Monday, March 20, 2017

Evet = Felaket

AKP rejiminin “Nazi”, “faşist”, “haydut devlet” hezeyanları beni kaygılandırmıyor. Nasıl olsa, AKP yönetimi yine 180 derece dönecek. Beni kaygılandıran, bu seri “U” dönüşleri üreten “arzusunu, realite sanma” hastalığı.

Yaptıkları yapacaklarının... 
Bu hastalığın kaynağında, fantastik bir İslamcı dünya görüşünün AKP liderliğinin anlağında oluşturduğu “resim” var. Dinci dünya görüşünün “kırık aynasında” şekillenen bu resim “U dönüşleri arttıkça” realiteden biraz daha uzaklaşıyor; uzaklaştıkça da arzuları cevapsız kalıyor, davranışlara, düş kırıklığı, paranoya yön veriyor.

(...)

Thursday, March 16, 2017

Yarın çok geç olacak!

“İç ve dış dinamikler bizden yana” iddiasıyla başlayan siyasal İslamın AKP rejimi şimdi “içeride dışarıda herkes bize düşman” noktasına geldi; bir süredir de projesini toplumu derinden sarsan “şok”lar üreterek aşabiliyor. Her “şok”tan sonra da toplum biraz daha kutuplaşıyor, dokusu biraz daha çözülüyor. Referandumdan sonra, toplumu yeni bir “şok” bekliyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 13, 2017

Silivri’ye mektup

Sevgili Hakan, dış basında tartışılanları izleme şansınızın çok kısıtlı olduğunu düşünerek, özgür olsaydın yazılarına konu olabilecek kimi gelişmeleri çok kısaca aktarmaya çalışacağım.

‘İç dinamik-dış dinamik’ 
Şu ünlü “iç dinamik dış dinamik çakıştı” muhabbeti vardı ya... Şimdi, “Allah’ınlütfu” Başkanımız sayesinde, yerini Timur Selçuk’un ünlü şarkısındaki havaya bıraktı: “Yollarımız burada ayrılıyor / Artık birbirimize iki yabancıyız”... 

(...)

‘7. Kasa’da ne var?’ diye sormuş bir ‘bot’ öbürüne... 
Birileri, belki de bir “bot” (uzman algoritma) CIA’nın, akıllı telefonların, sosyal medyanın, televizyonların, bilgisayarların güvenlik sistemlerini aşarak bilgi çalan programlarını çalmış; WikiLeaks’e vermiş

(...)

Thursday, March 09, 2017

Almanya’dan söz açılmışken...

Almanya’nın uluslararası “güçler dengesi” denklemi içindeki önemi giderek artıyor. Örneğin Financial Times şöyle yazabiliyor: “Angela Merkel, Batıdünyasının de facto lideri olduğu iddiasını, grotesk ve absürd olarak niteledi...” “öfkesini anlamak kolay. Modern Almanya’nın ne Batı’nın lideri olmaya niyeti var ne de bu yükü taşıyacak gücü” (06/03/17). 

Bu tür gözlemlerde hep Çin’in adı geçerdi, belli ki yeni bir algı şekilleniyor: “Dış ticaret fazlası konusunda, ABD’nin öfkesine hep Çin hedef oluyor ama, Almanya’nın dış ticaret fazlası Çin’inkinden çok daha büyük ve gerek Amerikan ekonomisi gerekse de dünyanın geri kalanı açısından çok dahaönemli” (Wall Street Journal 05/03/17)

(...)

Yazının tamamını okumak için tık layınız

Monday, March 06, 2017

İkinci kez de trajedi olacak gibi...

Yüz yıl sonra, yine kronik bir mali kriz ve durgunluk içinde ekonomik korumacılık yükseliyor, büyük güçler arası rekabet, vekâlet savaşları yoğunlaşıyor, uluslararası alanda savunma harcamaları artıyor. “Tarih birincisinde trajedi olduysa ikincisinde komedi olarak tekrarlanır” denir ama, bu kez ikincisi de trajedi olabilir.

(...)

Toplumsal karışıklıklarla, vekâlet savaşlarıyla silah satışları ve ekonomik büyüme arasında yakın bir ilişki var. Rusya, Suriye platformunda 116 yeni silah sistemini deneme, potansiyel müşterilere sergileme şansı bulduğunu açıkladı. Bu sırada, tüm “ileri-geri bağlantılarıyla” birlikte savunma endüstrisinin ekonomik büyümeye nasıl önemli bir katkı yapabileceği de artık açıkça konuşuluyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 02, 2017

‘En müreffeh, en özgür dönem’

Aslı Aydıntaşbaş arkadaşımız aktardı, Michael Ignatieff, popülist milliyetçileri iktidara getiren isyan hareketine “karşıdevrim” diyormuş. “Devrim” de, “son 15-20 yıldır insan hakları, çoğulcu demokrasi, nispetenenternasyonalist bir düzenin hâkim olduğu dünya konjonktürü” imiş. Son 10 yıl muhtemelen insan ırkının gezegendeki yüz binlerce yıllık tarihinde görüpgöreceği en müreffeh ve özgür dönemmiş (yanlış okumadınız, son on yıl: 2007-2017!!!). Birkaç istisna dışında her ülke, doğruluğu tartışılmayan “insanhaklarına” riayet etmiş, demokrasi yolunda ilerlemek zorunda hissetmiş. Birey, tarihte olmadığı kadar güçlü bir yere gelmiş. Sonra malum popülist dalga...

‘Yararlı salaklardan’ biri 
Ignatieff’i, Irak’ın işgali sırasındaki, “Liberal Emperyalizm” utanmazlığından anımsıyorum.

(...)

Monday, February 27, 2017

‘Hayır’ı göstermek gerekir

Erdoğan, AKP, siyasal İslam, toplumdan, tüm yetkileri bir kişinin elinde toplayacak bir anayasayı kabul etmesini istiyor. Bu akla, “sağduyuya” uygun bir talep değildir. “Evet” diyecek olanlar kararlarını akla değil, inanca dayandıracaklardır. Öyleyse “evet” kimliğe ilişkin bir karar olacaktır. 

Bu durumda, sandıktan, manipülasyonları aşabilecek oranda “hayır” çıkması için siyasal İslamın kampındaki kararsızları (siyasal İslamın hegemonyası altında şekillenmiş kimlikleri) etkilemeyi başarmak gerekecektir. Bu amaca, salt “sağduyuya”, ekonomik/maddi çıkarlara hitap ederek ulaşılamaz. Bu düşüncemi geçen hafta dikkatimi çeken üç örneğe dayanarak açmaya çalışacağım.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 23, 2017

‘Absürdistan’

Absürdistan gerçek bir sözcük değil ama, AKP liderliğinde Siyasal İslamın15 yılda ülkeyi getirdiği yeri tanımlamak için daha uygun bir ifade bulamadım. Ülkeye, fiili olarak dayatılmış bir tek adam rejimini yasallaştırmak için referanduma gidiyoruz. Sünni Başbakan, evet oyunu arttırmak için şamanist, hatta satanist el hareketleri yapabiliyor. Absürtisdan işte...

Referandumda ‘esas mesele...’ 
Peki, bu anayasaya “evet” dememizi isteyen Siyasal İslam, AKP ve Saray, karşılığında ne vaat ediyor? Ekonomik refah, özgürlük, demokrasi mi
(...)

Monday, February 20, 2017

Sözde hâkimler’ - ‘yalancı basın’

ABD’de yaşananlar (bir türü iyi anlayabilmek için en gelişmiş örneklerine bakmak gerekir) bize, kapitalist-liberal- demokrasinin işleyişine ilişkin önemli ipuçları veriyor: Bu devlet biçiminde, egemen sınıfın iktidarını öncelikle, seçilmişler (geçici yönetim) değil, anayasa ve ona göre atanmışlar (kalıcı yönetim) ve “kapitalist gerçekçilik” içinde kaldığı sürece basın güvence altına alır. Bu yüzden, “atanmışlar-seçilmişler”, ikilemi üzerinden yasamayı ve yürütmeyi (güçler ayrılığını) etkisizleştirmeye, muhalif sesleri susturmak için yandaş basın yaratmaya çalışan bir siyasi çizgi aslında devletin yapısını değiştirmektedir. 
Trump’ın ilk adımları 
ABD’de Başkanlık seçimlerini kazanan Trump’ın ilk uygulamalarına, şekillenen yeni hükümete bakınca, “alternatif-sağ” olarak tanımlanan bir akımın projesi üzerinden, “devletin biçimine”, egemen ideolojinin meşruiyet sınırlarınayönelik bir müdahale girişimi ile karşılaşıyoruz. Devletin güvenlik bürokrasisi, federal bürokrasi, yargı ve büyük medya, bu müdahaleye, şu ana kadar görebildiğimiz kadarıyla, başarıyla direniyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 16, 2017

Çok düzeyli dağılma

Dünya sisteminde son yıllarda çok düzeyli bir dağılma gelişiyor. Kapitalizmin yapısal krizi, ABD hegemonyasının gerilemesiyle şekillenmeye başlayan yeni güçler dengesi (emperyalistler arası rekabet) ortamı gibi genel, “uzun döneme”ilişkin düzeydeki gelişmelere bu yazıda değinmeyeceğim. 

Kısa döneme ilişkin düzeyde, ABD’de Trump, İngiltere’de Brexit, Avrupa’da, Hollanda, Fransa, daha sonra eylülde de Almanya seçimleri var. Romanya, Macaristan, Polonya, Türkiye gibi çevre (bağımlı) ülkelerde gelişen dağılma eğilimleri de bir başka düzey oluşturuyor. 

ABD’de Trump “pratik hükümetin” duvarına çarptı. İngiltere’de Brexit süreci, iktidar ve muhalefet partilerinde derin bir kriz yarattı. Bu ikisini, Romanya, Macaristan ve Polonya’daki gelişmeleri daha sonra tartışmak üzere izlemeye alıp gündemin başındakilere bakalım. 
 
Hollanda, Fransa, Türkiye 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 13, 2017

Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya

Dünyada 37, Türkiye’de son 16 yılın öyküsünü tek satırla özetleyecek olsak: “Paralar yukarıya, fanteziler aşağıya aktı” diyebiliriz.

O da yanılmış... 
İdeolojilerin sonu geldi. Sağ sol ayrımı ortadan kalktı. Liberal demokrasi küreselleşme ile tüm dünyayı kapsıyor. Bir baskı aracı olarak ulus devletin gücü kırılıyor; milliyetçi saplantılar tarihe karışıyor. Kültürler birbiriyle kaynaşacak aşiretçi mantalite yerini, “ötekine saygıya” bırakacakBu yeni küresel kapitalizmde insanlığı barış huzur ve refah dünyası bekliyor. 
Bu fanteziler (gerçeğin üstünü bir mükemmellik vaadiyle örten anlatı) toplumda liberal entelijensiyanın katkılarıyla yayılırken, alt sınıflardan egemen sınıflara, çevre ülkelerden merkez ülkelere servet transferi baş döndürücü bir hıza ulaştı. Yukarıda, müstehcen servetler birikirken, aşağıda işsizlik, yoksulluk altında kıvranan sınıfların payına fanteziler düştü...

(...)

Thursday, February 09, 2017

Bir mülksüzleştirme makinesi: TVF

TVF “ürkiye Varlık Fonu” (TVF) olarak adlandırılan garip bir “şey” var karşımızda. İlk gözlemlerden (Yalçın Karatepe’nin video sunumu, Orhan Bursalı, Çiğdem Toker, Fatih Yaşlı, Oğuz Oyan...) bu “şey”in ne olduğunu öğrendik. Kamunun mülkiyetindeki bankalar, topraklar, şirketler hiçbir faaliyet sınırlamasınadenetime tabi olmayan, piyasa kurallarına da uymayacağı anlaşılan bir anonim şirkete devrediliyor. Diğer bir deyişle kamu, piyasa ilişkileri bypas edilerek, mülküzleştiriliyor, böylece el “konan toplumsal değerler” bir anonim şirket biçiminde oluşturulan bir özel mülkiyet nesnesinedevrediliyor. 
 
Bu ‘şey’ kimin ‘şeyi’? 
Yine de bir soru kafamı kurcalıyor: Bu “şey”in mülkiyeti kime ya da kimlere ait? Kapitalist toplumda biri bireysel diğeri kolektif olmak üzere iki özel mülkiyet biçiminden söz edebiliriz...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 06, 2017

Artık ‘dinci faşizm’i konuşmalıyız

Trump yönetiminin karakteri belirginleşmeye başladı. İtalyan faşizmi üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Ruth Ben-Giat (New York University), “Bir tür darbe niyetini göz ardı edemeyiz” diyor (The Independent). Bence de... Faşizmi akla getiren gelişmelere tanık oluyoruz. Yahudi ve komünist düşmanlığına bu kez bir de dinci “ötekileştirme” ekleniyor. 
 
Tekelci  sermayenin... 
İtalya, Almanya, İspanya’da faşizmin kitle tabanını orta sınıfların ekonomik olarak en kırılgan, işçi sınıfının en örgütsüz, eğitimsiz, yoksul kesimi oluşturuyordu. Buna karşılık iktidardaki faşizm, tekelci sermayenin, büyük toprak sahiplerinin ekonomik, siyasi çıkarlarının, emperyalist militarist politikalarının iktidarının savunucusu oldu. Bu tabanı kuran, yaşatan simgesel evren de ırkçı, milliyetçi, kadın ve LGBT düşmanı, otoriter /totaliter, militarist bir söylem, güçlü adam kültü üzerinde şekilleniyordu. 
Trump yönetimi de benzer bir kitle tabanına dayanıyor, büyük sermayenin temsilcilerinden, generallerden oluşuyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 02, 2017

Bir krizden öbürüne

Liberalizmin iflası, Brexit, Trump“alternatif-sağ” ya da yeni faşizm, korumacılık eğilimleri, “savaş korkusu”, gittikçe sıklaşan kitlesel protestolar, dinci terörizm, dünya ekonomisinin merkezlerinde çok tehlikeli bir dönemin başladığına işaret ediyor. David Harvey’in “yön değiştirme krizi” (switching crisis) kavramı bu dönem üzerinde düşünmeye yardımcı olabilir. 

‘Yön değiştirme’ krizi 
Bir sermaye birikim rejiminin krizini yöneten model tükendiğinde yeni rejim arayışları gündeme gelir. Var olan rejimi destekleyen, yeniden üreten kurumların, sermayenin örgütlenme biçimlerinin, mekânlarının, yönetici kadroların, çalışanların ve tüketicilerin duyarlıklarının bu arayışlara direndiği görülür.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, January 30, 2017

‘Ulusalcı enternasyonalizm’

ABD ve Avrupa medyasında, Brexit ve Trump’ın seçim zaferinden sonra yeni bir tanımlama var: Ulusalcı Enternasyonalizm. İnsanın aklına oksus(keskin/zeki) morus (körelmiş/ aptal) kavramlarından, imkânsız bir duruma işaret etmek içi üretilen “oksimoron” kavramı geliyor. “Ulusalcı enternasyonalizm” bir durum olarak imkânsız, ama kavram olarak 35 yıllık dünya düzeninin çözülmeye başladığına ilişkin iyi bir kanıtı. 
 
Ekonomik, siyasi, ahlaki iflas... 
Liberal demokrasi, insan hakları, serbest ticaret, 1980’lerden bu yana, özellikle de Doğu Bloku çöktükten sonra, oluşan “düzenin”, siyasi, ahlaki, ekonomik temel taşlarıydı.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 26, 2017

Yaklaşan felaket ve zaaflarımız

Referandumun sonucu ne olursa olsun ülkeyi, son derecede tehlikelibir dönem bekliyor. Ülkeyi bu noktaya AKP yönetimleri, onun yolunu açan liberal entelijansiya ve CHP’nin öngörüsüzlüğü getirdi. Referandumdan sonra kendini en zor koşullar içinde bulacak olanların başında özel olarak kadınlar ve sol, işçi hareketi geliyor. Ancak geride bıraktığımız 14 yılı, özellikle Gezi sonrası dönemi, sol da değerlendiremedi. “Gezi Olayı” fırsatını kaçıran, Kürt siyasi hareketine de benzer bir eleştiriyi, özellikle haziran seçimlerini izleyen döneme ilişkin olarak yöneltmek gerekiyor. 

Şimdi bir taraftan referandumdan “Hayır” çıkması için çalışırken, diğer taraftan “referandum sonrasına” hazırlanmak gerekiyor. CHP’nin, solun, hatta Kürt hareketinin geçmiş deneyleriyle, andaki durumuna bakınca iyimser olmak zor. Buna karşılık Siyasal İslam, projesini ilerletebilmek için devletin olanaklarını kullanarak hem kendi tabanını konsolide etmeye devam ediyor, hem de şoven milliyetçiliği yedeğine alarak cepheyi genişletmiş görünüyor.

Sağ kesimden Gramsci dersleri... 
Siyasal İslamı AKP liderliğinde bugüne getiren “pasif devrim” sürecine bakınca, bölmek - birleştirmek diyalektiğinin başarıyla yönetilmiş olduğunu görüyoruz. 

(...)

Monday, January 23, 2017

‘Bir köprüde iki keçi’

Biri “Davos” toplantısı başlarken, diğeri de ardından yapılan iki konuşmanın yarattığı iyimserlik ve kaygı, aklıma Amenábar’ın Los Otros (Ötekiler) filmini ve Shakespeare’in Jul Sezar yapıtını getirdi. 
 
Öldüğünü bilmeyenler 
Ötekiler” filmi öldüğünü bilmeyen, etrafındaki canlıları hayalet sanarak dehşete düşen, hayaletlere ilişkindi. Aynı “Davos men” gibi. 

(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 19, 2017

Pazarlıklar, savaşlar, ‘devrimler’ çağı

Financial Times, “Davos Man” olarak bilinen küresel elitin (finans oligarşisi -yüzde 1- de diyebiliriz) etkisinin kırıldığını düşünüyor. Foreign Policy’de Gillian Tett “Davos men çıplak” diyor. Wall Street Journal’a göre “Davos’un mesajı açık: Tüm dünya artık bir çarşı, tüm anlaşmalar, ittifaklar, ilişkiler yeni pazarlıkları bekliyor.” 

ABD’de, Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC), Küresel Eğilimlerİlerlemenin Paradoksları başlığıyla yayımlanan yeni raporu, “karanlık ve zor bir yakın gelecek” öngörüyor. Bunlar da bir başka “karanlık ve zor” dönemi anımsatıyor. 

LeninEmperyalizm... (1915) broşürünü yazarken, bir “paylaşım savaşları”, “proletarya devrimleri” çağına girildiğini düşünüyordu. 

(...)

Yazını devamını ok umak için tıklayınız

Monday, January 16, 2017

‘Trump krizi’ üzerine spekülatif düşünceler

Bu “tuhaf” Trump krizine, ABD’de “dış politika paradigması” krizini aşacak bir “Büyük Strateji” arayışı bağlamında bakabiliriz. 

Soğuk Savaş”tan sonra bütün “Büyük Strateji” üretme çabaları başarısız oldu. Ancak, ABD yönetici sınıfı her seferinde, Clinton ve Bush başkanlıklarının II. döneminde olduğu gibi, yeni bir “Büyük Strateji” üzerinde, çeşitli çıkar grupları arasındaki çelişkileri aşarak uzlaşmayı başardı. 

Bu kez ortada hâlâ yeni “Büyük Strateji” yok. Aksine bir belirsizlik, hatta yeni başkanın bir başka ülkenin “kuklası” olduğuna ilişkin iddiaların yarattığı bir skandal var. Bu skandala, yakından bakınca da karşımıza ekonomide “küreselleşme”, siyasette de Rusya çıkıyor.

Küreselleşmeden sonra... 
Financial Times’dan Martin Wolf“Dünya düzensizliğine uzun, sancılıyolculuk” başlıklı yazısına “küreselleşme dönemi biterken, yeni dönemi korumacılık ve çatışma mı belirleyecek” sorusuyla başlıyordu (05/01/2017). “Trump krizini” şifreleri de bu saptamanın içinde.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Thursday, January 12, 2017

Muhalefet ve siyaset

Laikliği savunmakla, terörizmi desteklemek eşitlenir, dinci totaliter bir rejim gerçekleşmeye başlarken bence vurgulanması gereken bir konu var: AKP liderliğinde siyasal İslam, en kritik anlarda, projesini, karşısındaki güçlerin biteviye tekrarladıkları bir hatadan başarıyla yararlanarak ilerletti. 

Bu “hatayı”Jacques Rancière’in, Disagreement: Politics and Philosophy(Anlaşmazlık: Siyaset ve Felsefe) başlıklı çalışmasındaki düşüncelerden yararlanarak irdelemeye çalışabiliriz.
***
(1) A ve B bir duvara bakıyorlar. Biri beyaz diyor öbürü siyah. Bu durumda A ile B arasında bir uzlaşma umuduyla tartışma yürütmenin zemini yoktur. (2) İkisi de beyaz diyorsa, ancak B beyaz derken, beyazı değil de başka bir şeyi kast ediyorsa ve A bunu anlamıyorsa, iki taraf arasında anlamlı bir tartışma sürdürülemez. 

(...)