Thursday, February 22, 2018

Sonuçları önceden belli seçimler - II

Geçen hafta, Mısır’da yapılacak başkanlık seçimlerini, muhalefet üzerindeki baskıları, medya üzerindeki kontrolü, muhalefetin durumunu tartıştıktan sonra, sonuçlarının önceden belli olduğunu savundum. Yazımı “Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Bir farkla ki... Muhalefetin kendini toparlayarak AKP - siyasal İslam iktidarının kurduğu oyunu bozması için, henüz çok geç değil” gibi iyimser bir tonda bitirdim.

Pazartesi yazımı yazarken CHP’nin, geçen hafta basına kapalı olarak yapılan Meclis grup toplantısından, arkadaşımız İklim Öngel’in aktardıklarını düşündüm; zaten zorlukla korumaya çalıştığım iyimserliğim buharlaştı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, February 19, 2018

‘Yıkım tablosu’ ve bir soru

CHP, AKP’nin 16 yıllık “yıkım tablosunu” rakamlarla ortaya koyan bir rapor hazırlamış. Karşımızda, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının, toplumu çöküşe sürüklemekten çekinmediğini, yalnızca bugünkü talancı düzeni değil, gelecek kuşakların gelirleri üzerine koyduğu ağır ipoteği de sergileyen bir tablo var.
(...)

Ne yapmalı? 
Bu tablo, siyasal İslamın gittikçe koyulaşan fiziki ve simgesel şiddetinin arkasındaki gerçeği sergilerken, “ne yapmalı” sorusunu da gündeme getiriyor. 

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Friday, February 16, 2018

Aniden, ABD ve AB'de yorumcular, Türkiye'de milliyetçiliğin yükselmesini konuşmaya başladılar. "Hayret birşey" demek yerine eski bir yazıyı paylaşmak istedim

