Thursday, January 19, 2017

Pazarlıklar, savaşlar, ‘devrimler’ çağı

Financial Times, “Davos Man” olarak bilinen küresel elitin (finans oligarşisi -yüzde 1- de diyebiliriz) etkisinin kırıldığını düşünüyor. Foreign Policy’de Gillian Tett “Davos men çıplak” diyor. Wall Street Journal’a göre “Davos’un mesajı açık: Tüm dünya artık bir çarşı, tüm anlaşmalar, ittifaklar, ilişkiler yeni pazarlıkları bekliyor.” 

ABD’de, Ulusal İstihbarat Konseyi’nin (NIC), Küresel Eğilimlerİlerlemenin Paradoksları başlığıyla yayımlanan yeni raporu, “karanlık ve zor bir yakın gelecek” öngörüyor. Bunlar da bir başka “karanlık ve zor” dönemi anımsatıyor. 

LeninEmperyalizm... (1915) broşürünü yazarken, bir “paylaşım savaşları”, “proletarya devrimleri” çağına girildiğini düşünüyordu. 

(...)

Yazını devamını ok umak için tıklayınız

Monday, January 16, 2017

‘Trump krizi’ üzerine spekülatif düşünceler

Bu “tuhaf” Trump krizine, ABD’de “dış politika paradigması” krizini aşacak bir “Büyük Strateji” arayışı bağlamında bakabiliriz. 

Soğuk Savaş”tan sonra bütün “Büyük Strateji” üretme çabaları başarısız oldu. Ancak, ABD yönetici sınıfı her seferinde, Clinton ve Bush başkanlıklarının II. döneminde olduğu gibi, yeni bir “Büyük Strateji” üzerinde, çeşitli çıkar grupları arasındaki çelişkileri aşarak uzlaşmayı başardı. 

Bu kez ortada hâlâ yeni “Büyük Strateji” yok. Aksine bir belirsizlik, hatta yeni başkanın bir başka ülkenin “kuklası” olduğuna ilişkin iddiaların yarattığı bir skandal var. Bu skandala, yakından bakınca da karşımıza ekonomide “küreselleşme”, siyasette de Rusya çıkıyor.

Küreselleşmeden sonra... 
Financial Times’dan Martin Wolf“Dünya düzensizliğine uzun, sancılıyolculuk” başlıklı yazısına “küreselleşme dönemi biterken, yeni dönemi korumacılık ve çatışma mı belirleyecek” sorusuyla başlıyordu (05/01/2017). “Trump krizini” şifreleri de bu saptamanın içinde.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Thursday, January 12, 2017

Muhalefet ve siyaset

Laikliği savunmakla, terörizmi desteklemek eşitlenir, dinci totaliter bir rejim gerçekleşmeye başlarken bence vurgulanması gereken bir konu var: AKP liderliğinde siyasal İslam, en kritik anlarda, projesini, karşısındaki güçlerin biteviye tekrarladıkları bir hatadan başarıyla yararlanarak ilerletti. 

Bu “hatayı”Jacques Rancière’in, Disagreement: Politics and Philosophy(Anlaşmazlık: Siyaset ve Felsefe) başlıklı çalışmasındaki düşüncelerden yararlanarak irdelemeye çalışabiliriz.
***
(1) A ve B bir duvara bakıyorlar. Biri beyaz diyor öbürü siyah. Bu durumda A ile B arasında bir uzlaşma umuduyla tartışma yürütmenin zemini yoktur. (2) İkisi de beyaz diyorsa, ancak B beyaz derken, beyazı değil de başka bir şeyi kast ediyorsa ve A bunu anlamıyorsa, iki taraf arasında anlamlı bir tartışma sürdürülemez. 

(...)

Monday, January 09, 2017

Hegemonya krizi derinleşirken

ABD hegemonyasının gerileme sürecinin nihai aşamasına girdiğine ilişkin belirtiler 2016 yılının son haftalarında yoğunlaştı. ABD yönetiminin bu tarihsel (maddi) gelişmeye uyum sağlamaya çalışmak yerine, sonuç verme şansı olmayan süreci geri çevirme çabalarında ısrar etmesi, reaksiyoner, gerilemeyi, hatta sistemik dağılmayı hızlandıran dış politika reflekslerine yol açıyor.

Strateji sorunu
Soğuk Savaş” sonrasında ABD açısından, bir “dış politika paradigması sorunu” oluşmuştu.

(...)

Thursday, January 05, 2017

Dışarıdan bakınca Türkiye

Reina katliamının ardından Batı medyasındaki yorumları bir araya koyunca ortaya Türkiye’nin geleceğine ilişkin çok karanlık bir görüntü çıkıyor.

Seküler yaşama yönelik bir saldırı 
Örneğin, en açık biçimde Die Welt’in koyduğu gibi: İstanbul’da Reina’da gerçekleştirilen katliamla, Paris’teki Bataclan ve Berlin’deki Noel festivaline yönelik saldırılar ortak bir simgesel özelliğe sahip: Üçünde de İslamın onayladığı yaşam tarzına uymayanlar hedef alındı.

(...)

Monday, January 02, 2017

17’nin gelişi 16’dan belliydi

Üç hafta içinde yaklaşık 100 insanımız terör saldırılarında öldürüldü. AKP Türkiye’sini yönetenler, her seferinde “istikrarımızı bozmak istiyorlar”, “birliğimizi bozmak istiyorlar”, “moralimizi bozmak” istiyorlar gibisinden demeçler veriyorlar. Başka bir gezegende mi yaşıyorlar? Ülkede ne istikrar, ne birlik umudu ne de bozulacak bir moral kaldı. 

Şurası çok açık! Terörist varsa, saldırmaya devam ediyorsa, sorumlu öncelikle teröre yol açan koşulları ortadan kaldırmak için önlem alamayan, vatandaşlarının can güvenliğini sağlayamayan devlet, onu yöneten hükümettir ve de onun beceriksizliklerine bahane uyduran yandaş basın. Son Reina katliamından bu ikisi özellikle sorumlu 
tutulmalıdır.

Doğrudan, yapısal, simgesel şiddet... 
Şiddetin çeşitli biçimleri var. Şiddet doğrudan fiziki olarak, öldürme, yaralama, korkutma, yıldırma amaçlı olarak uygulanabiliyor. Bunların arkasında bir siyasi proje, örgüt ya da yasal bir kurumsal yapılanma (devlet) olabiliyor.

Thursday, December 29, 2016

Zor bir yıla girerken

Neoliberal küreselleşmenin çöküşü önceki yıl bilinçlere çıkmıştı. Bu yıl sağ popülizm olarak sokaklara döküldü. “Vatandaşlar” uzmanların ayrıntılı açıklamalarına, tavsiyelerine aldırmadan, ne hissediyorlarsa -genelde öfkeliydiler- o yönde davranmayı seçtiler; Brexit, Trump dediler. Kurulu düzenin sahipleri (yüzde 1) ve onların sözcüsü liberal entelijensiya, medya 2016 yılında çok “şaşırdı”. Bu şaşkınlık bize bir de yeni bir sözcük kazandırdı “post-truth” (“hakikat-sonrası”): Kimse artık “hakikate” aldırmıyor neyi arzuluyorsa ondan yana gidiyordu... Ekonomik, jeopolitik sorunlar bir yana yalnızca bu “post-truth” olgusu bile bir kapitalist modelin dağılmasının hızlandığını, ciddi sarsıntıların bizleri beklediğini gösteriyor.

İki çarpıtma 
Bu kavram aslında iki çarpıtmayla birlikte geliyor. 
Birincisi: Sanki ilk kez “hakikat”e aldırmayan bir yalanlar, “sahte haberler”ortamı oluşmuş da bunun için böyle yeni bir kavram gerekmiş. 

(...)

Monday, December 26, 2016

Kurtlar sofrasında AKP Türkiyesi...

Cumhurbaşkanı, “Zalim Esed’in hükümdarlığına son vermek için oraya girdik, başka bir şey için değil” diyordu. Bir ay sonra, başkentinde bir İslamcı terörist tarafından katledilen Rus Büyükelçisi’nin kanı kurumadan, AKP Türkiyesi Rusya, İran ile birlikte imza koyduğu 8 maddelik anlaşmanın birinci maddesinde, Suriye’nin “çokkültürlü, çok etnik gruplu demokratik ve laik bir devlet olarak egemenliğine, bağımsızlığına, topraklarının bütünlüğüne... eksiksiz biçimde saygı göstereceğini” açıkladı. 

Ben böyle bir “U” dönüşü görmedim. Şimdi, “derin” analizler birbirini izliyor: Rusya’ya yaklaşıyor. NATO’dan çıkar mı? Hayır çıkamaz... Bu sırada bir şey, ya gözden kaçıyor ya da kabul etmesi ağrılı olacağından “yadsınıyor”: Ülke iki büyük gücün arasında, paylaşım konusudur!

Bir soru, bir fantezi 
Bu “yadsıma” durumundan çıkabilmek için önce şu soruyu sormak gerekiyor. “Bu müthiş ‘U’ dönüşü niye oldu?” Bu soruya cevap verebilmek için de hem AKP’nin hem de milliyetçi /Avrasyacı kesimin tutunduğu fanteziyi aşmak gerekiyor. 

(...)

Thursday, December 22, 2016

2017’ye girerken iki ölüm arasında

Sur, Cizre, Yüksekova enkaz oldu, 2016 acayip bir darbe girişiminin, canlı bombaların yılı oldu. Yıl biterken, terörist saldırılar İstanbul’da, Kayseri’de yine can alıyor. Ankara’nın göbeğinde Rusya Büyükelçisi, karanlık bir suikastta İslamcı bir teröristin kurşunlarıyla ölüyor. AKP’de temsil edilen siyasal İslam ülkeyi yönetemiyor, ekonomik, siyasi krizi derinleştikçe söylemi giderek IŞİD’inkine benziyor. Siyasal İslamın projeleri her yerde ölüme açılıyor. 

Diğer taraftan, sermayenin “kâr makinesinin”, metalaştır ve tüket ilkesi, gezegeni ve üzerinde yaşayanları bir ekolojik felaketten, iklim krizinden kurtarmak için alınması gereken önlemlere, uzun dönemli planlamaya izin vermiyor. “Kâr makinesinin” yaşam ilkeleri, insanlığın “yaşam dünyasını”, ekolojik çevresini ölüme sürüklüyor. Türkiye’de ve dünyada insanlık iki ölüm arasında sıkışmış, kıvranıyor. 

Siyasal İslam ve ölüm 
IŞİD yükselirken medya ekranlarında ölümün, öldürmenin türlü biçimlerinin yüceltilişine şahit olduk.


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, December 19, 2016

2007-2017

“Dünyayı değiştiren 10 yıl” dersek fazla abartmış olmayız. Bu nitelemeyi yansıtan yorumlar da zaten son haftalarda sıkça medyada boy gösteriyor. 

Liberal düzenin sonu mu? 
2017’ye girmeye hazırlanırken, son on yılı değerlendiren yorumlar, ABD önderliğinde, “Batı” tarafından kurulan liberal “dünya düzeninin kuralları kaybolmakta, bir ‘süper-belirsizlik’ gelişmektedir” temasını paylaşıyorlar. 
ABD ve İngiltere medyasında bu tartışmalar daha çok, liberal ekonomik düzeni, ABD hegemonyasını (liberal demokrasiyi) korumanın olası yolları üzerinde yoğunlaşıyor.
Üç örnek bir fikir verebilir: 
(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 15, 2016

Her tarafı dökülüyor - II

AKP Türkiye’sine bakanların her tarafı dökülüyor’ kanaatini güçlendiren veriler artıyor.

Ekonomik kriz... 
Türk Lirası, dolar karşısında bir yılda yüzde 34 değer kaybetti. Dış ticaret açığı azalması gerekirken bu yılın ekim ayında bir önceki yıla göre yüzde 29 arttı. Bu artışa bakarak, şirketlerin dolar cinsinden borçlarını karşılama olanaklarının daha da zayıfladığını söyleyebiliriz. AKP liderliği, kurun değerisermayehareketlerinde serbestliğibağımsız para (faiz) politikası, hedeflerinden, aynı anda yalnızca ikisini gerçekleştirebileceğinden habersiz bocalayıp duruyor. 

(...)

Siyasette kaosa doğru 
AKP’nin projesinin gelip dayandığı, kültürel, siyasi ve jeopolitik sınırlara bakarak, “AKP rejiminin ne kadar şiddet kullanırsa kullansın, artık asla istikrar kazanamayacağını” ileri sürmüştüm. İstikrarsızlık unsurları da birikmeye devam ediyor. 
(...)

Monday, December 12, 2016

Trump ve 3G

Trump’ın yönetim kadrosunu mu, iklim krizinin hazırladığı, canlı türlerinin “6. Büyük yok olma” dalgasını mı yazsam diye düşünürken, aklıma, “iklim krizi ve ulusal güvenlik” konulu Pentagon raporları geldi. Belki boşuna kuşkulanıyorum ama bana tüm bunları birbirine bağlayabilirmişiz gibi geliyor.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 08, 2016

Dönülmez akşamın ufkunda mıyız?

