Thursday, May 25, 2017

İran nereye biz nereye

Ruhani başkanlık seçimlerini 2013 yılında oyların yüzde 51’ini alarak kazanmıştı. Geçen hafta yüzde 57 ile yeniden kazandı. Karan, Cerrahoğlu,Atay arkadaşlarımız, yazılarında başkanlık seçimlerinin adaylarını ve ortamını irdelediler. Tayfun Atay’ın tarihsel zeminde yaptığı karşılaştırma çok ilginçti. Ben farklı bir açıdan bakarak, “İran nereye Türkiye nereye?” sorusunu sormak istiyorum.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 18, 2017

Hegemonyalar çarpışınca...

Pekin’de 14-15 Mayıs’ta toplanan uluslararası “Bir Kuşak ve Bir Yol” (BKBY)forumu, Atlantik’ten Pasifik’e uzanan, Robert Kaplan’ın deyimiyle, “süper kıtanın” üzerinde iki hegemonyanın birbirleriyle çarpışma yolunda ilerlediklerini düşündürüyordu. 
 
İki hegemonya 
Bu, iki hegemonyadan biri, II. Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD liderliğinde şekillenen, Soğuk Savaş’tan sonra küreselleşme kavramıyla tanımlanan, “Batı”kapitalizmine ilişkin. Diğeri de Çin’in yükselmeye başlamasının bir ifadesi olarak şekillenmekte olan bir hegemonya. Bu iki farklı hegemonya alanına iki farklı “küreselleştirme” projesi olarak da bakabiliriz. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, May 15, 2017

Seçmen ve ekonomik kaygıları

Clinton’ın “It’s the economy stupid” (konu “ekonomidir aptal!”) uyarısından bu yana geçen 25 yılda galiba bir şeyler değişti. Seçmen artık, sanki ekonomik kaygılarla değil de, kültürel ideolojik nedenlerle oy veriyor. 

Sol eğilimli The Nation dergisinin yaptığı kapsamlı bir araştırma, 2016 seçimlerinde seçmenin Trump’ı, ekonomik kaygılarla değil ırkçı ön yargıların etkisiyle seçtiğini düşündürüyor. Oxford Economics’in sonuçlarını 4 Mayıs’ta yayımladığı, 25 ülkeyi kapsayan bir araştırma, sağ popülizmin 35 yıldır istikrarlı bir biçimde yükseldiğini saptarken seçmenin esas olarak ekonomik kaygılarla değil, göçmenlerin etkisiyle oluşan bir “kültürel stres” altında oy verdiğini savunuyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 11, 2017

Veba ile kolera arasında...

Bir gözlemci, “Fransız halkı veba ile kolera arasında kalınca kolerayı seçti”diyordu, ben de, “yeni bir seçenek yaratılamazsa, 2019’da biz de kendimizibenzer bir konumda bulacağız” diye düşündüm. Neyse, biz şimdilik Fransız “halkının” sorunlarına odaklanalım.

Rahat bir nefes... 
Başkanlık seçimlerini Macron kazandı, sağdan sola kurulu düzen rahat bir nefes aldı: “Popülist dalga kırıldı”, “Avrupa Birliği kurtuldu” filan... Gerçekteyse tehlike geçmedi. “Popülist” dalgaya enerjisini veren ekonomik sosyal kültürel kriz aşılamıyor, Ulusal Cephe’nin oyları artıyor. 

(...)

Monday, May 08, 2017

Yeni gerçek[çi]lik

Türkiye artık yeni bir sisteme geçti. İstesek de, istemesek de 2019 Başkanlık seçimlerini bu yeni parametrelerle düşünmek” gerekiyor türünden saptamalar, siyasi olarak zararlı, ahlaken de sakıncalıdır. Türkiye’de bir süredir yeni bir gerçeklik şekilleniyordu. Referandum bu yeni gerçekliği dünyaya getirmedi, yalnızca “vaftiz” etti.

Tarih ve durum 
Bir toplumsal gerçeklik aniden, ex nihilio ortaya çıkmaz. Bileşenleri eski gerçekliğin çelişkileri, çatlakları içinden çıkarlar. Bunların aktif varlığı egemen gerçekliğin istikrarını bozar. Yeni gerçeklik bu süreç içinde şekillenir, zamanla kendi ekolojik egemenliğini kurarak, eskisinin yerine geçer.

(...)

Thursday, May 04, 2017

Bir laboratuvar olarak Fransa

Fransız başkanlık seçimleri, faşist (Le Pen)komünist (Melanchon)oportünist (Macron)hırsız (Fillon) ile başladı. Komünist ve hırsız elendi. İkinci turda faşist ve oportünist arasında seçim yapmak gerekecek. Bu tatsız seçenek aynı zamanda çok tehlikeli bir duruma işaret ediyor. 
Siyasi tercihler var olan “durum” (gerçekliğin koyduğu sınırlamalar) içinde, ya bu “durumu” arzulanan bir yönde değiştirmek ya da arzulanmayan bir yönde değişmesini engellemek için yapılır. Tercih yaparken gerçekliğin koyduğu sınırları görmezden gelerek kendi “ruhunun saflığına” uygun davrananların tercihleri, çoğu kez, “ruhun saf kalma arzusunun” tam tersine sonuçlar üretirler. 
 
Gerçekliğin ‘durumu’ 
Kapitalizmin yaşamakta olduğu yönü belirsiz dönüşüm (ekonomik, siyasi, ekolojik, hatta kültürel) sürecinin özelliklerini, gerek...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız 

Monday, May 01, 2017

1 Mayıs

İlk kez 1 Mayıs’a bu kadar boğucu bir havada giriyoruz. Bu, devlet şiddeti altında ezilmekten farklı bir durum. Siyasal İslamın parçası olmayan kesimin, toplumun neredeyse yarısının içinde yaşadığı seküler demokratik, kültürel siyasi ekosistem yok ediliyor. Bu kesimin, ya siyasal İslamın iradesine boyun eğmesi (psikolojik ve ahlaki olarak intihar etmesi) ya da fiziki olarak yok olması bekleniyor.

Yeni-Faşizmin inşası... 
Eğitim sistemi değişti, okullar üniversiteler “temizlendi”, devlet bürokrasisi, güvenlik örgütlerinin personeli, savcılar, hâkimler siyasal İslam yanlısı personelin eline geçti. Hapishaneler, siyasal İslama muhalif yazarlar, sanatçılar, genel anlamda muhalif entelijansiya ile doldu. En son 7 bin personel ile bekçilik sisteminin canlandırılması, Siyasal İslamın toplumun kılcal damarlarına kadar nüfuz etmeye, vatandaşları çarşıda, mahallede, kapısının önünde bile izlemeye-bastırmaya kararlı olduğunu gösteriyor.

(...)

Ve muhalefet 
Son referanduma kadar muhalefet alanı, liderliğinin tüm istikrarsızlıklarına ve hatalarına karşın CHP’yi de içeriyordu. Artık o kadar emin değilim;

(...)

Thursday, April 27, 2017

‘Dünya Günü’ – bilimsel gerçekler

Dünya Günü’nde (22 Nisan) biz, 15 yıldır eğitim sistemini, bilimsel çalışmayı ve akademik özgürlükleri enkaza çeviren bir aklın “Atı alıp (mühürsüz oylara binerek) Üsküdar’ı geçmesinin” şokunu yaşarken, dünyanın bütün kıtalarında, Antarktika’da bile, bilim insanları, çevreci örgütlerden ve toplumların çeşitli katmanlarından yüz binlerce insan, “bilimsel gerçekler” için yürüdüler, protesto gösterileri düzenlediler.

(...)


Monday, April 24, 2017

Referandum: Bir ‘otopsi’

Sonuçların niteliği, katılanların, siyasi aktörlerin eğilimleri belirginleşti. Artık bir “otopsi” yapmayı deneyebiliriz. 
 
Gerçekler ve fanteziler 
Gerçekler: Bu referandum OHAL altında yapıldı, hile yaygındır; öyleyse, meşru sayılamaz, sonuçlar yasal değildir. Erdoğan’ın liderliğindeki siyasal İslam bu referanduma bir “cihat” ruhuyla girmiş, varını yoğunu arzusunun arkasına koymuştur. AKP salt bir parti değildir, aynı zamanda bir hareketin temsilcisi, bir projenin aktörüdür. Şimdi bu projenin içerdiği, toplumsal dönüşümler hızlanacaktır. Bu parti ve liderliği her seçimde “gerekeni yapar ve kazanır” (bir sınıf iktidardan seçimle uzaklaştırılamaz)! CHP bir deneyimden daha yenilgiyle çıkmıştır. 
Fanteziler:“ ‘Hayır’, aslında kazanmıştır”; “CHP kendi oy tabanından fazlasına ulaştı”; “Yüzde 20’lerdeki oyunu yüzde 40’lara çıkardı”; “Erdoğan kazandı ama şimdi işi daha zor”; “2019’da görülecek hesabımız var”; “CHP... Gazi Meclis’i sonuna kadar koruma kararı...”. Bu kadar hile ve yalandan sonra bu “diniman sahibi, namazında niyazında insanlar…” 

Bu fanteziler, bu [G]erçeklerin ağrılarına katlanmaya yardım ediyor, Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın iktidarını destekliyor. 
Yukardaki [G]erçeklerin AKP ve siyasal İslamla ilgili parçasına geçen hafta kısaca, son iki kitabımda (Tekin Yayınevi) da ayrıntılı olarak değinmiştim. Bu yazımda, daha çok CHP üzerinde durmak istiyorum. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 20, 2017

Beklenen oldu!

Siyasal İslamın tek adam saplantısı, realiteyi kavramaktaki kronik yetersizliği, beklenen sonucu yarattı, AKP dayattığı referandumu yüzüne gözüne bulaştırdı.

‘Ya devlet başa...’ 
AKP liderliği ülkede, İslamcı otoriter bir tek adam rejimi kurmak istiyordu. Ancak, toplumun yarısı bu projeye kesinlikle karşıydı. AKP liderliği geldiği eşikte, toplumsal koşulların ne kadar kritik olduğunu kavrayamadı; “Ya devlet başa ya kuzgun leşe”, “zorlarsam aşarım”, “kapıp kaçarım” diye düşündü.
(...)


Monday, April 17, 2017

Büyük türbülansa girerken

Karşımızda bölünmüş bir toplum var. Bir yarısı öbürüne kinli; karısını, kızını ganimet gibi görüyor.. Erdoğan liderliğindeki AKP’de temsil edilen siyasal İslamın getirdiği noktada Türkiye, küreselleşme sonrası dünyanın ürettiği büyük türbülansların içine bu bölünmüşlükle giriyor. Öyleyse, bu trajedinin içinde, sonuç ne olursa olsun “Hayır” diyenleri bu ülkenin halklarının geleceğini koruma görevi bekliyor.

Aşılamaz bir bölünme
Bu bölünmüşlüğün temelinde ekonomik, siyasi hatta etnik çelişkiler olsaydı maddi çıkarlar temelinde bir uzlaşma noktası bulmak, çelişkileri yönetmek mümkündü. Ne yazık ki siyasal İslamın 15 yılda ülkeyi getirdiği noktadaki bölünme, kimlikler arasındaki, uzlaştırılması, yönetilmesi son derecede zor hatta kısa dönemde olanaksız farklardan kaynaklanıyor.

Toplumda, özellikle Gezi olayından sonra belirginleşen bu bölünmenin fay hattı, bireylerin öznelliklerinin merkezinden, dayandıkları “anlam sistemleri- hakikat rejimleri” arasındaki farklardan geçiyor...

Thursday, April 13, 2017

Şizofreni, paranoya, yalan ve kin

Referandumdan önceki son yazımı bir iç sıkıntısıyla yazıyorum. Oy verme, sayma işleminin güvenliği sağlanabilirse “Hayır” çıkacağına inanıyorum ama o güvenliğin sağlanamayacağını, bugün iktidardaki kişi, parti ve hareketin“Hayır” çıkmasını engellemek için devletin, partinin, hareketin tüm olanaklarını, fiziki ve simgesel şiddetle birlikte, ülkede derin yaralar açma pahasına, kullanacağını düşünüyorum. İyimser olamıyorum. İktidardakilerin ruh hali de “dışarda şizofreni, içerde paranoya ve nefret”, hayra alamet değil.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 10, 2017

Trump’ın füzeleri AKP’nin hayalleri

ABD, Suriye’de bir hava üssünü füzelerle vurdu. AKP liderliği ve akıl hocaları, aniden rejim değişikliği hayallerine geri döndüler, Rusya’ya, İran’a “ayar vermeye” başladılar. Aklını biraz verimli kullanabilen biri, füzelerin Suriye iç savaşına yön vermekle değil, Trump’ın adeta bir taşla birçok kuşu birden vurma niyetiyle ilgili olduğunu kolaylıkla görebilir.

‘Birçok kuş’ 
Trump ciddi bir yönetim krizi yaşıyor; bu kriz, hem ülkede hem de uluslararası alanda bir güven krizine yol açıyordu. Krizin bir ayağında Trump’ın Rusya’nın etkisi altında olduğuna, ABD başkanlık seçimlerinde yardım aldığına ilişkin, hâlâ soruşturulmakta olan iddialar var. İkinci ayağında da Trump’ın uygulamayı arzuladığı programla, yönetime getirdiği kadrolarla kendi partisi arasındaki uyumsuzluklar... 

(...)

Thursday, April 06, 2017

Yılın en riskli olayı

Referandumdan değil, mayısta sonuçlanacak olan Fransa başkanlık seçimlerinden söz ediyorum. Referandum da çok riskli ama bizimkiler, bizden başka kimseyi, kuru gürültünün ötesinde, gerçekten tehdit edecek ne güce ne de akla sahip.

Fransa öyle değil. Başkanlık seçimlerini, Avrupa Birliği’nden çıkmak isteyen Marine Le Pen’in kazanması durumunda, AB’nin, hatta ABD liderliğindeki Batı merkezli düzenin geleceği ekonomik ve siyasi açılardan büyük risk altına girecek...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 03, 2017

‘Evet’ ve ‘uygarlıklar çatışması’

Ülkelerin, parlamenter yollardan totaliter rejimlere dönüşme olasılıkları üzerine tartışmalar, Batı’da sağ popülizmin yükselmesi, Türkiye’de AKP rejiminin evrimi, şimdi de Referandum üzerinden yoğunlaştı. Tartışmalarda Almanya’da Nazilerin iktidara yükselme süreci önemli bir örnek oluşturuyor. Bu örnekte, süreç ve söylem boyutları özellikle ilginç.

Süreç... 
Nazi rejiminin kurulmasında, Reichstags binasının yakılması, bunun ardından, çıkarılan Yetkilendirme Kararnamesi belirleyici bir rol oynadı. 
Hitler bu yetkilendirme kararnamesine dayanarak OHAL ilan etti, kararnamelerle yönetmeye başladı.

(...)

Thursday, March 30, 2017

‘Evet’ ile nereye?

Siyasal İslamın entelektüellerinden Hayrettin Kahraman (Daily Express’e göre, Erdoğan’ın imamı), “Müslümanların Yahudilere, Hıristiyanlara ve diğer din mensuplarına yaşama hakkı tanıdığı gibi ‘Hayır’cılara da bu hakkı tanıyacağını” söylemiş. 

Böylece “Hayır”cıları, İslamın karşısındaki dinlerle aynı kategoride gören Kahraman ne tek örnek, ne de kuralı bozan bir istisna. Daha geçen hafta, “kinine dinine sahip gençlik” amacıyla çıkılan yol, “daha akıtılacak çok kanımız var” noktasına gelmemiş miydi? Kinine sahip olanların, kendilerinde birilerine yaşam hakkı tanıma hakkını görenlerin düzeni... 
Referandumdan “Evet” çıkarsa gidilecek yer işte burası.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 23, 2017

‘Evet’ çıksa da ‘Hayır’!

Referandumdan “Evet” çıksa da “Hayır” demeye devam etmek gerekiyor. Bu, ilk anda halkın iradesine saygısız, antidemokratik gibi görünen öneri, doğrudan adalet kavramıyla ilgilidir ve en azından üç nedene dayanıyor. 
 
Meşruiyet sorunu 
Birincisi: Referandumdan “Evet” çıkmasını isteyen Siyasal İslamın liderliği, partisi-hareketi, demokrasiyi ortadan kaldırmayı, idam cezasını geri getirmeyi vaat ediyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 20, 2017

Evet = Felaket

AKP rejiminin “Nazi”, “faşist”, “haydut devlet” hezeyanları beni kaygılandırmıyor. Nasıl olsa, AKP yönetimi yine 180 derece dönecek. Beni kaygılandıran, bu seri “U” dönüşleri üreten “arzusunu, realite sanma” hastalığı.

Yaptıkları yapacaklarının... 
Bu hastalığın kaynağında, fantastik bir İslamcı dünya görüşünün AKP liderliğinin anlağında oluşturduğu “resim” var. Dinci dünya görüşünün “kırık aynasında” şekillenen bu resim “U dönüşleri arttıkça” realiteden biraz daha uzaklaşıyor; uzaklaştıkça da arzuları cevapsız kalıyor, davranışlara, düş kırıklığı, paranoya yön veriyor.

(...)

Thursday, March 16, 2017

Yarın çok geç olacak!

“İç ve dış dinamikler bizden yana” iddiasıyla başlayan siyasal İslamın AKP rejimi şimdi “içeride dışarıda herkes bize düşman” noktasına geldi; bir süredir de projesini toplumu derinden sarsan “şok”lar üreterek aşabiliyor. Her “şok”tan sonra da toplum biraz daha kutuplaşıyor, dokusu biraz daha çözülüyor. Referandumdan sonra, toplumu yeni bir “şok” bekliyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 13, 2017

Silivri’ye mektup

Sevgili Hakan, dış basında tartışılanları izleme şansınızın çok kısıtlı olduğunu düşünerek, özgür olsaydın yazılarına konu olabilecek kimi gelişmeleri çok kısaca aktarmaya çalışacağım.

‘İç dinamik-dış dinamik’ 
Şu ünlü “iç dinamik dış dinamik çakıştı” muhabbeti vardı ya... Şimdi, “Allah’ınlütfu” Başkanımız sayesinde, yerini Timur Selçuk’un ünlü şarkısındaki havaya bıraktı: “Yollarımız burada ayrılıyor / Artık birbirimize iki yabancıyız”... 

(...)

‘7. Kasa’da ne var?’ diye sormuş bir ‘bot’ öbürüne... 
Birileri, belki de bir “bot” (uzman algoritma) CIA’nın, akıllı telefonların, sosyal medyanın, televizyonların, bilgisayarların güvenlik sistemlerini aşarak bilgi çalan programlarını çalmış; WikiLeaks’e vermiş

(...)