Cumhuriyet 03.10.2007
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR
ERGİN YILDIZOĞLU
Güvenilen Dağlara Kar Yağıyor...
Seçimlerden önce, kendilerini gerçekten ülkenin "kanaat önderleri" ("Biz bu sürüyü güderiz abi!"), yanında yürüdükleri "kâğnının gölgesini" kendi gölgeleri sananlar şimdi bir düş kırıklığı yaşıyorlar: Havada adeta bir panik var; mahalle, otobüs, bazen uçak baskısı, bazen internet cafede oruç dayağı, "Malezya olur muyuz" diye sormalar, kalkıp Malezya'ya gitmeler... Sonra, AB üyelik sürecine ilgimizi mi kaybettik? Büyük sermaye de endişeli...
Durun bakalım, daha yeni başladı...
Seçimlerden sonra, galiba yalnızca bizler şaşırmadık. "Tehlikenin farkında mısınız? " demiş, "liberal entelijansiyanın yavaş intiharından" söz etmiş, "mahalle baskısını" da içeren "pasif karşıdevrim sürecinin" özelliklerini anlatmaya çalışmıştık. Nihayet AKP'nin seçimlerde momentumunun kırılmaması halinde, yükselen muhalefetin yarattığı korku ve kızgınlıkla, seçimlerden sonra çok daha hızlı, kararlı davranacağını savunmuştuk. Şimdi, şaşkın değiliz.
Ama endişeliyiz. Çünkü AKP'nin "seçim" zaferinden sonra başlayan "yeni" sürecin daha başındayız. Önümüzdeki dönemde, bu süreç, ilerlemeye, derinleşmeye, düş kırıklığına uğrattıklarının listesine yenilerini eklemeye devam edecek.
Siyasal İslam, "pasif karşıdevrim" (restorasyon) sürecinin en önemli özelliklerinden biri, tüm "mevzi savaşlarında" olduğu gibi, ne kadar ufak olursa olsun sürekli kazanımlar elde etmeyi sürdürmek; bir alanda duraklama yaşanırsa, bir başka alana yoğunlaşmak, süreci oradan ilerletmeye çalışmaktır. Bugüne kadar "demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB süreci " , kavramlarını kullanarak ilerledi siyasal İslam. Bu sayede kendine çok önemli "yol arkadaşları" edindi, bunlar sayesinde, geleneksel olarak kendisine ait olmayan çevrelere nüfuz etti, verili duruşlarda, kendisine doğru önemli dönüşümler (transformismo) gerçekleştirdi. Bu çevrelerdeki dönüşümün enerjisini siyasal İslamın projesine doğrudan katamasa bile, bu projenin andaki motorunu, AKP'yi ilerletmek için kullandı.
AKP ilk kez seçimleri kazandığında, bu partinin, kendi toplumsal tabanından, bu tabanın taşıdığı sosyal projeden, bağımsız bir varlığa sahip olamayacağını, etkisinden tümüyle ve uzun süre çıkmasının söz konusu olmadığını savunmuştuk. Şimdi yaşananlar çok doğaldır. AKP'nin ait olduğu karmaşık, toplumsal hareket, siyasal İslam, kendi toplumsal güçleriyle, yaşam tarzıyla, umutlarıyla, en önemlisi gerçek liderleriyle (bunlar AKP liderliği ile örtüşür ama aynı şey değildir) iradesini dayatmaya başladı. Bu iradenin, hareketin liberal "yol arkadaşlarının" iradesiyle çatışması kaçınılmaz. AKP ve siyasal İslamın dünkü "sevimli" yüzleri bu gün, daha kalın sesle ve çatık kaşlarla, bu yol arkadaşlarına, ya artık bize katılacaksınız ya da hareketin eteklerinden düşeceksiniz diyorlar.
Son günlerde, siyasal İslamın, aile ile devlet arasındaki alanı ( "sivil toplum" ) sessizce ve adım adım ele geçirme süreci , medyanın etkisiyle görünür olmaya, "transformismo" süreciyle yakalanan tabakaların AKP'ye güvenini tehdit etmeye başladı. "Demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB üyeliği" kavramları siyasal İslam açısından, artık işlevlerini kaybediyorlar. Öyleyse, hareketin, aile ile devlet arasındaki alanı ele geçirme sürecini gizlemeye yardımcı olacak yeni bir kavrama, adeta yeni bir "destekleyici fanteziye" gereksinim oluşmaya başlıyor. Bu yeni kavram, yeni düş kırıklıklarına yol açacak.
Yeni kavram, yeni yol arkadaşları...
Bu yeni kavram acaba ne olabilir? Seçim sonrası Meclis'te AKP-MHP işbirliğine, "Söğüt Şenlikleri" kucaklaşmasına, Cumhurbaşkanı'nın şehit ailelerine verdiği iftar yemeğine bakarak bu yeni kavramın "milliyetçilik" olabileceğini düşünüyorum. Tabii bu kavram da demokrasi ve bireysel özgürlükler kavramları gibi, içeriklerinden (özellikle anti-emperyalist potansiyelinden) soyutlanmış bir biçimde kullanılacak; nasıl "demokrasi" oy verme işlevine "bireysel özgürlükler" de türban özgürlüğüne indirgendiyse, bu kavram da siyasal İslamın "mevzi savaşı" taktiğine hizmet edecek bir biçimde, sosyal tarihsel ve jeopolitik özelliklerinden soyutlanarak tek bir özelliğine, "PKK" sorununa indirgenerek devreye girecek diye düşünüyorum.
Eğer bu beklentim gerçekleşirse, siyasal İslam, AKP aracılığıyla yeni bir "transformismo" süreci başlatarak, zaman içinde liberal entelijansiya safrasını atarken bu kez Türk-İslam sentezci, şoven-milliyetçi, entelijansiya içinden yeni yol arkadaşları kazanabilecek, bunlar aracılığıyla, askerin tepkilerini de dün liberallere yönelik olduğu gibi "istediğini ben verebilirim" , söylemiyle yumuşatma şansına sahip olacaktır.

-->
Sanırım, şimdi düş kırıklığına uğrama sırası, dün sorunlarının çözümü için AKP'den (hâlâ ABD'den) medet uman Kürt entelijansiyasında, burjuva-feodal, mülk sahibi sınıflarında, yerel seçkinlerinde... Sanırım, onlar da güvendikleri dağlara kar yağdığını görecekler.

Monday, February 12, 2018

Kriz içinde krizler...

Geçen hafta, dünya borsaları sallandı; Ortadoğu’da Küresel jeopolitiğin tektonik plakaları arasındaki çatlak derinleşti.

‘Bir dönemin sonu’ 
Financial Times’ın araştırmasına göre, “piyasalardaki sakin dönemi bitti”.

(...)
Sıcak temas başladı 
IŞİD temizlenince, The Times’ın deyimiyle esas “Büyük Oyun” öne çıktı. ABD ile Rusya’nın, İsrail ile İran’ın birbirlerinin kapasitelerini, kararlılığını test etme çabaları da geçen hafta, sıcak temasa dönüşmeye başladı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 08, 2018

İki farklı konu



Birbirinden farklı, ancak güncel ve önemli iki konuya birden değineceğim.

