Thursday, January 17, 2019

İran’la ilgili bir şeyler mi pişiyor?

Geçtiğimiz aralıkta, Irak’ta Şii milisler “yeşil bölge”ye üç havan topu mermisi attılar. Wall Street Journal’ın aktardığına göre, olayın ardından, Trump’ın Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı John Bolton Pentagon’dan, İran’a yönelik bir askeri müdahale olasılığına ilişkin bir değerlendirme talep etmiş. Böylece İran’la ilgili tartışmalar yine yoğunlaştı. 

‘Gerçek erkekler İran’a…’ 
II. Irak savaşı başlarken, Bolton’un Herkes Irak’a gidiyor, gerçek erkekler İran’a gider” dediği söylenir...


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, January 14, 2019

Seçimlere doğru siyaset dersleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Meclis Başkanı Yıldırım’ın son açıklamaları, durumu hâlâ kavrayamayanlara, özgürlükler, demokrasi ve siyaset üzerine önemli dersler veriyor. 

Demokrasi ve özgürlükler 

Cumhurbaşkanı “Çalışan Gazeteciler Günü” mesajında, “16 yılda ülkemiz genelinde hayata geçirilen reformlar, Türk basınının daha demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşmasına vesile olmuştur” dedi. 
Hemen itirazlar yükseldi: AKP Türkiye’si, tutuklu gazeteciler klasmanında dünyada birinci; hukukun üstünlüğü klasmanında 113 ülke arasında 101. Kadın-erkek eşitliği indeksinde 449 ülke içinde 130. Sırada: “Cumhurbaşkanı hangi demokratikleşmeden ve özgürlükçü yapıdan söz ediyor?” 

Yazının tamamını okumak için tıkllayınız


Monday, January 07, 2019

Sudan’da bahar

Sudan’da, aniden artırılan ekmek fiyatlarına karşı, 19 Aralık’ta At­bara kentinde kendiliğinden bir protesto gösterisi patlak verdi. Gösteriler hızla diğer kentlere de sıçradı. Ekono­mik taleplerle başlayan protesto gösteri­leri birleşerek, yaygınlaşarak, Beşir’in İs­lamcı rejimine karşı bir toplumsal hare­kete dönüştü. 
İslamcı Beşir hükümetinin şiddetli tepkisi sonucu, en az 60 kişinin öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı, çok sayıda ya­zar ve gazetecinin, öğrencinin tutuklan­dığı, işkence gördüğü bildiriliyor. Buna karşın protesto hareketinin, Arap Baharı olaylarını anımsatan bir süreklilik kazan­maya başladığı anlaşılıyor.

(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 03, 2019

‘Süper güç’ ama o kadar da değil

Trump’ın, Suriye ve Afganistan gibi denizaşırı savaşlardaki askerlerini çekme arzusunun, NATO konusundaki, “müttefiklerimiz sırtımızdan geçiniyorlar” anlayışının arkasında gittikçe kendini hissettiren bir kaynak yetersizliği var. ABD dış politika çevrelerinde bir “okul”, “ulusal çıkarlarımızı doğrudan etkilemeyen yerlerden çekilip kaynakları Çin ve Rusya gibi güçlerin yükselişine karşı caydırıcı harcamalara ayıralım” diyor. 

İlk anda akla yakın gelen bu yaklaşım, ABD geri çekildikçe stratejik nüfuz alanlarını yükselmekte olan güçlere terk edecekse, caydırıcılık bir yana, çatışma olasılıklarını daha da artıracaktır. 


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, December 31, 2018

18’den 19’a rejim ve muhalefet

2018 hem Siyasal İslamın AKP rejiminin hem de ana muhalefet partisi CHP’nin iflasının açıkça sergilendiği bir yıl oldu.

Huzur ve adalet… 
Halkoyuna serbest ve adil seçimlerle başvurmaktan korkan bir rejimin, aslında, azınlığı temsil eden, her an başına bir şey gelmesinden korkan bir rejim olduğu açıktır. Bu korkunun arkasına adalet, ekonomi ve dış politika alanlarında birbirini izleyen fiyaskolar yatıyor.

(...)

Thursday, December 27, 2018

Siyasal İslamın sefaleti

Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in başına gelenlere hiç şaşırmadım. Siyasal İslam, Türkiye’de, emperyalizmin desteği, “yetmez ama evet” soytarılığının katkısıyla iktidara yerleştiğinden bu yana ülkenin modern seküler kültürüne yönelik saldırıların ardı arkası kesilmiyor. Şimdi,sanatın alanı adeta bir “Çorak Ülke”: “Hangi kökler kavrar, hangi dallar büyür / Bu taş döküntüde?


(...)

Monday, December 24, 2018

Ulusalcılık mı? Teşekkür ederim, istemem

Bir zamanlar küreselleşmecilik, birkaç yıl içinde “yadsınamaz gerçeklik”düzeyine çıkmıştı, en işlevsel kavramdı, zamanın ruhunu belirliyordu. Şimdi, küreselleşmecilik tükendi. Onun sonuçlarına karşı yükselen sağ ve sol popülist hareketlerin içinde ulusalcılık yükseliyor, en işlevsel kavram olarak zamanın ruhunu belirlemeye başlıyor.

Bir şeylerin ikinci gelişi
Küreselleşme “yadsınamaz gerçeklik” düzeyine çıktığı yıllarda, 1994’te, Ankara Mimarlar Odası’nda Küreselleşme mi? Teşekkür ederim, istemem” başlıklı bir sunuş yapmıştım. Yaklaşımım bir etik ilkeye ve iki gözleme dayanıyordu. 

(...)

Thursday, December 20, 2018

Toplumun [G]erçeği olarak sokak

Toplumda siyasi iktidarı eline geçirmiş olanların, mükemmellik izlenimi verebilmek, tek seçenek olduklarını kanıtlayabilmek için bastırmak, görünmez kılmak zorunda kaldıkları “seslerin” ve “bedenlerin” geri geldiği, kendilerini gösterdiği seslerini duyurduğu yerdir sokak

Sokak “seçildim istediğimi yaparım” diyen politikacılara, demokrasinin seçimlerden öte bir şey olduğunu gösterir. Sokak, kurtarıcı lider fantezisini deler, [G]erçeği ortaya koyar, liderlere yanlış politikaları değiştirmeleri için, topluma da otokratlardan, despotlardan kurtulmak için bir fırsat penceresi açar.

(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız


Not: Düzeltme servisi  köşeli parantezleri kaldırarak ve büyük harfi değiştirerek [G]erçek ile gerçek arasında yaptığım ayırımı bulanıklaştırmış. Okurken akılda tutulmasında yarar var...
"gerçek" gerçekliğin içindeki, simgeleştirilebilen, verili anlamlar sistemi içinde tanımlanabilen şeylere ilişkin. [G]erçek ise gerçekliğe ve onun anlamlar sistemine istikrar kazandırabilmek için bastırılan, susturulan, gösterilmeyen şeylere ilişkin

Monday, December 17, 2018

‘Absürdistan’da gezintiler

Toplumun dokusu lime lime, ekonomik yapının her tarafı dökülüyor. Son yıllardaki seçimlerin gösterdiği gibi çoğunluğu Müslüman bir ülkede, artık azınlık olduklarını biliyorlar. Ancak ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çünkü içinde yaşadıkları realite, kafalarının içindeki fantastik realite resminden çok farklı. Gittikçe daha fazla korkuyor, hırçınlaşıyorlar. 

Son tren kazası, bu gidişin bir semptomu.


(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 13, 2018

‘Sarı Yelekler’ ve üçüncü ‘şey’

Fransa’yı sarsan, tüm dünyanın ilgisini çeken, “Sarı Yelek” isyanına katılanlar, “dün yoktuk, bugün varız” diyorlar. Dün, bastırılarak görülmez kılınanın, bugün aniden büyük bir şiddetle görünür hale gelmesi, toplumda bir değişimin başladığına işaret ediyor. Bu başlangıç “şimdi ne oluyor”, bu nedir” sorularını da berberinde getiriyor. Cevapların çeşitliliği, Le Monde’un deyimiyle entelektüellerin de bölündüğünü gösteriyor.

Ne oluyor? 
“Sarı Yelek” isyanının çapı, şiddeti, yönetilenlerin artık eskisi gibi yönetilmek istemediğini gösteriyor. Fransa devlet başkanı Macron’un televizyona çıkarak, “kimilerinizin canını yaktığımın ayırdına vardım” diye başlayan konuşmasında verdiği, tavizlere bakılırsa, yönetenler de artık eskisi gibi yönetemiyorlar. Öyleyse, Fransa bir milli krizden içeri ilk adımını atmış. Ancak, yönetenlerle ve yönetilenler arasındaki ilişkiyi çözebilecek bir üçüncü “şeyin” yokluğu hemen kendini gösteriyor.

(...)

Monday, December 10, 2018

Tehlikenin farkında mısınız?

Gelecek kuşakların, çocuklarımızın, torunlarımızın yaşamlarını güvenceye alacak biçimde yaşamıyoruz. Bu, insan türünün varlığı açısından en büyük ahlaksızlık, en büyük tehlike değil midir?

Biz de bir zamanlar… 
Krizler birbirini besliyor (ekonomik, siyasi, iklim, gıda, su, göçmenler); yerel savaşların, yine bir büyük savaş olasılığının içinde yaşamaya çalışıyoruz. Irkçı ve dinci faşizm yeniden yükseliyor. 
Başka bir dünyada yaşıyor olabilirdik, eğer bizden önceki kuşaklar bizi düşünüyor olsaydı. Biz de bir zamanlar “gelecek kuşaklardık”. Gelecek kuşakların geleceğini güvence altına almak da bugünkü kuşağın en önemli ahlaki görevi değil midir? 
Katoviçe’de toplanan Birleşmiş Milletler İklim Konferansı vesilesiyle bu soru yine gündeme geldi.
(...)

Thursday, December 06, 2018

En büyük tehlike

Pazar günü Polonya’nın Katoviçekentinde Birleşmiş Milletler örgütünün düzenlediği iklim değişikliği konferansında konuşan, “Mavi Gezegen” gibi ünlü doğa filmleri yapımcısı David Attenborough (94) “binlerce yıllık tarihimizde, insanlığı tehdit eden en büyük tehlike iklim değişikliğidir” diyordu. Attenborough’ya göre iklim değişikliği “uygarlıkların çöküşüne, doğal dünyanın çoğunun yok olmasına yol açabilir”. 
Attenborough haklı ama, gereken önlemleri alma konusunda, sözünü ettiği “uygarlıkların” liderliklerinde büyük bir direnç var. Adeta, halklarını bile bile yok olmaya doğru götürüyorlar. Beckett’in deyimiyle “üzerinde düşünmeye değer”.

Bir ‘şeyin’ hakikati 
Attenborough “uygarlıklar” diyor ama, aslında bu gezegende artık tek bir uygarlık var: Kapitalist uygarlık. Tüm farklı uygarlıklar olarak tanımlanan yaşam ve kültür dünyaları, artık kapitalizmin dayattığı önceliklere, gereksinimlere göre yaşıyorlar, yaşadıkça da dönüşerek özgünlüklerini kaybetmeye devam ediyorlar. 

(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, December 03, 2018

Üç rapor bir soru

Geçen günlerde yayımlanan üç rapor, çok önemli bir soruyu gündeme getirdi. Raporlardan ikisi küresel ısınma, iklim değişikliği eğilimleri ve olası sonuçlarıyla ilgili. Üçüncüsü de Uluslararası Enerji Ajansı’nın (UEA) 2018 Dünya Enerji Raporu. Soruya gelince o yazının sonunda..

