramak. Her iki yolda da maliyet, belirsizlik yüksek.
(...)