CHP ve  Mali piyasalardaki sarsıntılar

(...)

Monday, February 05, 2018

‘Bunlar’

Önümüzdeki seçim dönemine OHAL’e, YSK vesayetine ek olarak savaş koşullarında gidiliyor. Erdoğan’ın “Sandıklar öyle bir patlamalı ki bunlar ne olduklarına pişman olmalılar” sözleri de bu seçimlere stratejik bir önem verdiğini, stratejik bir söylemi benimsediğini gösteriyor.Kadir Has Üniversitesi’nde hazırlanan, Sosyal ve Siyasal Eğilimler Araştırması, (TSSEA-2017) bulguları bu söylemin toplumda bir karşılığı olduğunu düşündürüyor. CHP bu stratejik söylem karşısında çok zorlanacaktır. 

Farklı olmanın önemi... 
Bir siyasi aktörün başarısı, rakipleriyle arasındaki farkı belirgin biçimde ortaya koymasına, yapılacak tercihin önemini vurgulayabilmesine bağlıdır. 

(...)
Yaının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 01, 2018

Davos’un ardından...

Yıllık Davos toplantısı, uluslararası finans-kapitalin yöneticilerinin (eski deyimle finans oligarşisi) neoliberal hegemonyasını dünyanın geri kalanına, berrak, parlak ve iyimser bir resim olarak yansıtan aynaydı

Finansal kriz, bu aynayı 2007’de çatlattı; aynadaki resim bozuldu.
(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, January 29, 2018

Tarihin sonundan liberalizmin sonuna

Bu yıl Davos’ta herkes dünya ekonomisinin ne kadar iyi bir performans sergilemekte olduğunu vurguluyor; yine herkes geleceğe ilişkin ciddi, hatta yaşamsal kaygılar dile getiriyormuş.
(...)


Dün, Fukuyama, tarihin sonundan, liberalizmin (aslında kapitalizmin) totalitarizm üzerindeki nihai zaferinden, olaysız, yeknesak bir gelecekten söz ediyordu. Şimdi liberalizmin sonunu, “büyük savaş” olasılıklarını, totaliter liderlerin marifetlerini konuşuyoruz! Nereden nereye geldik!

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 25, 2018

Trajik ve yanlış bir sadakat

CHP’nin savaşa verdiği destek, trajik ve yanlış bir sadakatin ürünüdür. Bu yanlış sadakat, özgün bir parti olarak CHP’yi yok oluşa doğru sürüklüyor.

Deliliğin tanımı... 
Siyasal İslamın partisi AKP, “bir pasif devrim” süreci içinde devleti ve toplumu dönüştürürken yalnızca liberal entelijansiyanın desteğinden yararlanmadı. Ana muhalefet partisi CHP’nin, kritik dönemeçlerde benimsediği taktikler “pasif devrim” sürecinin ilerlemesini kolaylaştırdı.
Anımsayalım: Sarıgül, Ekmeleddin, dokunulmazlıkların kalkması...

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, January 22, 2018

Davos 2018: Görevimiz tehlike!


Dünya Ekonomik Forumu’nun, bu yılki Davos toplantısı için yayımladığı Global Risks 2018, raporu, sistem çapında bir çöküş olasılığına açık bir resim sunuyor.

Geçen yıldan bu yana 
Rapor, risklerin doğasında, geçen yıla göre kimi değişiklikler saptıyor. Geçen yıl rapor, “halkların, ekonomik siyasi düzene karşı yükselen tepkileri” (popülizm), “piyasa kapitalizminde kökten reformların”... “ülkelerin içinde ve arasında dayanışmayı güçlendirmenin gerekliliği” ile ilgiliydi. 
Bu yılki rapora göre...

(...)

Thursday, January 18, 2018

Bir beka sorunu



Ortadoğu’da, jeopolitiğin iki büyük tektonik tabakasının birbirine sürtünmesi hızlanıyor. AKP’de temsil edilen siyasal İslamın iktidarı, bu sürtüşmenin Suriye’de yarattığı çatlağın içine atlamaya hazırlanıyor. Ülkeyi çok büyük tehlikelere doğru sürükleyecek savaş hazırlıklarının arkasında uğursuz bir ittifak var. Bu ittifakın bir tarafında modernite karşıtı liberal entelijansiyanın desteğiyle iktidar konumuna yükselmiş siyasal İslam var. Diğer tarafında modernitenin karanlık yüzü, şoven milliyetçilik...

Dün siyasal İslam, liberalleri demokratikleştirme kavalıyla peşine takmıştı; bugün Kürt düşmanlığı, bölünme paranoyası patolojik düzeye ulaşan şoven milliyetçiliği anti-emperyalizm kavalıyla peşinden sürüklüyor. İroni şurada ki, demokratikleştirme fantezisi totaliter bir rejime, şoven milliyetçiliğin fantezisi, vaat ettiğinin aksine, ülkeyi parçalanma noktasına doğru sürüklüyor.

İki vektör
(1) ABD hegemonyasının gerilemesiyle Batı blokunun...

Monday, January 15, 2018

‘Daha ne bekliyoruz!’

Tunus’ta 1984 ekmek isyanlarının 34.; Arap isyanlarını başlatan 2011 “devrimin” 7. yılında, Feş Nesttannev, (isyan etmek için... “Daha ne bekliyoruz!”) sloganıyla yeni bir kitlesel protesto dalgası yükseldi.

Ekonomik manzara 
L’Economist Maghrebin’de yayımlanan bir yoruma göre, “Özgürlükler alanındaelde edilenleri, ekonomik alandaki başarılar izleyemedi. Tam aksine bugün ekonomi 2011’den daha kötü bir durumda”

(...)

Thursday, January 11, 2018

‘Büyük durgunluk’ bitiyor mu?

“Tarih en belirsiz dönemdir, çünkü her gün yeniden yazılır.”
Yılın ilk haftasında gelen ekonomik yorumlar bu deyimi anımsatıyor. Bu yorumlarda ekonomik büyüme verilerine, borsa indekslerine bakanlar, “uzun durgunluğun” kimilerine göre 2010’da, kimilerine göre de 2016’da bitmiş olduğunu açıklıyorlar: “yakın tarihin en uzun ekonomik toparlanma dönemi momentum kazanıyor”muş.

Ya kredi olmasaydı Bu “olumlu” verilerin başında, borsa indekslerindeki, Dow Jones’u 25.000 düzeyine kadar iten canlılık geliyor. Ancak, genelde aşırı iyimserliğiyle bilinen The Economist, ABD mali piyasalarındaki yıllık ortalama kâr haddinin yüzde
32.4 çıkmasına bakarak kaygılanıyor. Bu orana, bir kez 1929 Eylül’ünde (çöküşten bir ay önce), bir de 1990’ların sonunda internet şirketlerinin hisselerindeki balon patlamadan az önce ulaşıldığına dikkat çekiyor.

(...)

Monday, January 08, 2018

Türkiye’de siyaset

Siyaset bir süredir türlü fantezilerle yürüyor. Bu fanteziler, muhalefetin, kendi iktidarsızlığının sıkıntılarına katlanmasını, bu arada rejimin de işini kolaylaştırıyor. “Seçimleri biz kazanacağız” iddiası bunlardan belki de en çarpıcı olanıdır. Sanırım üç örnek daha düşünülebilir. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 04, 2018

İran’ı düşünürken



Geçen hafta İran’da patlak veren eylemler, enerjilerinin aldıkları dinamikler açısından 2009 eylemlerinden önemli farklılıklar sergiliyor. İran’da bu son olaylarda yaşanmakta olanların ayrıntılarını tam olarak bilemiyoruz. Ancak emperyalizm filan demeye başlamadan önce, olup bitenleri, yeni veriler geldikçe anlamlandırmaya yardımcı olacak bir çerçeve kurmayı deneyebiliriz.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, January 01, 2018

1938-2018

“Ahlaksızların kötülükleri, erdemlilerin zayıflıklarıyla beslendi. Onlar, günü gününe yaşadılar. Ve bir seçimden ötekine... Yakında iyi niyetli toplantıların zayıf sloganları da artık yankılanmayacak, verdikleri oylar artık sayılmayacak. Felaket gelişmeye devam ediyor”. 

Churchill bunları, 1938’de, II. Dünya Savaşı başlarken, Hitler’e ilişkin olarak söylemiş. Bu uyarılar, 2018’e başlarken Türkiye için de söylenebilir.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 28, 2017

Son KHK neyin semptomudur?

696 sayılı KHK, “iç savaş”, “linç”, “sokağa yargı muafiyeti” gibi korkutucu kavramlarla defalarca analiz edildi, eklenecek bir şey kalmadı. Ben bu KHK’ye bir başka açıdan bakmak istiyorum.

Ne gerek vardı? 
Bu ülkede keyfi, sınırsız güç kullanabilen, neredeyse hesap sorulması olanaksız, ağır silahlara sahip son derecede etkili bir polis gücü, orduyu iç güvenlik aracı olarak kullanma geleneği var. Geçen yıllarda, tankların kentlere girerek Suriye iç savaşını aratmayan görüntüler yarattığına da şahit olduk. Siyasi bir davada, siyasi savunma yapmak, Ahmet Şık’ın örneğindeki gibi engellenebiliyor. Kadına, çocuğa yönelik fiziki, cinsel şiddet çoğunlukla cezasız kalıyor. Kadına yönelik simgesel şiddet, din adına konuşanların ağzından, medyada hem de en müstehcen biçimleriyle kendini sergiliyor. Kısacası, iktidarın kendisine karşı olanlara, iradesini sorgulayanlara yönelik açık, fiziki ve simgesel şiddet kullanmasının önünde bir engel yok.
Öyleyse, son derecede muğlaklaşmış darbe ve terör kavramları üzerinden, iktidar yanlısı sivillere, değerleriyle uyuşmayan, arzularıyla çelişen, “öteki” üzerinde, fiziki şiddet uygulama ayrıcalığı getiren 696 sayılı KHK’ye ne gerek vardı? Bu KHK, hangi hastalığın semptomudur?

Deniz bitti de ondan...
Kapitalist toplumda egemen sınıfın iktidarı...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız


Monday, December 25, 2017

İkinci restorasyon hamlesi

ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni (UGS2017) ikinci hegemonya restorasyonu hamlesi olarak okuyabiliriz. Birinci restorasyon hamlesi (11 Eylül 2001’in ertesinde açıklanan Dört Yıllık Savunma Gözden Geçirme -QDR 2001- raporu, 2002’de açıklanan Yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi), umulanın aksine, ABD’nin ekonomik, askeri, kültürel zaaflarını sergilemiş, hegemonyasını daha da gerileterek sönümlendirmişti. 
 
QDR 2001’den... 
Birinci restorasyon hamlesinin arkasında, ABD’nin ekonomik, kültürel çekiciliğinin, (liderlik kapasitesinin) zayıfladığı, ancak askeri kapasitesinin hâlâ rakipsiz olduğu varsayımı vardı: ABD hegemonyasının, rıza alma “ayağı” kırılmıştı, ancak şiddet uygulama “ayağı” hâlâ sağlamdı. ABD, üstünlüğünü ve çıkarlarını koruyabilmek için askeri kapasitesine öncelik verecekti. Rıza almaya değil de, şiddete ve dayatmaya dayalı bu yeni yönelim bir imparatorluk projesi anlamına geliyordu. Zaten ABD’de kimi yazarlar daha 1997’de “American Emporium” kavramını kullanmaya başlamıştı. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 21, 2017

ABD: Yeni ulusal güvenlik stratejisi

Trump, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni (UGS) açıkladı. General McMaster’ın deyimiyle, “Soğuk Savaş’ın bitmesiyle, başlayan tatil artık sona erdi, jeopolitik tüm hızıyla geri geldi”. 68 sayfalık UGS’yi okurken, adeta beni 11 Eylül sonrası Bush’un ilk dönemine götüren bir “déja vu” yaşadım. Bir farkla, bu kez, UGS, “tatil bitti” derken, büyük güçler arası barış, işbirliği döneminin bittiğini haber veriyor. UGS’de “küreselleşme” kavramına hiç rastlanmıyor. 

Böyle bir dönemde, Türkiye’de, dış politikada “U” dönüşlerden, fiyaskolardan şaşkına dönmüş, ülkesinin halkını düşman kamplara bölmüş bir siyasi akımın iktidarda olması çok kaygı verici.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, December 18, 2017

Dikkat! Çok önemli bir sorun!

Demokrasinin, insan haklarının, genel olarak bireysel özgürlüklerin savunulması bağlamında, çok önemli bir sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunu çözemezsek demokrasiyi, insan haklarını, bireysel özgürlükleri, bırakın savunmayı üzerlerinde konuşmak için gereken kavramları korumak bile (Örn: “Basın özgürlüğü ölçütleri Batı merkezlidir” savı) olanaksızlaşacaktır.

Duvara karşı
15 yıldır gündemde olan ama bugün çok da büyük bir önem kazanmış olan bu sorun, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın, “olağan koşullarda, özgürceyapılacak adaletli bir seçimleri kazanamayız” sonucuna ulaşmış olmasından kaynaklanıyor.

(...)