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 29, 2018

Önce ekonomi, arkasından siyaset

Hannah ArendtTotaliterliğini Kökenleri başlıklı çalışmasının, Emperyalizm bölümünde, I. Dünya Savaşı’na götüren dinamiklerle ilişkili şöyle bir tespit yapıyordu: 

(...)

Diğer bir deyişle: Siyasi gücün, ekonomik çıkarın yolunu açtığı, “önce işgal et sonra ekonomik kullanıma aç” olarak tanımlayabileceğimiz sömürgecilik döneminden farklı olarak, sermaye, mal ihracı ile oluşan ekonomik etki, siyasi etkinin önünü açıyordu. 
İkincisi, finansallaşma ilk kez olmuyor. Finansallaşma, sanıldığı gibi, kapitalizmin yeni bir aşaması değil, kapitalist krizin bir ürünü. Finansallaşmayı mali kriz, onu da siyasi gerginlikler izliyor. Arendt’in işaret ettiği gibi, dişinden tırnağına silahlı bu imparatorlukların ekonomik rekabeti savaşlara yol açıyor.


(...)

Arendt’in bu saptamalarını, önceki hafta Lawfare dergisinde yayımlanan “Jeoekonomik Dünya Düzeni” (Roberts, Choer, Ferguson) başlıklı denemeyi okurken anımsadım. Yazarlar, dünyaya esas olarak ABD çıkarlarının merceğinden bakıyorlar. 
Yazarlara göre, soğuk savaş sonrası (küreselleşme döneminde-EY) ticaret ve yatırım ortamının serbestleşmesinin, bölgelerin, ülkelerin ekonomik entegrasyonun ulusal ekonomik çıkarları desteklediğine, karşılıklı ekonomik bağımlılığın barışı ve işbirliğini güçlendirdiğine inanılıyordu


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, November 26, 2018

Rejimin ‘gerçeği’

Siyasal İslamın gerek siyasi liderliğinin gerekse organik entelektüellerinin simgesel evreninde, gelecek beklentilerinde “iktidardan gitmek olasılığı” yok. Peş peşe gelen referandumlarda ve OHAL altında çıkarılan yasalarla, devletin disiplin-cezalandırma kurumlarındaki kadrolaşmalarla, seçimleri kendileri için bir tehlike olmaktan çıkardılar. Ancak, içleri bir türlü rahat edemiyor. 
 
‘Parlamenter’ mi ediniz? 
Haksız da değiller! Başlangıçta, “bu ülkenin yüzde 99’u Müslüman”, “nasıl olsa bizden” diyerek avunuyorlardı. Gezi olayından, 2015 Nisan seçimlerinden sonra, nüfusunun çoğu Müslüman olan bu ülkede aslında azınlık oldukları, bundan sonra ancak hileyle, hatta zor kullanarak ayakta kalabilecekleri kafalarına dank etti. 


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 22, 2018

Siyasal İslamın momentum korkusu

(...)

Derken yeni bir tutuklama dalgasıyla “Gezi Olayları” bir kez daha ısıtılıp, Osman Kavala üzerinden servis edildi. 
Osman Kavala, bir yılı aşkın bir süredir hapisteydi, hâlâ ortada bir iddianame yoktu. Rivayetler ise boldu... Geçenlerde Osman Kavala ile ilişkili oldukları iddiasıyla, 14 STK üyesi, akademisyen gözaltına alındı. Sonra biri hariç serbest bırakıldılar. Serbest bırakılmayan, “içeriği belirlenemeyen bir toplantıya katılmıştı”. Diğer bir deyişle, Kavala gibi onun da, aslında neyle suçlandığı belli değildi... 
Bu garipliklere, Cumhurbaşkanı, partisinin grup toplantısında açıklık getirdi. “O kişi”... “Gezi Parkı olaylarını yapanların finansörüydü”, gözaltına alınanlar da onun işbirlikçileri. Bunların “gündeminde Türkiye’yi karıştırmak”... “Ülkeyi bölmek” vardı.

(...)

Tüm bunlar, medyanın neredeyse tamamını kontrol eden, Güçler Ayrılığı, Meclis soruşturması filan gibi ayrıntılardan kurtulmuş, kısacası “ne istersem onu yaparım, beğenmezsem kayyım atarım” havasında, kendinden ve geleceğinden emin bir yönetimden beklenecek şeyler değil. Öyleyse, tüm bunlar -Emre Kongar hocamızın salı günkü yazısından ödünç alırsam-“iktidarın hangi çıkmazını ve açmazını simgeliyor?” 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, November 19, 2018

Faşizmi düşünmek - III

Faşizm üzerine düşünme çabalarımı, birkaç noktaya değinerek tamamlamaya çalışacağım. 

1) Önceki iki yazımda, faşizmi düşünürken, onu “kendisi” yapan özünün, ilk ortaya çıktığında sergilediği biçimlerle değil, kapitalizmin bugünkü koşullarda sergileyeceği biçimlerle tanımaya çalışmak gerektiğini savunmuştum. Faşizmin bugün sergileyeceği biçimler, bugünkü kapitalizmin, teknolojik, kültürel özelliklerini, örgütlenme biçimlerini ve bunların sınıf yapılarındaki ifadelerini yansıtacaktı. 


2) Faşizmi, bir süreç olarak, üç farklı aşamadaki durumunda düşünebiliriz:


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 15, 2018

Faşizmi düşünmek - II

Faşizmin, kapitalizmin bugünkü “durumunun” içinde yeniden yükselmeye başladığını, ancak, 1930’lardakine benzer bir “görüntü” sunmayabileceğini vurgulamıştım. Bugün, 1930’lara benzer hareketler yerine, faşizmin, özünü oluşturan unsurları düşünerek, bunların bugünün kapitalizmi içinde bir araya gelme sürecini anlamaya, egemen sınıfların tercihi haline gelmeden durdurmaya, süreç tamamlandıysa, kurtulmanın yollarını, liberalizmin fantezilerine kapılmadan bulmaya çalışmak gerekiyor.

Kapitalizmin dünü ve bugünü 
Bugünün kapitalizmini, 1930’larda ilk bileşenleri ortaya çıkmaya başlayan, ancak esas olarak II. Dünya Savaşı’ndan sonra şekillenmiş Fordist sermaye birikim rejiminin yapısal krizi temsil ediyor. 

(...)

Monday, November 12, 2018

Faşizmi düşünmek - I

Çağımızın en tehlikeli özelliği, faşizmin yeniden yükselmeye başlamasıdır.

Tarihsellik... 
Faşizm, kapitalizmin belli bir “durumunun” (yapısal krizinin) içinde, giderek egemen sınıfın tercihine dönüşen bir siyasi-toplumsal hareket olarak ortaya çıkar. Bu nedenle, faşizm, kaçınılmaz olarak, kapitalizmin andaki durumunun, örneğin, sermayenin örgütlenme biçimlerinin, değerlenme coğrafyasınınteknolojik altyapısının, düzenini doğallaştırmak için dayandığı ideoloji ve kültürün, bu ideoloji ve kültürün üretim/ yeniden üretim süreçlerinin, nihayet, belki de en önemlisi, işçi sınıfının, orta sınıfların yapısal özelliklerinin, egemen sınıfın gereksinimlerinin damgasını taşıyacaktır. 

(...)

Thursday, November 08, 2018

‘Zamanın ruhu’ yeniden şekilleniyor

ABD ara seçimleri, dünyada hem büyük ilgi hem de endişe yarattı. ABD siyasetinde kutuplaşmanın sertleşerek devam edeceğini gösteren sonuçlar, bu endişeleri dağıtmaya yetmiyor. İkincisi, son yıllarda, “zamanın ruhu” yeniden ve çok karanlık bir yönde şekilleniyor. 
Zamanın ruhu” üç vektörün bileşkesinde şekilleniyor.

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız