Monday, September 26, 2016

Bu kapitalizm... Bu kriz

Geçen pazartesi yazımda bir “büyük savaş” olasılığına işaret eden gelişmelerden söz etmiştim. Kapitalizmde büyük savaşların arkasında her zaman büyük ekonomik krizler yatar. Çarşamba günü, yayımlanan OECD, UNCTAD raporları, ABD merkez bankasının eski başkanı Bernanke ve şimdiki başkanı Yellen’in sözleri, yalnızca böyle büyük bir kriz içinde olduğumuzu vurgulamakla kalmıyor, krizin çok daha sert bir aşamaya girmek üzere olduğunu düşündürüyor.
(...)

Yazının devamı için tıklayınız 

Thursday, September 22, 2016

Ah şu robotlar...

Uygarlığımız bir yol ayrımında. Örneğin, robotlar, “yapay zekâ”, genetik manipülasyon, kök hücre uygulamaları, nanoteknoloji, uzay çalışmaları gibi her yeni adım, hemen bu adımın getirdiği yaşamsal riskleri anlatan araştırmalarla karşılanıyor.

Yalnızca işçilerin yerine geçen robotlardan, günlük yaşamı yönlendirmeye başlayan algoritmalardan, denetimden kaçarak doğal felaketlere yol açabilecek nanomakinelerden, genetik alanında yeni canlı türleri yaratılması olasılığından değil, bizden çok daha ileri uzaylı uygarlıkların gönderdiğimiz sinyalleri yakalayıp gezegenimizi talan etmeye gelmesinden de korkuyoruz.

Sonuçlara odaklanmak... 
Forrester araştırma şirketinin, “Robotlar, ABD’de 2021 yılına kadar toplam istihdamın yüzde 6’sını yok edecek” diyen raporu geçen hafta yayımlandığında büyük ilgi çekti. 
(...)

Monday, September 19, 2016

GWOT bitti ‘büyük savaş’ verelim

11 Eylül saldırısından sonra, ABD’nin savunma paradigmasını “GWOT” (Terörizme karşı küresel savaş) kavramı belirledi. IŞİD saldırılarından sonra, Avrupa’nın da o trene bindiği söylenebilir. Ancak, Prof. Klare’ye göre bir süredir, ABD ve NATO askeri liderlerinin gündemini GWOT değil, “büyük güçler arası savaş” paradigması şekillendiriyor. 

Bir ‘altın çağ’dan öbürüne
Bu yeni paradigmayı üreten sürece bakınca da, karşımıza büyük silah şirketleri çıkmaya başlıyor. 
(...)

(Düzeltme:
Nortron Grumman, Northrop Grumman olması gerekiyor. BAE Systems. bir ingiliz şirketi, ABD değil.)
 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız 

Thursday, September 15, 2016

15 yıl sonra ‘11 Eylül’

On beş yıl önce, New York’ta, arkasında anılardan silinmeyecek görüntüler, cevapsız sorular, komplo teorileri bırakan 11 Eylül saldırısı yarattığı şoka karşın, dünyayı değiştiren bir “olay” değildi. O dünyada çoktan başlamış, giderek hızlanan bir değişimin semptomuydu. Bu semptom hemen bir etkene dönüşerek değişimi daha da hızlandırdı.

Öncesi... 
11 Eylül’ün bütün bileşenleri, 11 Eylül’den çok önce yerli yerine oturmuştu. 
(...)

Monday, September 12, 2016

Büyük tasfiye

Darbe girişiminin ardından AKP hükümeti OHAL ilan ederek ülkeyi tümüyle iradesi altına aldı. Bu irade, iki aydan kısa bir süre içinde kamu sektöründen, “sivil topluma” doğru yayılan bir tasfiye süreciyle her alanda 100.000’den fazla çalışanı salt kendi “öteki” algısına dayanarak işten çıkardı; tutuklananların sayısı da 30.000’i aştı. 
 
Tartışmalar “kurunun yanında yaşın da yanması”, sıranın liberal, laik, sol, sosyalist bireylere, siyasal İslamın dışında kalan herkese gelmeye başlaması üzerinde yoğunlaştı. Ancak sayılar bu kadar büyüyünce, seçmen iradesi kayyım atamalarıyla fiilen iptal edildikten sonra, bireysel trajedilerin ötesine bakmaya çalışmak gerekiyor. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, August 22, 2016

Boru hatlarının jeopolitiğinde...

Başarısız darbenin arkasında ABD’nin olduğuna ya da bildiğine ilişkin yadsınması zor bir kanaat var. AB’nin, yakın dostumuz olduğu rivayet edilen kimi Arap ülkelerinin (Fehmi Koru’nun Arap basınından derlediklerine bakınca) aldıkları tutum da bu kanaati destekliyor. Dahası bu kanaatler, bölgede enerji güvenliği projelerinin oluşturduğu jeopolitik resmin içine gayet güzel oturuyor. 

‘BOP’ yeniden...
Yukarda değindiğim jeopolitik resmi anlamlandırabilmek için sanırım en yararlı kavram “Büyük Ortadoğu Projesi” olacaktır.


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Thursday, August 18, 2016

Büyük şaşkınlık

“Bilgi çağı”, “kuşku çağı”, “korku çağı”, hatta “entropi çağı” kavramları kullanılıyor. Bence en uygun kavram “şaşkınlık çağı”.
 
Greenspan yanılmış, Marx haklıymış
Şaşkınlık mali krizle başladı. Mali piyasaların oyuncularının “maestro” (piyasaları bir orkestra gibi idare eden adam) olarak niteledikleri Alan Greenspan (Merkez Bankası başkanı 1987-2006) Kongre Soruşturma Komisyonu’ndaki oturumda, kafasındaki ekonomik modelin gerçek hayatta işlemediğini görünce çok şaşırdığını, “şok geçirdiğini” açıkladı (23/10/2008).
Üç yıl sonra Wall Street Journal, Nouriel Roubini’nin “Biz piyasalar çalışır sanıyorduk. Çalışmıyormuş... Marx haklıydı, kapitalizm bir gün kendi kendini yok edebilir” sözlerini aktarıyordu. Şaşkınlık küreselleşmenin kalıcı olmayabileceğine, sürecin geriye dönmeye başladığına ilişkin, sermaye hareketleri, dünya ticaret verileriyle, gelir dağılımındaki bozulmaya, bizzat kapitalizmin yol açtığına ilişkin araştırmaların (Branko Milanovich, Thomas Piketty) katkısıyla derinleşti. Tabii bir de bir türlü sonu gelmeyen, “uzun durgunluk” gibi, The Washington Post’tan Samuelson’un deyimiyle, “gizemli bir durum” vardı. 

‘Gizemli bir durum’

 Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, August 15, 2016

Demokrasi mi dediniz?

Liberal demokrasi, serbest piyasa küreselleşme dünyasına gözünü açan 1980 sonrası kuşakların genel eğilimi Demokrasi mi dediniz? Teşekkür ederim istemem yönünde şekilleniyor.

‘Demokratik durgunluk’ 
Freedom House’un “Demokrasinin Durumu” raporu (2016), siyasi özgürlüklerin son on yılda küresel çapta gerilediğini savunuyordu. Financial Times’dan GideonRachman’a göre bir “küresel demokratik durgunluk” yaşanıyor. Dün zamanın ruhunuMandela, Havel, Gorbaçov, Yeltsin temsil ediyormuş. Bugün ise Putin, Erdoğan,Trump gibi isimler var (Financial Times, 08/08/16). 

Dünya Değerler Araştırması’nın 1995- 2014 dönemindeki yıllık bulgularında dayanan bir çalışma (R. Fao & Y. MounkJournal of Democracy Temmuz 2016),bugün “Kuzey Amerika ve Avrupa’da demokratik yönetimleri ayakta tutan değerler,1989’da aniden çöken Doğu Avrupa ve SSCB yönetimlerini ayakta tutan değerler kadar kırılganlaşmış” sonucuna ulaşıyor. 1980 sonrasında doğanların arasında demokratik bir düzende yaşamanın önemine inananların oranı, önceki kuşaklara göre hızla düşerken, demokrasinin kötü bir rejim olduğuna inananların sayısı artarak yüzde 30’lara ulaşıyor. 

Thursday, August 11, 2016

‘Yalnız Kurtlar’

Hazirandan bu yana, Amerika’da,  Avrupa ülkelerinde terör saldırıları hatta katliamlar gerçekleşti. Bu saldırıları yapanlara ilişkin bir taraftan “Yalnız kurt”, “amatör” kavramları kullanıldı; diğer taraftan IŞİD’in savaşı Avrupa’ya taşıdığı vurgulandı. Bu çelişkiyi aşmak için “yalnız” kavramını yeniden düşünmek gerekiyor. 

