Thursday, December 14, 2017

Yoğun gündem, el yakan sorular

Ülkenin gündemi çok yoğun. Sarraf davasında artık Erdoğan ve ailesinin isimleri geçiyor. Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan gezisiyle Lozan tartışması yeniden açıldı. Görevden alma dalgasında, sıra CHP’li belediye başkanlarına geldi. Nihayet Kudüs ve yeniden hatırlanan Filistin sorunu... Yarın bunlar arka plana gidecek, yenileri gelip gündemi bir süre için işgal edecek, sonra onlar da... 

Gündem böyle biteviye değişirken ülkenin orta ve uzun dönemini ilgilendiren kimi yakıcı sorular, bu hızlı gündemin gürültüsü, tozu dumanı, yarattığı türbülans içinde cevaplarını aramaya devam ediyorlar.

(...)

Monday, December 11, 2017

Ortadoğu yangınına yeni petrol...

Ortadoğu yangınına petrol döken dökene. Mısır’da Sina Çölü’nde bir camiye yönelik IŞİD saldırısı 300’e yakın Müslümanı öldürdü. Yemen’de, Husilerden kopup Suudi rejimine yakınlaşmaya çalışan eski devlet başkanı Salih öldürüldü. Nihayet, ABD Başkanı Trump Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını açıkladı. AKP Türkiyesi’nin de payına bu yangından bir şeyler düşecektir kuşkusuz.

Trump aslında ne yaptı?
Eski ABD İsrail Büyük Elçisi ve Barış görüşmeleri temsilcisi Martin Indyk’in Financial Times’da dikkat çektiği gibi, açıklamayı tek başına değil de, yanına Evanjelik Hıristiyanların temsilcisi olarak görülen Başkan Yardımcısı Pence’i alarak yapması, açıklamanın hedefinin, öncelikle Ortadoğu jeopolitiği değil de ABD iç politikası, ABD seçmeni (özellikle halk sınıflarına atılan vergi reformu kazığından sonra) olduğunu düşündürüyor. Ancak, yıllardır, elçiliğin taşınmasını her 6 ayda bir erteleyen Ulusal Güvenlik Bildirimi’ni, açıklamanın hemen arkasından Trump da imzaladı.

(...)

Thursday, December 07, 2017

Peki şimdi ne olacak?


Türkiye nereye doğru gidiyor?
AKP'de temsil edilen siyasal İslam'ın niyeti ne? Muhalefet ne yapabilir gibi sorulara değinen bir yazı...

Yazıyı okumak için tıklayınız


Monday, December 04, 2017

Bu panik korkutucu



Zarrab’ın itirafları, CHP’nin açıkladığı belgeleri karşısında siyasal İslamın seçkinleri gündemi belirleme gücünü kaybedince paniğe kapıldılar.

Şizofreni ve şiddet

Biri “ABD ile savaşırız. Yokum diyen şimdiden gitsin” diyor, bir başkası “acımasız direniş hattı” kurmaktan söz ediyor; “Türkiye’ye yönelik yeni operasyon dışarda ABD, içerde CHP üzerinden yürüyor” suçlamasıyla CHP’yi, vatan haini ilan etmeye çalışıyor. Akıl gittikçe istikrarını kaybediyor: Yüzlerce kez “yanıldım”... sonra kalk “önemli mevkidekiler yanıldım diyemez”, ya da, Zarrab... Önce vatansever, sonra iftira yalan komplo... Şimdi devlet sırrını açıkladı, hain...


Realiteyle bağları çoktan kopmuş bir yazara göre...

(...)

Thursday, November 30, 2017

Dinin siyasallaşması - Gerçek postmodernizm

Postmodernizm bizi, Aydınlanma geleneğinin soğuk akılcılığından, Modernizmin hakikat, evrensellik, ilerleme gibi saplantılarının despotizminden kurtaracak, “büyük söylemlerin” (teorinin) bastırdığı, sildiği bedenleri (ve hazları), kültürleri (etnik dini farklılıkları) yeniden öne çıkararak, bireyi özgürleştirecekti. Postmodernizm, modernizmin “pasif nihilist” bir parodisi olmanın ötesine geçemedi; gerçek anlamda bir modernizm sonrası sunamadı, giderek söndü ama dinin siyasallaşmasına uygun ortamın oluşmasına da büyük katkı yaptı.
(...)

Popüler kültürde “Para”, uğruna hırsızlıktan, kiralık katilliğe, uyuşturucu satıcılığına kadar her şeyin mubah olduğu (Hollywood filmleri), ilkelerin kolaylıkla terk edilebildiği (komedi dizilerindeki karakterler) bir “yüce nesne” konumuna yükseldi. Insanlığın ufku sermaye ilişkisiyle kapandı.

(...)

siyasal Islamın ılımlı ile radikal kanatları arasındaki fark, karşımıza, bu dünyayı, öteki dünyaya başarıyla geçişe uygun biçimde, Tanrı’nın buyruklarına, Şeriata göre düzenlemek ile öteki dünyaya, bu dünyayı yıkarak (şehadet yoluyla) geçmek arasındaki fark olarak çıkıyor. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, November 27, 2017

Dış politika ne işe yarar?

“Şam yönetimiyle yakın temas olacak mı” sorusuna verilen “Siyasetin kapıları, son ana kadar her zaman açıktır” cevabını okuyunca, “bir ülkenin dış politikasında 10 yıldan kısa bir sürede bu kadar çok ‘U’ dönüşü yaşanır mı?” diye düşündüm.
(...)

Sakın bu “U” dönüşleri, Türkiye kapitalizminin gereksinimlerinden değil de, üretilen artı değerden, rant, komisyon, haraç, bağış gibi ekonomi dışı zora (dinci sadakatleri kullanmak, siyaset simsarlığı yapmak gibi) dayanan yöntemlerle payını alan asalak bir sınıfın devleti ele geçirdikten sonra, bu konumunu kaybetme korkusuyla konjonktüre göre değişen reflekslerinin ürünü olmasın?

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 23, 2017

Dünyanın değişen halleri - II

Kapitalist dünya ekonomisi yapısal krizi içinde bocalarken kapitalizmin, ABD liderliğindeki Batı merkezli ekonomik siyasi-kültürel şekillenmesinde, mali krizden bu yana ilginç dönüşümler yaşanıyor.

Kitlenin geri dönüşü 
Kitleler (halk sınıfları), özellikle kapitalizmin merkezlerinde, egemen siyasi ekonomik yönetim modeline (liberal demokrasi ve neo-liberalizm) uluslararası finans-sanayi tekellerinin temsilcisi olarak bu modeli yöneten seçkinlere başkaldırıyorlar. 
(...)

‘Yeni bir kapitalizm aranıyor’ 
Neo-liberal küreselleşmenin en önemli ve en etkili düşünce kuruluşu, serbest piyasa Ayetullahlarının tapınağı, Dünya Ekonomik Forumu’nun internet sitesindeki bir yoruma göre “Kapitalizm toplumsal desteğini kaybediyor.” Belli ki, her yıl 450 bin dolara varan kayıt ücretleri ödeyerek Davos zirvesinde bir araya gelen “dünyanın efendileri” de kitlelerin siyasete aktif katılımının verdiği mesajı almışlar. 

(...)

Monday, November 20, 2017

Dünyanın değişen halleri

Geçen haftaya, ABD Başkanı Trump’ın Asya gezisine ve Zimbabwe’de ordunun yönetime el koymasına ilişkin haberler damgasını vurdu. Bu haberler ve yorumlarda dünyanın, mali krizden bu yana şekillenmekte olan “yeni resmine” ilişkin çok ilginç örnekler vardı. 

Bu örneklerden ikisi özellikle dikkatimi çekti: The Atlantic dergisinde yayımlanan bir haber-yorum, “İlk teması (uzaylılarla) Çin kurarsa ne olur” diye soruyordu. Bir Washintgon Post haberinde, Zimbabwe’de gerçekleşen askeri darbenin arkasında Çin’in olduğu ya da en azından, Çin’in onayının alındığını iddia ediliyordu. ABD liderliğindeki Batı merkezli dünyanın “düzeni” dağılırken, ABD’nin de kültürel siyasi alanda sahip olduğu kimi ayrıcalıkların kaybolmaya başladığı görülüyor. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 16, 2017

‘Kanarya’ olarak AKP Türkiye’si

Bir zamanlar, AKP Türkiye’sine, “ılımlı-demokratik bir siyasal İslam olabilir” umuduyla bakanlar, bugünlerde, onun “küresel risk madeninde bir kanarya” (Wall Street Journal) olduğunu düşünüyorlar. Bu bakışa göre, risk değerlendirme kuruluşu Standart and Poor’un “Kırılgan Beşli” listesinin başına koyduğu AKP Türkiye’si, gelişmekte olan piyasalardan başlayacak bir küresel mali krizin ilk habercisi olabilir...

Kanarya’nın mali portresi
Türkiye kapitalizminin önümüzdeki 12 ay içinde, 170 milyar dolar dış borcu yenilemesi gerekiyor...

(...)

Monday, November 13, 2017

Karmaşık ve patlayıcı

Irak ve Suriye’de IŞİD ile savaş, İslamcı ölüm kültünün devletinin yıkımıyla sonuçlanırken, Ortadoğu’da IŞİD öncesine göre çok daha karmaşık, patlayıcı bir karışım şekilleniyor 
 
Suriye-Irak 
İran’ın Irak yönetimi üzerindeki etkisi arttı, Suriye’de, Şam yakınında bir hava üssü ve Akdeniz’de bir deniz üssü inşa etme (BBC), mineral ve maden çıkartma imtiyazları elde etme konumuna geldi. Hizbullah savaşçıları, cephe savaşları konusunda deneyimlerle, büyük olasılıkla yeni silahlarla Lübnan’a dönüyorlar. Şimdi Hizbullah, artık tüm dikkatini, enerjisini Lübnan iç politikası üzerinde yoğunlaştırabilecek...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, November 09, 2017

Bir karadelik olarak Suudi krallığı

Yemen üzerine yazarken, (31/03/2015) Suudi rejimini, ölümden korkarak intihar etmeye çalışan birine benzetmiştim. Sonra gelişmeler, beni “Suudi rejimi bir karadelik olmaya doğru gidiyor” (07/01/2016) düşüncesine getirdi. Şimdi, bu karadeliğin oluşmaya başladığını düşünüyorum.

‘Emareler belirdi’... 
Kral Salman’ın oğlu Bin Salman’ın (kısac MbS) elindeki Suudi rejimi kraliyet ailesinden 11 prensi, düzinelerle bürokratı yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla tutukladı, toplam 800 milyar dolara ulaşan varlıklarını hedef aldı. Tutuklananlar arasında, Ulusal Muhafızların komutanı prens Miteb, milyarder işadamı, Citibank, Twentieth Century Fox, Apple, Twitter gibi dev şirketlerin ortağı, Alwaleed de var. Bu arada iki prens, şüpheli koşullarda ölmüş...

(...)

Monday, November 06, 2017

Ilımlı mı dediniz?



AKP’de temsil edilen siyasal İslam, radikal İslamdan onun Vahabi, Selefi, IŞİD türü versiyonlarından farklıdır. AKP’nin lideri Cumhurbaşkanı “Biz demokratlar” gibisinden ifadeler kullanıyorsa, ülkede seçimler yapılıyorsa, hatta siyasal İslam seküler bir refleksle kendini milliyetçilik yağına bulamaya çalışıyorsa, laik aydınlanmacı, pozitivist özellikleriyle bilinen Kemalizmin söyleminden kimi parçaları cımbızlayarak kullanmaya, hatta Atatürk adını telaffuz etmeye başlamışsa, AKP’nin yükseliş döneminde vurgulandığı gibi, Türkiye’de ılımlı (liberal- demokratik pratiklerle uyumlu) bir İslamdan, onu temsil eden bir partinin yönetiminden söz edilebilir... diye düşünüyorsanız, yine yanılıyorsunuz?

Dün dünle beraber gitti...

Dün Büyük Ortadoğu projesinin eşbaşkanıydık. Radikal İslama karşı en iyi güvenceydik. İçerde ve dışarda, liberal, Avrupalı dostlarımıza ılımlı-demokratik bir İslamcı yönetim olabileceğini kanıtlıyorduk. Bunlar dünle beraber gitti. Artık iktidardayız. Ülkenin kültürünü, devletinin yapısını, siyasetinin sınırlarını istediğimiz gibi şekillendiriyoruz.

Artık kimliğimizi, projemizi açıkça sergileyebiliriz. Artık, “davranış biçimlerinin bir sonraki kuşağa genetik olmayan yollarla aktarımı” olarak da...

Thursday, November 02, 2017

Çin tipi şeyler

Çin Komünist Partisi 19 Ulusal Kongresi, Şi Cinping düşüncesiÇin tipi sosyalizmin yeniden canlanması gibi ifadelerle tanımlanan yeni bir dönemi başlatıyor. Şi’nin konuşmasına ve Halkın Günlüğü’nün İngilizce versiyonunda, bu konuşmayı dünyaya anlatan yazılara bakınca, bu kongreyle, Çin’in küresel bir hegemonya adayı olarak önemli bir eşiği aştığını, adaylığını ilk kez ve açıkça ilan ettiğini söyleyebiliriz. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, October 30, 2017

Akşener rüzgârı

Bir Akşener rüzgârı esiyor. Akşener ve “İyi Parti”ye, “AKP’yi ve Erdoğan’ı iktidardan uzaklaştırabilecek, ülkeyi parlamenter demokratik hatta laik bir düzene geri götürebilecek bir güç olabilir” umuduyla bakılıyor. Aynen, 15 yıl önce AKP yükselirken (laiklik beklentisi dışında) olduğu gibi. Yine arzular, kanaatler, sistemli düşüncelerin, fanteziler de gerçekliğin yerini alıyor...

Arzular kanaatler yerine biraz düşünce... 
“Biz insanları kendileri hakkında söylediklerinden değil, yaptıklarındanhareketle değerlendiririz” önermesini sol aslında çok iyi biliyor ama kimi zaman birileri nedense unutarak, “niyet okumayın” saçmalığını ciddiye almayı seçebiliyor. AKP karşısındaki deneyim, böyle unutmaların neye mal olduğunu çok iyi gösterdi. 

(...)

Thursday, October 26, 2017

1, 2, 3... Tüm iktidar merkeze!

AKP liderliği, Ankara ve İstanbul olmak üzere kimi büyük kentlerin belediye reislerini istifaya zorlayarak, siyaseti ve ekonomiyi (kaynakları) tek bir liderin iradesine tabi kılmak, totaliter bir devlet yaratmak yolunda bir adım daha atıyor. 

Ancak merkezi devletin yerel yönetimleri denetimi altına alma adımı, “seçimlegelen seçimle gider” fantezisi bir yana, kapitalizmin günümüzdeki dinamikleriyle uyumlu değil. Bu nedenle, ülkedeki ekonomik, siyasi istikrarsızlığı daha da derinleştireceği kesin. AKP’de temsil edilen siyasal İslamın yerel ve uluslararası sermaye birikim süreci üzerindeki asalak karakteri de iyice ortaya çıkaracak, içeride toplumun yüzde ellisi ve dışarıda gelişmiş kapitalist devletler karşısında aşmakta zorluk çektiği meşruiyet sorunu daha da derinleşecek.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, October 23, 2017

İktidar ve kültür


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Siyasi iktidar olduk ama sosyal ve kültürel alanlarda iktidar değiliz” yakınmasından sonra, siyasal İslama yakın düşünce kuruluşları durumdan vazife çıkarmaya başlamışlar.

SETA, 24 Ekim’de “Türkiye’de Kültürel İktidar Sorunu” başlığıyla, “Kültürel iktidar meselesi önemli tartışma konularından biridir. Kültürel alanın erken Cumhuriyet döneminden itibaren belirli bir zümrenin egemenliğinde olması ve son yıllarda bu duruma yönelik dengeleme arayışları tartışmayı daha da ilgi çekici kılmaktadır” saptamasıyla sunulan bir panel gerçekleştiriyor.

SETA’nın sunuşundaki saptama, bana Benjamin Martin’in geçen yıl yayımlanan The Nazi-Fascist New Order for European Culture (Avrupa Kültürü için Yeni Nazi-Faşist düzen) başlıklı kitabını anımsattı.

(...)

Thursday, October 19, 2017

Pazartesiden devamla...



Pazartesi yazımda, bu krizin aşılabilmesi için kapitalizmin kendini birçok açıdan yenilemesi gerektiğine, ancak yenilenmiş bir kapitalizme, bir büyük savaş kavşağından geçmeden giden yolun haritasının henüz ortada olmadığına değinmiştim. O harita yok ama bir büyük savaş kavşağına giden yolun haritası yavaş yavaş şekilleniyor.

‘Büyük güç rekabeti çağı’
Son yıllarda, devletler arası dengelerdeki değişimin hızlandığını, bir “güçlerdengesi” çağına girdiğimizi birçok kez konuştuk. ABD’de, Stratejik ve BütçeDeğerlendirmeleri Merkezi’nin geçen haftalarda yayımladığı, Büyük GüçlerRekabeti Çağında Güç (askeri güç. E-Y) Planlaması başlıklı rapor (...)

Monday, October 16, 2017

Bu kapitalizm, bu kriz, bu model...

Küresel kapitalizmin yapısal krizini, yönetenlerin çaresizliğini sergileyen bu kadar veri, bu kadar kısa sürede çok ender olarak ortaya dökülür. Dünya ekonomisi 2007 krizi öncesindeki zaafları sergiliyor. IMF uzmanları, vergileme teorisine “şok” yaratan katkılar yapıyor. Başta ABD Merkez Bankası Başkanı Yellen olmak üzere, merkez bankaları başkanları, dünya ekonomisinin işleyiş dinamiklerini artık anlamadıklarını itiraf ediyorlar.

Kısacası, bu mali kriz başladığında vurguladığım gibi, bu kapitalizm bu krizden çıkamaz. Bu krizin aşılabilmesi için kapitalizmin kendini birçok açıdan yenilemesi gerekiyor. Sorun şu ki bu kapitalizmden o kapitalizme, bir büyük savaş kavşağından geçmeden giden yolun haritasına ne hükümetler ne de merkez bankaları sahip.

(...)

Thursday, October 12, 2017

İktidar ve korkusu

“AKP kaybederse Türkiye kaybeder” ve “Her kim Gezi olayları ile FETÖ ihanetinin ilgisinin olmadığını söylerse ya cahildir ya kendisi de aynı ihanetin içindedir. Kim bölücü örgütün eylemleri ile DEAŞ’ın saldırılarının alakasının bulunmadığını iddia ediyorsa ya dünyadan bihaberdir ya da aynı dünyanın bir parçasıdır” iddiaları anlığımda bir kapıyı araladı. 

Bir partiyi bir ülkeyle özdeşleştiren, her şeyi her şeye bağlayarak, herkesin “bize” karşı komplo içinde olduğuna, bu durumu göremeyenlerin de ya cahil ya da hain olduğuna inanan anlayışın araladığı kapıdan dışarı, Alman sosyolog Klaus Theweleit’in, en son ne zaman okuduğumu bile unuttuğum, Male Fantasies (Erkek Fantezileri - 1987) kitabı çıktı. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, October 09, 2017

Evet ama yetmez!

Geçen hafta gelişmeler bir kez daha gösterdi: Evet, otoriterlik ve neoliberalizm kavramları ülkedeki siyasi, ekonomik modeli açıklamaya yardımcı olabilir ama yeterli değil. AKP projesine direnmeye kararlı olanların, taktik ve stratejilerini bu iki kavramın dışına taşarak düşünmeleri gerekiyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız