Thursday, April 18, 2019

Çıkmaz sokakta Türkiye


İstanbul belediye seçimleri sonuçları, mazbata skandalı, siyasal İslamın partisi AKP’nin ülkeyi nasıl bir çıkmaz sokağa getirdiğini gösteriyor. Ülkenin geleceği üzerine büyük bir soru işareti koyan bu tıkanıklıktan çıkmak isteyenlerin önündeki en büyük engeli, bu yönetimin bizzat kendisi oluşturuyor

Ekonomi resesyonda, seçimler ‘murdar olmuş’... 
Ekonomi resesyonda. Enflasyon yüksek ve gerçekte ne kadar yüksek belli değil. Bütçe açığı, kamu bankalarının yandaşlara bol keseden dağıttığı krediler tehlike sinyalleri veriyor. İşsizlik artıyor.

(...)

Monday, April 08, 2019

‘Adam’ gitti

Altı hafta sokakları meydanları doldurup hep bir ağızdan “git” dediler, güçlerini gösterdiler ve “Adam” gitti! “Genç kız uyandı, tüm yaşamı boyunca ilk kez, tepesinde Bouteflika olmayan bir gece geçirmişti... Bu başkansız ilk gecenin uykusu rüyalarla olduğu kadar kâbuslarla da doluydu.” 4 Nisan günü Cezayir gazetesi Al Watan’da bir köşe yazısı işte böyle başlıyordu.

Rüyalar ve kâbuslar 
Gerçekten de halkın yaygın, barışçı, ısrarlı protestolarına dayanamayan rejim, Cezayir politikasının diliyle “Le Pouvoir” (iktidar), 20 yıldır kendilerini temsil eden, 2013’ten bu yana ortalıkta görülmediği için sık sık “Acaba hâlâ yaşıyor mu?” diye dalga geçilen, Devlet Başkanı Bouteflika’yı sırtından atmışa benziyordu. Bu, rüyaların gerçekleşmesiydi. Bir başka Al Watan yazarının vurguladığı gibi, “Bouteflika’yı götürmek zor olmuştu, ama gerçek ve kapsamlı demokratik dönüşümleri gerçekleştirmek, asker tarafından da desteklenenrejimi değiştirmek gibi, işin esas zor kısmı şimdi başlıyordu”.
(...)

Thursday, April 04, 2019

Bu bir başarı ama...

Yerel seçimlerin sonuçları muhalefet açısından geleceğe ilişkin umut veren bir başarı ama, duruma bakarken soğukkanlı olmak gerekir. Uluslararası basında yankılanan, içeride sevinçle karşılanan “Sonun başlangıcı” yorumları oldukça yüzeysel. İktidarın gü­cünü, medyanın durumunu, karşımızda da “seçimler üzerinden darbe yapıldı” diyebilen hastalıklı ruhların olduğunu unutmamakta yarar var.

Genel manzara
Muhalefet üç büyük kenti aldı ama, oyların ülke çapında, coğrafi, sınıfsal da­ğılımında 2014 yerel seçimlerine kıyasla önemli bir kayma göremiyorum. Bu kez AKP, ya “nasıl olsa iktidarız, risk almaya değmez” diye düşündü, ya “oyları çal­maya” gücü yetmedi. 

Monday, April 01, 2019

Şimdi orta dönemdeyiz

Yazımı pazar sabahı gönderirken oy verme sürecinde yaşanabilecek “garipliklerin” ilk örnekleri ortaya çıkmaya başlıyordu. Seçim sonuçlarını bilemiyordum, ama bence şu belliydi: Aslında “yerel seçimler olmayan” bu yerel seçimlerin sonuçları düş kırıklığı ve öfke yaratacak. 
Bu durumda, muhalefetin, özellikle de solun, sonuçlar ne olursa olsun, olaylara tepki vermenin ötesinde, “orta döneme” hazırlanmaya başlaması gerekiyor.

Kaçınılmaz durumlar 
Seçimlere giderken ortada ilginç bir durum vardı. 
Birincisi: Bu yerel seçimler serbest ve hilesiz yaşanacak olsaydı AKP yönetiminin belirgin bir yenilgi yaşamış olması gerekiyordu...

Thursday, March 28, 2019

‘Birileri bizi şey ediyor’

Pazar günü belediye seçimleri var. Pazartesi günü 1 Nisan. Bir “eşek şakası” ile karşılaşabiliriz. Siyasal İslamın liderliğinin gerçeklikle bağlarının sık sık koptuğunu biliyoruz. Yine öyle bir andayız. Adeta, bir çocuğun elinden kaçmış uçan balon gibiler. İdeal dünyada böyle tipleri paranoyak-şizofren tanısıyla müşahede altına alırlar. Bizde ise... Neyse, konuyu dağıtmayalım. 

Gerçeküstücü ressam Magritt’in “Bu bir pipo değildir” isimli tablosu aklıma geliyor: “Bu yerel seçimler aslında yerel seçimler değil.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 25, 2019

Faşisti anlamak ve diğer saçmalıklar

Christchurch katliamını gerçekleştiren faşist yaratığın ürettiği “manifesto” üzerine yorumlar yapılıyor. Kimileri, oradaki düşüncelerin ne kadar tutarsız, saçma sapan olduğunu göstermeye çalışıyor. Kimileri de, o manifestonun içinde anlaşılması, cevap verilmesi gereken düşünceler olduğunu savunuyor.
Bunlar olurken İngiltere’de liberal eğilimli “Kanal 4”, beyaz üstünlüğünü savunan, Müslüman ve göçmen düşmanı bir Web sitesinin editörüyle tartışan bir program yayımlıyor. Böylece bir faşist, en çok izlenen kanallardan birinde, faşist fantezileri yarım saat boyunca dile getirme fırsatı buluyor; “4. Kanal” da “düşünce özgürlüğünü” savunmuş oluyor. Gerçekteyse, filozof, şair Santayana’nın deyişiyle “geçmişten ders almayanlar, onu tekrarlamayamahkûm oluyorlar”. Liberal entelijansiyanın yine faşizmin yararlı salakları durumuna düşüyor.

Liberalizmin dayanılmaz yararsızlığı
Liberal demokrasi faşizmin yükselişini durduramaz. Dün, 1922’de New York Times, “Bavyera eyaletinde popüler bir lider yükseliyor” başlığıyla Hitler’in Yahudilere, komünistlere, ayrılıkçılığa, hayat pahalılığına karşı görüşlerini aktarıyor, sonra da Yahudi düşmanlığının aslında ciddi olmadığını savunuyordu.
(...)

Thursday, March 21, 2019

Psikopatlara ve kapitalizme dair...

Christchurch katliamından sonra, yine ne siyasi liderler, ne de toplumun duygusal yaşamı üzerinde büyük bir etki yapan “kültür endüstrisi” sorumluluk üstlenmeye niyetli.
Ama neden” sorusu karşısında, hemen katilin çocukluğuna, günlük yaşamının ayrıntılarına doğru bir yolculuk başlıyor. Bu yolculuğun sonunda, 70 kişiyi öldüren Norveçli faşist Breivik, Christchurch’de 50 kişiyi öldüren Tarrant birer ruh hastasıdır (psikopat / narsist sapkın) tanısı var. Bu olayların failleriyle, içinde yaşadıkları toplumun dinamikleri arasında bir nedensellik ilişkisi aramaya gerek yok.

Ya varsa?
Bireyin kimliğinin gelişme süreci, konuşacağı dili, cinsel kuralları, hazlarını sınırlamayı, yasaları kabullenmeyi, böylece toplum içinde yaşamayı öğrenerek ilerler. 

(...)

Monday, March 18, 2019

Zamanın bir semptomu: Christchurch katliamı

Bir faşist militan Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde, göçmen Müslümanlara saldırdı, en az 50 kişi öldü; onlarca yaralı var. Bir de 75 sayfalık “Büyük Yer Değiştirme” başlıklı faşist manifesto. Olay dünya çapında şaşkınlık yarattı: “Ne! Yeni Zelanda’da mı?

Gerçekten de… 
Gerçekten de Yeni Zelanda dünyanın sorunlarından uzak bir yer değil miydi? O kadar uzaktı ki, geçen yıllarda süper zenginlerin, kapitalizmin çöküşüne, “proletaryanın kazma kürek villaların kapsına dayanma” olasılığına, dünyanın sonuna hazırlanmak için Yeni Zelanda’da arazi aldıklarına, korunaklı barınaklar yaptırdıklarına ilişkin haberleri şaşkınlıkla okuyorduk.
Bu haberleri okudukça aklıma “‘Yüzde 0.1’, çoktan kapitalizmin, diğer bir deyişle onlar açısından dünyanın sonuna hazırlanmaya başlamışlar. Sistemin merkezindekiler, herkesten önce, durumun vahametinin ayırdına varmışlar” gibi düşünceler geliyordu. Son sığınak: Yeni Zelanda! 

Thursday, March 14, 2019

Diktatörlerin son-baharı

Cezayir ve Sudan’da halk başlarına musallat olmuş diktatörlerden, diktatörleri ayakta tutan kurumsal yapılardan, bu yapıların içinde yaşayan asalaklardan kurtulmak, demokratik, eşitlikçi (Sudan’da ayrıca kadınlar üzerindeki dinci baskıya son verecek ve barış getirecek) yeni bir rejim istiyorlar. 

Diktatörler bir taraftan taviz verir gibi yapmaya, öbür taraftan şiddet uygulamaya devam ederek ayakta kalmaya çalışıyorlar. Ancak, halk korku duvarını aştıktan, kendi gücünün ayırdına vardıktan sonra, bu havuç - sopa taktiklerinin işe yaramadığı görülüyor.


(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 11, 2019

‘Bu topluma bir şey olmuş’

Dost toplantılarında, sosyal medyada sık sık dile getiriliyor: “Bu topluma bir şey oldu”, “Medyada her gün yeni bir saçmalıkla karşılaşıyoruz”, “Millet kafayı yedi” filan…
(...)

Bu şizofren durumun kimi örneklerine, siyasal İslamın entelektüellerinin fantezilerinden hareketle, “bir realite sorunu” bağlamında birçok kez dikkat çekmiştim. En son “beka sorunu” fantezisini de bu listeye ekleyebiliriz.

(...)

Ben ülkücüleri severim 
Sol-sağ kavramının 17. ve 18. yüzyıllarda kaldığına ilişkin absürt saptamalar bile gelinen kritik noktayı sergilemeye yeter. “Solsağkavramı 17. ve 18. yüzyıllarda kaldı” diyen şahsın aklındaki sağ-sol nedir bilemem ama sağ-sol ayrımı 17. yüzyılda değil, 18. yüzyılın son çeyreğinde, 1789’la başlar.


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 07, 2019

Bu sırada Filistin’de

Barış süreci” gündemden çıkmış durumda. Halbuki Gazze ve Batı Yakası’ndan gerginlik giderek artıyor.

Kimin umurunda?
Arap devletleri Filistin-İsrail çelişkisini, tarih boyunca, bir taraftan Filistin halkına (Emir Faisal ibn Husseyin Versaille Konferansı’nda İngiliz Siyonist Federasyonu’yla işbirliği yaparak Balfour Anlaşması’nı kabul ettiğinden bu yana) ihanet ederek, işlerine gelmediği noktada (Oslo sürecinde olduğu gibi) çözüm olasılıklarını sabote ederek, diğer taraftan Filistin davasına sahip çıkma bahanesiyle kendi ülkelerinde halkın rızasını satın alarak kullandılar. 
Şimdi, İran’ın yükselmesiyle birlikte paniğe kapılarak İsrail’e yakınlaşmaya, böylece ABD ile ilişkilerini iyileştirmeye çalışıyorlar. Arap ülkeleri, zaten yalnızca bir araç olarak gördükleri Filistin sorununu rafa kaldırmış görünüyorlar.
(...)

Monday, March 04, 2019

Seçimlere doğru muhalefet ve iktidar

Muhalefet seçimlere yine çok zor koşullarda gidiyor. Seçmen sandığa atacağı oyun kaderinden emin olamıyor; son seçimlerin anısı şüphelerini, muhalefetin belirgin çaresizliği karamsarlığını artırıyor. 
İktidarın durumu da iyi değil. Elindeki tüm baskı ve propaganda araçlarına karşın, önemli bir dönemece geldiğinin farkında ve korkuyor.

Bir günde oluşmadı 
Muhalefetin içinde bocaladığı çaresizlik bir günde oluşmadı. AKP döneminde, sürekli tekrarlanan yanlış tercihlerin ürettiği seri yenilgilerin tortuları üzerinde şekillendi.Bu şekillenme sürecinin kaynağında ısrarlı bir tutum ve bir yanılsama var.
(...)

Thursday, February 28, 2019

Şubat ayında yaz günleri

Pazartesi günü parklar, plajlar, birahaneler, sokak kahveleri yarı çıplak insanlarla doluydu, bikiniyle, şortla güneşlenenler vardı. Sıcaklık 20 derecenin üstüne çıkmıştı. Havada tek bir bulut yoktu. Salı hava daha da ısındı. Ancak Güney İspanya ya da Kuzey Afrika gibi bir yerde değildik. Burası İngiltere’ydi, daha bahar bile başlamamıştı; şubat ayının son günlerindeydik. Böyle sıcaklıklar, daha önce bu ülkede, şubat ayında hiç görülmemişti. Küresel ısınma ve iklim krizi belli ki umulandan ya da kamuoyuna açıklanandan çok daha hızla ilerliyordu. 

Geçen yıl aynı günlerde ülke kar altındaydı, sıcaklık -5 oc ile -12 oc arasında dolaşıyor ancak rüzgâr ve nemden dolayı -13 oc ila -15 oc gibi hissediliyordu; 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, February 25, 2019

Yangın yerinde mazotla dolaşmak

Dünya yangın yerine dönmüş durumda. Münih Güvenlik Konferansı’nda yaşananların gösterdiği gibi ABD yönetimi adeta elinde mazot bidonlarıyla dolaşarak ateşleri besliyor.

Her yerde yangın… 
Venezüella’dan Suriye’ye, Nikaragua’dan Yemen’e, Afganistan’a; Kuzey Kore’den Keşmir’e, Balkanlar’dan İsrail-Filistin sorununa, Karabağ, Güney Osetya’ya; Ruanda’dan, Fildişi Kıyısı’ndan Çat, Kongo, Sri Lanka’ya savaş, iç savaş, terörizm. Etnik, dini çelişkilerle sarsılan iki nükleer güç, Pakistan ve Hindistan Keşmir’de yine düelloya hazır iki silahşor gibi göz göze… 
Hemen her zaman belli doğal, mineral, enerji kaynaklarının paylaşımıyla, ticaret yollarının kontrolüyle yakında ilgili bu çatışma noktalarının her birinde ABD, Çin, Rusya gibi büyük ve nükleer silahlara sahip güçlerin çıkarları sık sık çatışıyor. 

(...)

Thursday, February 21, 2019

Sahte ikilem

Son yıllarda kitlelerin siyasete ilgisi hatta doğrudan katılma arzuları artıyor. Sağ popülist akımlar yükselirken, pazartesi yazımda aktardığım gibi, sermayenin sözcülerinin sosyalizm korkusu nüksediyor, faşizm tehlikesi giderek güçleniyor. Sol hareket, Türkiye’de siyasal İslamın, rejimin yükselişini önleyememişti, dünyada da bu yeni hareketlenmeye yön veremiyor.
Ne birine öbürü... 
Bu başarısızlıkların arkasında, yanlış bir ikilem yatıyor. Bir yaklaşım neo-liberalizmin, küreselleşmenin yıkımına karşı “kitleleri” ekonomik talepleri, maddi çıkarları savunarak, siyasal İslamın, sağ popülizmin etkisinden kurtarmaya, dalgayı tersine çevirmeye çalışıyor. Bunun tam karşısındaki yaklaşım adeta “ekonomik değil aptal, kültürel” diyerek, kitleleri, siyasal İslamın, sağ popülizmin etkilerden kurtaracak kültürel politikalar arıyorlar. 

Her ikisi de patinaj yapıyor...

Monday, February 18, 2019

Ah! Yine o ‘hayalet’

Yine kapitalizmin sözcüleri her yerde o hayaleti görmeye başladılar. Korkuyorlar ama onu, kendileri çağırdılar.,
Üstelik bu sefer de ‘cool’ 
Geçen yıl temmuz ayında Trump’ın İngiltere’ye gelme olasılığına karşı toplumda bir itiraz dalgasının yükseldiği günlerde, ITV kanalı “Good Morning Britain” programında konuyu masaya yatırdı. Programın, maço halleriyle kadınlara illallah dedirtmiş sunucusu Pierse Morgan, aklınca solun tutumunu teşhir etmek için, pek de fazla düşünmeden, belki de nasıl olsa genç kız, üstelik de siyah, ben ezer geçerim inancıyla Ash Sharkar’ı misafir etti...

(...)

Thursday, February 14, 2019

40. yılında karşı-devrim dersleri

İran’da “karşı-devrimin” 40. yıldönümünde çıkarılması gereken çok önemli dersler var. Bu dersler bizim “hikâyemizle” de örtüşüyor. 

İran Devrimi” olarak 40. yıldönümünde anılan tarihsel “olay” aslında bir karşı-devrimdi. Devrim, 1970’lerin ikinci yarısında patlak veren, işçilerin, kent yoksullarının ayaklanmalarıyla, üniversitelerden, meslek odalarından yükselen ekonomik demokratik taleplerle başladı; 1978’de işçi hareketinin yaygın katılımıyla, grevlerle, hatta genel grevlerle, silahlı sol örgütlerin eylemleriyle devam etti ve Şah rejimini devirdi. Bu devrimci süreç içinde yükselen siyasal İslam hareketi devrimci dalgayı adım adım etkisi altına aldı, devrimci unsurları tasfiye etti, bir karşı-devrimle kendi rejimini kurdu.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, February 07, 2019

‘Ulusal çıkar’ diye başlayıp... -II

“Ulusal çıkar” diye başlayınca yanlış bir yere gitme tehlikesi var. Ancak doğru bir yere gitmek de mümkün, hatta gerekli. Çünkü, dünya yeni bir döneme girerken ulus devletin önemi artıyor!
Her şey dağılıyor
Davos risk raporuna, The Economist’in “Slowbalization” (Küresel yavaşlama) başlıklı kapağına bakmak yeter: ABD hegemonyasına dayanan, Batı merkezli dünya düzeni, 30 yıldır kapitalizmin yapısal krizini yöneten neo-liberal küreselleşme dağılıyor. Çevre kirlenmesi, iklim krizi, gezegenin ekolojik dengelerinin, türlerin yok olma süreci giderek hızlanıyor.
Dağılmanın toplumsal sonuçları, Trump, Brexit, sağ/faşist popülizm, yeniden başlayan nükleer silahlanma, teknolojik egemenlik yarışı, devleti yöneten politikacıların yetersizliklerinin yol açtığı meşruiyet ve egemenlik krizleri her gün çeşitleniyor.
Ülkelerin vatandaşları, gözlerini devletlerine çeviriyor, kendilerini bu dağılmanın etkilerinden korumak için bir şeyler yapmasını bekliyorlar. Bu da bizi bir korunma, güvenlik aracı olarak ulus devlete getiriyor.

(...)

Monday, February 04, 2019

‘Ulusal çıkar’ diye başlayıp...

Ulusalcı, Kemalist entelijansiya arasında son dönemde yaygın bir saptama var: “Ulusal çıkar söz konusuysa...” diyerek başlıyor, ““Milli duruşa ihtiyaç var” gibi ifadelerle siyasal İslamın AKP yönetimiyle birlik olmaya doğru gidiyor. 

İyi de “ulus” bir çuval patates değil. İçinde kapitalisti var, emekçisi var; zengini var, yoksulu var. Ayrıca herkes Türk ve Sünni de değil! Hangisinin çıkarından söz ediyorsunuz? Ayrıca, son yıllarda “ulus”a neler olduğunun, vatandaşlarının geleceğine nasıl ipotek konulduğunun fakında mısınız? Bu ulusu oluşturan vatandaşlar Aydınlanma geleneğinden hızla koparılarak, bir “yeni ortaçağa”, modernite, hatta Rönesans öncesinin karanlığına sürükleniyorlar, giderek eşitlik, demokrasi, özgürlük ideallerini kaybederek, bir ümmet olmaya doğru yeniden şekillendiriliyorlar. Farkında değil misiniz? Yoksa siz Aydınlanma geleneğine ait değil misiniz?


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, January 31, 2019

Venezüella’yı düşünürken

Venezüella’ya yönelik askeri, siyasi ekonomik her türlü müdahaleye koşulsuzkarşı çıkmak gerekir. Bunu söylemek kolay. Her şey bir yana, akacak kanı düşünmek yeter. Yapısal krizi içinde yeniden çok sarsıntılı ve sancılı olacağa benzeyen bir döneme girmeye başlayan kapitalizmin içinde, geleceğe yönelik dersler çıkarmak ise daha zor.
***
Düşünmeye, sermayenin yalnızca bir ekonomik ilişki değil aynı zamanda siyasi ve simgesel bir güç kaynağı hatta bizzat bir güç olduğunu görerek başlayabiliriz. Sermaye birikirken yalnızca ekonomik değil, siyasi, kültürel güç de biriktirir;
(...)