Avusturya’da başkanlık seçimlerini neredeyse “aşırı sağ” partinin adayı kazanıyordu. İtalya’da seçmen Başbakan Renzi’nin reform paketine hayır diyerek, Avrupa Birliği’nin, “liberal dünya düzeninin” geleceği üzerindeki soru işaretlerine bir yenisini ekledi. Küreselleşme, liberal demokrasiyi peşinden sürükleyerek çökerken popülist bir dalga yükseliyor.

Bunlar rastlantı değil
Küreselleşmeci heves başladığında, liberal entelijensiyaya defalarca anlatmaya çalıştık: Küreselleşme ilk kez yaşanmıyor; krizle yakından ilişkilidir, yine kendi ağırlığı altında çökmesi çok büyük bir olasılıktır. Kapitalizmin iç çelişkilerinin yapısal belirleyiciliğini, sınıfsal kültürel yansımalarınıunutmadığımız için bu kadar iddialı konuşabiliyorduk. 

Bu olasılığın 1990’ların sonuna doğru ayırdına varan Amerikalı filozof R.Rorty’nin öngörüsü çarpıcıydı: Bu dünya ekonomisi yakında işçileriyle hiçbirtoplumsal ortaklık duygusunu paylaşmayan bir kozmopolit seçkin grubun malı olacak”...

(...)

Monday, December 05, 2016

Bir trajedinin sonuna doğru

Trajedi diyorum çünkü maddi koşullara (doğaya, “tanrılara”) karşı, tam bir kendini beğenmişlikle başladı. O zaman, Suriye’de rejim değişikliği projesinin büyük can, mal kaybına, yıkıma yol açacak, sonu belirsiz bir macera olacağını savunduk.
(...)

Bir Yunan trajedisinin sonunda tanrılar “kötüleri” cezalandır. Ancak karşımızdaki akan kana, ihanete; kötü, deli, saf kurban gibi karakterlerin bolluğuna bakınca, kötülerin batarken yanlarında iyileri de sürükledikleri bir Jacobean trajediye benziyor...

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, December 01, 2016

Her tarafı dökülüyor

Türkiye’ye dışarıdan bakan bir gözlemci (yatırımcı ya da diplomat olabilir) ekonomide, siyasette, dış politikada yaşananlara ilişkin “her tarafı dökülüyor” demekten kendini alamaz. Zaten salı günü de Financial Times’da yazan bir fon yöneticisi, Türkiye’nin risk primlerinin daha da artması gerektiğini savunuyordu.

Modelin sonu 
Dışardan borç al, tüketimi besle, ekonomiyi büyüt” modeli artık bitti. Son beş yılda ekonominin prodüktivite artış oranının sıfırda süründüğüne işaret eden DaronAcemoğlu, bu yıl büyümenin yüzde 1 dolayında kalacağını düşünüyor. Dış kaynakla tüketimi körüklemeye devam etmek de olanaklı görünmüyor. Özel sektör net borcu 200 milyar doların üstünde seyrediyor. Borcu çevirme oranıysa yüzde 160 dolayında; 100 dolarlık borcu ödeyebilmek için 160 dolar borçlanmak ya da dolar bulmak gerekiyor (Financial Times).

(...)

Monday, November 28, 2016

‘Birine diktatör mü diyorlar!..’

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump’ı savunmaya karar vermiş. “Bunlar birilerine diktatör mü diyor, orada tam tersini düşünüyorum. Bizim ecdadımız da böyle düşünüyordu. ABD’de seçimi Trump kazandı. Trump’a diktatör demeye başladılar… Hani, demokrasi sandık değil mi? Sandıktan çıkan neticeye niye saygıduymuyorsunuz”... “Birine diktatör mü diyorlar, o zaman tersini düşünmelisiniz, o insan iyidir, çünkü o onların çıkarlarına karşı hareket ediyordur”. 

Ecdadımız” kısmına bir anlam veremedim. “Demokrasi sandık değil mi” sorusuna da kısaca “Hayır değil, onun adı genel seçimler. Demokrasi kavramı biraz daha farklı” cevabı verilebilir. Hatta, oyların çoğunluğunu Clinton’ın aldığını da anımsatabiliriz. “Diktatör mü diyorlar o zaman tam tersini düşüneceksiniz, o iyi insandır” uyarısıysa hepten kafamı karıştırdı. FrankoPinochet, Hitler... Hepsi diktatör olarak tanımlanıyor. Şimdi bunlara, iyi insanlardı mı diyeceğiz? Karışık işler...

Belli ki bu “diktatör” kavramını hakkıyla kullanabilmek için bazı somut ölçütler gerekiyor. 

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 24, 2016

Sosyal medya, video oyunları, ‘katiller kuşağı’

ABD seçimlerini, Noel için hızla piyasaya sürülen yeni video oyunlarını, Xbox, Play Station platformlarının yeni modellerini izlerken aklıma Walter Benjamin ve dostum Hakan Kara geldi. 

“Bugün önemli olan üretici güçlerin gelişmesini hızlandırmak değildir. Durdurmak ve gelişmenin yönünü gözden geçirmek gerekir” gibisinden bir aforizmayı Walter Benjamin’in bir yazısında okumuştum. Gerçekten de, özellikle, kapitalizmin krizinin basıncıyla, teknoloji aldı başını gidiyor. Bu hıza uyum sağlamakta büyük zorluk çekiyoruz. Bu uyumsuzluk insanlığın geleceğini tehdit edecek düzeye ulaşıyor. 

Hakan dostumu da, ABD seçimlerinden sonra teknoloji, internet, habercilik gibi onun uzmanlık alanına giren gelişmeleri izlerken düşündüm: “Dışarda olsaydı mutlakaeleştirel bir şeyler yazardı”... 

(...)

Yazının devamını okumak içn tıklayınız

Monday, November 21, 2016

Kapitalizmin ‘ruhu’ yine değişiyor

Kapitalizmin “ruhu” sanırım yine değişiyor. Brexit, Trump, popülist dalga bu değişimin öncü sarsıntıları.

Kapitalizmin üç ‘ruhu’ 
Boltanski ve Chiapello’ya göre (Le Nouvel esprit du capitalisme -1999) sınırsız sermaye birikimi gereksinimi dürtüsüyle hareket eden, ahlak kaygısından yoksun bir sistem olarak kapitalizmin işleyebilmesi için gerekli insan kitlesi (ki çoğunun sistemden pay alma şansı son derecede sınırlıdır) salt maddi teşviklerle, baskıyla harekete geçirilemez. Bireyin kişisel çıkarıyla, toplumun çıkarını bağdaştırabilmesi için, bu ikisi arasında ahlaken doğru, inanılır bir bağ kurulabilmelidir. Kapitalizmin “ruhu” işte bu bağın belli bir dönemde aldığı biçime ilişkindir 

Tarih boyunca bu “ruhu”un üç farklı biçimini görebiliyoruz.  (...)


Thursday, November 17, 2016

Kriz, Trump ve savaş

Trump gerçekten korkutucu ama, “beyaz işçi sınıfının reaksiyoner” eğilimlerinin temsilcisi olduğu için değil. İşçi sınıfının düzene öfkesi başka biçimler de alabilir. Esas korkutucu olan, egemen sınıfın temsilcisi seçkinlerin, Amerikan kapitalizminin, gereksinimlerine uygun ve kullanılabilir olduğunu düşündükleri için Trump’ı (FBI’ın seçim sürecine müdahil olmasının da gösterdiği gibi) desteklemeye başlamış olmaları! Kapitalizmin krizinden kaynaklanan bu tercihin mantıksal uzantısında bir “Büyük Savaş” olasılığı yatıyor.

Genişleme eğilimi 
Kapitalizmin krizi kâr oranlarının düşme (gereken hızda artı değer üretememe) eğiliminden kaynaklanır. Kriz kendini piyasa düzeyinde aşırı birikim/kapasite fazlası ve eksik tüketim/talep yetersizliği, günlük yaşamda işsizlik, yoksullaşma, giderek artan borçlanma olarak gösterir. 

(...)

Monday, November 14, 2016

Şimdi de Trump paniği

Obama seçildiğinde “Irkçılık sonrası dönem geçildi” diyorlardı. “Olacak iş değil” dedik. Şimdi de “eyvah her şey değişecek” paniği var. Değişim çoktan başladı; Trump, ürünlerinden yalnızca biri.

Küreselleşmeler hep çöker... 
İngiltere hegemonyası altında yaşanan küreselleşme 1930’larda bir mali kriz, korumacılık, liberalizm gerilerken güçlenen devlet kapitalizmi, milliyetçilik, ırkçılık, faşizm, devrimler ve savaşlarla çöktü. ABD hegemonyası altında gelişen küreselleşme de benzer bir süreci izliyor.

(...)