Yeni bir varoluş boyutu
Kapitalizmin krizi içinde, sermayenin dolaşımını hızlandırma, üretimde maliyet düşürme çabaları otomasyonu; uluslararası tedarik zincirleri, finansallaşma, bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin, internetin evrimini hızlandırdı. Kişiler arası özel  sosyal ilişkileri giderek artan oranda birbirine bağlayan çeşitli bilişim ağları üzerinde bir sanal mekân oluştu.
Bu durum, gerçek mekânda yaşanan üretimi, kişisel-toplumsal ilişkileri ortadan kaldırmadı, önemsizleştirmedi. Ancak, gerçek mekân-sanal mekân birlikte işlemeye başlayınca “yalnız” kavramının içeriği değişmeye başladı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız 

Monday, August 08, 2016

Dış politikada olanaklar, yaşamsal riskler

Dünya düzeninde tarihsel bir dönüşüm yaşanıyor. “Doğu” ile “Batı” arasında stratejik bir noktada bulunan Türkiye’nin yöneticileri, dış politika alanında manevra alanlarının, siyasi projelerini, ekonomik çıkarlarını ilerletmelerini kolaylaştıracak yönde genişlediğini düşünüyorlar. Ancak bu genişleme, yeni olanakların yanı sıra yaşamsal riskler de getiriyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, August 04, 2016

Darbeden sonra: Hubris ve Nemesis

AKP’de temsil edilen Siyasal İslamın en büyük fantezisi başarısız darbe girişiminden sonra gerçekleşiyor. Gerçekleşmenin hızı baş döndürüyor türlü halüsinasyonlar üretiyor: “Artık tüm dünya için Obama’nın ne dediği değil; Recep Tayyip Erdoğan’ın ne dediği önemli. New York Times’ın makalesinin, The Economist’in kapağının cehenneme kadar yolu var; artık Yeni Şafak ne diyor, tüm dünya ona baksın.” Karşımızda vahim bir hubris (Tanrıların karşısında Hubrise -abartılı bir kibre- kapılanları, tanrı Nemesis cezalandırır) var.

‘Son aşama’
Anlaşılan, Siyasal İslamın “pasif devrim” sürecinin, tamamlanması için gereken tasfiyelere, yeniden yapılandırılacak kurumlara ilişkin kapsamlı bir hazırlık yapılmış. Ancak toplum bunların uygulamasına hazır değilmiş.
Aklıma, 1998’de “Neo-con”ların hazırladığı o ünlü raporu geliyor. Rapor radikal bir dış politika adımı (imparatorluk fantezisi) tasarlıyor, ancak halkın, sarsıcı bir olay olmadan bunu kabul etmeyeceğini vurguluyordu.


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, August 01, 2016

Temmuzun diğer önemli konusu

Kanlı bir darbe girişimi, OHAL, eğitimi, orduyu altüst eden derin tasfiyeler, insan haklarının askıya alınması, geleceğe ilişkin bir korku, temmuzun en önemli konusuydu. Ancak, bizim için yaşamsal öneme sahip olan bu gelişmeleri, çok daha kapsamlı, “küresel düzensizlik” başlıklı bir başka konunun içine koyarak düşünmek gerekiyor.

Küreselleşme biterken
Aslında tanıklık ettiğimiz düzensizlikABD liderliğinde bir kriz yönetim modeli (hegemonya refleksi) olarak 1980’lerden başlayarak dünya halklarına dayatılan küreselleşme sürecinin 2007 mali krizinden sonra tersine dönmeye başlamış olmasının bir semptomu

Thursday, July 28, 2016

‘Ur-Faşizm’

Umberto Eco, The New York Review of Books’da 21 yıl önce “Ur-Fascism” başlıklı bir deneme yayımlamış. Eco, çeşitli otoriter rejimler arasında önemli farklar olmasına karşın bunların bazılarını faşist olarak tanımlamamıza olanak veren bir “Ur- Faşizm” (faşizmin temel özelliklerini) düşünebileceğimizi yazıyor. Eco’ya göre kimi zaman birbiriyle çelişebilen bu özellikler bize “faşist hareketi”, rejimi tanıma olanağı veriyor. 
 
Sosyalist hareketin, Dimitrov, Troçki, Gramsci, Reich gibi yazarlarıyla, çok zengin, karmaşık bir “faşizm” teorileri tarihi var. Eco’nun denemesi, teorik olmaktan daha çok, ilginç ve dikkatle yapılmış gözlemlere dayanıyor. Ben ancak bu hafta okuma fırsatı bulabildiğim yazıdaki Ur-Faşizmin özelliklerini özetleyerek aktarmaya çalışacağım. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, July 25, 2016

Tehlikeli ve sürdürülemez!

Bir darbe girişiminin ardından “temizlik” sürecinin gelmesi anlaşılabilir. Ancak burada iki olasılık var.
Ya bu “temizlik” süreci devleti, gelişmiş bir kapitalist toplumun gereksinimlerine cevap verecek, gelecekte bir darbe tehlikesini ortadan kaldıracak yönde yeniden düzenlemeye yönelir. Ya da darbenin hedefi olan kesim paranoya düzeyine ulaşan bir korkuyla, gelecekte ortaya çıkabilecek tüm tehlikeleri önleyebilmek için devleti tüm organlarıyla bir kişinin (grubun) elinde toplayacak, “her şeyi” yakından izlemeye olanak verecek yönde yeniden yapılandırmaya yönelirler.
Ben birinci olasılığın demokratikleşmeye, istikrara yol açabileceğini; ikinci olasılığın ise “ölümden korkarak intihar etmeye” benzediğini düşünüyorum. 

Kapitalist devlet üzerine bir hatırlatma
 Kapitalist toplum da devletin işlevi, karmaşık sınıf çıkarlarını düzenlemek, toplumsal çelişkilerin düzenin sınırları içinde kalmasını sağlamak, ekonomiyi piyasa ilişkilerini stabilize etmeye çalışmaktır. 19. yüzyılın son çeyreğinde gelişen kapitalist emperyalizmin, kimi çevre ülkelerde devletlerin içine ek bir iktidar odağı olarak nüfuz etmesi süreci iyice karmaşıklaştırmıştır. 
(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Thursday, July 21, 2016

‘Darbe’den sonra...

“Ne oluyor? Neler olacak?” soruları artık, “Nasıl oldu? Kim, hangi akla hizmet yapmaya kalktı?” sorularından çok daha önemli. 
Batı basınında “Erdoğan otoriter bir iktidarı konsolide ediyor. İslamcı cumhuriyet kuruluyor”a, kadar uzanan, “ülkedeki tüm seküler güçleri yok edecek” gibi vahim boyutlara ulaşan saptamalara rastlanıyor. Ülke içinde de yandaş basını bir kenara bırakırsak, benzer yorumlar yoğun. Ancak insana “bu ne aymazlık; ne sorumsuzluk” dedirtenler de var. Örneğin: Telaşa endişeye kapılmaya gerek yokmuş. Erdoğan’ın elinde artık muhalefeti suçlayacak bir malzeme kalmamış. Erdoğan, artık ne yaparsa yapsın “olduğu gibi görüneceği” bir döneme girmiş. Böylece Erdoğan’ı destekleyen mütedeyyin kitleler durumlarını gözden geçireceklermiş. Şimdi esas görev bunları silkelemeye, geçmişin değerlendirmesini yapmaya zorlamakmış... 
 
Aslında, “Yetmez ama evet” takımından, geçmişi değerlendirmeye yanaşmayan birinden gelen bu yorumu görmezden gelebilirdim, eğer aynı sakatlıkta bir saptamanın tarihte nasıl bir felakete yol açtığını bilmeseydim... 

(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, July 18, 2016

Bir garip ‘darbe’ üzerine iki not

Bu garip darbeyi kim hangi akla hizmet tezgâhladı? Bu darbe siyasal İslam içi bir hesaplaşma mıydı? Bu sorulara, tatmin edici cevaplar bulabileceğimi sanmıyorum ama sanırım, geleceğe ilişkin iki gözlem yapabileceğim. (1) Darbeler döneminin geride kaldığı bir kez daha doğrulandı. 2) AKP, camiyi ve sokağı, iktidar ve şiddet aracı olarak kullanmaya başladı.
***
“Askeri darbe” ile “ordunun yönetime el koyması” arasında bir ayrım yapmak gerekir. Askeri darbe, ordunun ya da devletin içinde bir kanadın, devlete makinesini kırarak, siyasi iktidarı ele geçirmeye kalkışmasına ilişkindir.

yazının tamamını okumak için tıklayınız 

Thursday, July 14, 2016

Ulusaldan küresele, sonra yine...

Kapitalizmin ekonomik krizini 1980’lerden bu yana yöneten neoliberal küreselleşme politikaları şiddetli bir mali krizle tükendi. Şimdi sonu belirsiz bir “uzun durgunluk” içindeyiz, gelişmiş kapitalist ülkelerde yönetici sınıflara, küreselleşmeye karşı ulusalcı, yabancı düşmanı bir tepki hızla güçleniyor, merkez partileri zayıflıyor. Bu noktadan nereye gideceğiz?

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, July 11, 2016

Disiplin gerekiyor. Eğitim şart!

Totaliter rejimler total disiplin ister. AKP, gençliği, toplumun seküler çoğunluğunu disiplin altına almayı hâlâ başaramadı. AKP bu başarısızlığını, günlük yaşamın mikro dinamiklerinden, grevlerden, Gezi olayına, liselilerin protestolarına, LGBTİ eylemlerine kadar birçok direniş örneğiyle yaşıyor.
Bu durum, AKP ile iktidara gelen Müslüman entelijansiyanın bir sınıf olarak kendini yeniden üretme süreçlerini, değerlerini (hakikat rejimini) toplumda egemen kılamadığını, iktidarını açık şiddete başvurmadan, “rıza”ya dayanarak sürdürmenin koşullarını oluşturamadığını gösteriyor. 

Eğitim ve iktidar
 
(...)

Gerçekten de iktidara geldiğinden bu yana, Müslüman entelijansiya için, “dindar ve kindar” (bu sınıfın iki özelliği) nesillerin üretilmesi, kendi sınıfsal bekasının sağlanması açısından eğitim sisteminin, seküler özellikleri sökülerek yeniden yapılandırılması yaşamsal bir öneme sahip oldu. 

(...)

Maarif Vakfı projesi, bu sorunu toplumsal artığa çok daha etkin biçimde ulaşmaya da olanak verecek biçimde çözmeye karar verildiğini gösteriyor. 

(...)

  Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 07, 2016

Brexit: Sol için kimi ipuçları

Türkiye’de “demokrasi cephesi” kurma çabaları yoğunlaşıyor. Solun bu çabalara etkin biçimde katılabilmesi kendi projesine uygun davranmasına bağlı. Kapitalizmin uzun tarihi bize solun esas olarak emekçi sınıflardan başlayan bir kitle tabanını, genel olarak çalışanlar üzerinde inşa edebildiği oranda fark yaratabildiğini gösteriyor. Bu bağlamda emekçi sınıfların, çalışanların, yaşanan dönemdeki özelliklerine uygun yaklaşımları geliştirmesi olmazsa olmaz koşul olarak karşımıza çıkıyor.
İki gelişmiş kapitalist ülkedeki örnekler, Amerika’da Donald Trump’ın yükselişi özellikle, “Brexit” referandumu işçi sınıfının yaşanan dönemdeki özelliklerine ilişkin önemli ipuçları sunuyor. 

Büyük çoğunluk!
Kapitalizm, Marx’ın öngördüğü gibi, toplumu çalışanlar ve kapitalistler olarak kutuplaştırmaya devam ediyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız 

Monday, July 04, 2016

Türkiye çok kötü bir yerde

AKP dışında herkes, “Türkiye’nin çok kötü bir yere geldiğini” düşünüyor. AKP yönetiminin Suriye saplantısını geride bırakarak IŞİD’e karşı savaşa doğrudan katılmaya, Gazze ambargosunu kaldırma saplantısını bırakarak İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye yönelik Makyavelist manevraları “bu kötü bir yerde olma” durumunu düzeltmiyor. Atatürk Havalimanı’nda patlayan bombalar, durumun daha da kötüleşeceğini düşündürüyor. 

Kaplanın sırtına binenler...
Bu kötü durum, AKP’nin, Kaplanın sırtına binebilirsiniz ama sonra yem olmayı göze almadan inemezsiniz...” deyimini akla getiren dış politikasının bir sonucu. 
 
Aslında aynı deyimi Türkiye’nin egemen sermayesinin, AKP’nin sırtına binerek, siyasal İslamı demokratik kurallara uyumlu hale getirme fantezisi bağlamında da kullanabiliriz. Bu fanteziye göre, Kürt sorunu çözülecek, Ortadoğu Türkiye kapitalizminin kullanımına açılacak, bu arada ülkenin enerji sorunu da aşılacaktı. Bugünkü “çok kötü durumun” ortaya çıkmasında egemen sermayenin de büyük payı var, o da bindiği yerden inemiyor! 
(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız