Monday, June 18, 2018

Bu sırada Ürdün’de

Hemen, “Ne alakası var” demeyin, AKP liderinin Niğde mitinginde meydandakilere çıkıştığı gibi... Suruç’ta yaşananlara bakıp, “hadi yinebaşlıyor” gibi bir şey yazmaya hazırlanıyordum ki, gözüm Ürdün ile ilgili haberlere takıldı. Biraz daha yakından bakınca ayırdına vardım ki bir alakası var. O yüzden, Suruç’ta yaşananlarla ilgili yazıyı, gelişmeleri beklemek üzere, erteledim.

IMF yine sahnede... 
Zaten, Suriyeli göçmenlerin yükünü göğüslemeye çalışan Ürdün ekonomisi iki yıl önce dış borçlarını ödemekte zorlanmaya başlayarak bir borç krizine girmiş, IMF’den yardım istemek zorunda kalmış.

(...)

Thursday, June 14, 2018

Çok kritik bir kavşak

Adayların meydanlardaki performanslarına, meydanların heyecanına, sosyal medyadaki hareketliliğin içeriğine bakınca, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması, İnce’nin zaferiyle sonuçlanması, HDP’nin barajı geçmesi, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesi gerekir diye düşünüyorum. Ancak OHAL ve onunla çıkarılmış türlü yasalar gerek seçim sonuçlarını, gerekse de seçimlerden sonraki gelişmeleri büyük ölçüde çarpıtacak.

(...)

İki konu daha var 
Göz önüne alınması gereken iki konu daha var. Birincisi, “iktidarı” Erdoğan’a indirgemenin, çok vahim bir yanılgı olacağını sık sık vurguluyorum. Karşımızda bir rejim sorunu var.


(...)

İkincisi, dış kaynak bağımlısı Türkiye kapitalizmi, çok ciddi bir borç krizinin eşiğindedir. Hatta, kimi analistlere, örneğin, “Türkiye, Brezilya finansal madenin içindeki kanaryalar mı” diye soran Kenneth Rogoff’un, Project Syndicat sitesindeki son yorumuna bakılırsa, bu kriz çoktan başlamıştır. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 11, 2018

G 6+1

Cuma günü yapılan G-7 toplantısında yine gördük ki bir zamanlar “asla olmaz” denen şeylere tanık olmaya devam ediyoruz. Geçen hafta, ABD ile geleneksel müttefikleri arasında ticaret savaşları keskinleşmeye devam etti. Trump’la birlikte, ABD dış politikasında başlayan değişim de giderek belirginleşti. Şimdi, ABD’nin imparatorluk projesinin, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hegemonyası altında kurulan uluslararası ekonomik ve siyasi düzeni yıkmaya başladığını söylenebiliriz.

(...)

Trump yönetiminin korumacı politikaları uluslararası ticaret sistemini, Macron’un, “kaba hegemonya” olarak nitelediği imparatorluk refleksiyle de Avrupa Birliği’ni parçalamaya yönelik politikaları en çok, ekonomik ve siyasi gelişmesini bu ikisine dayandıran (Financial Times’dan P. Stephens’in deyimiyle “istikar ithal eden”) Almanya’yı vurmaya aday. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 07, 2018

Petrol fiyatlarına dikkat!

Geçen yıl, Petrol fiyatlarında hızlı bir artış yaşandı. Tarih, böyle durumlarda, ekonomik ve siyası risklerin arttığını söylüyor. 
 
Önemli olan artış hızı 
Geçen ay ham petrolün varil fiyatı, 2015 Kasım’ından bu yana ilk kez 80 
dolara ulaştı.

(...)

... Bloomberg’de yayımlanan bir araştırma (01/06/18), Brent ve WTI petrollerinin varil fiyatının geçtiğimiz 11 ayda sırasıyla yüzde 62 ve yüzde 46 artmasından kalkarak dünya ekonomisinde yeni bir gerilemeyi tetikleyecek bir “petrol şoku” olasılığından söz ediyordu...
Yazının tamamını okumak için...

Thursday, May 31, 2018

Ya ‘hürriyet’ ya ‘istibdat’

Beş yıl önce 28 Mayıs’ta bir “şey” başladı; yaklaşık bir ay sürdü. Bir aylık dönemde resmi sayılarla yaklaşık 11 milyon insan, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın “İstibdat” rejimine karşı İstanbul’da, ülke çapında sokakları, meydanları doldurdu. 
 
Olay ve üç saptama,üç tutum 
Bu “şey”e ilişkin üç saptama yapmıştım: Birincisi, “şeyi” felsefi anlamda “Olay” olarak tanımlamak, hakikatine sahiplenmek gerekir. İkincisi “Olay” kalıcı olmayan bir andır, tarihsel olarak biriciktir. Bir daha tekrarlanmaz ama katılan-izleyen birçok bireyde kalıcı izler bırakır. Üçüncüsü, “Olay”dan sonra, olaya ilişkin, toplumda üç tutum şekillenir. 
Birincisi, “Olay”ın hakikatini benimser, onu evrenselleştirmek için mücadele eder. İkincisi, tepki duyar, bireylerde bıraktığı izlerisilmek için mücadeleeder. Üçüncüsü, bir şey olmamış gibi devam etmek ister. 
Beş yıl sonra, geriye doğru bakınca, ikinci tutumun egemen olduğunu görüyoruz. Olay’ın hakikatine sahip çıkan, evrenselleştirmeye, toplumsal dinamik yaratmaya kararlı bir özne ortaya çıkmadı...


(...)

Yazının tamamını okumak için...

Monday, May 28, 2018

Yalnızlaşma - bloklaşma

İmparatorluk, hegemonyadan farklıdır; diğer ülkelerin çıkarlarını yok sayarak, dayatma ile yönetme eğilimi anlamına gelir. Bu nedenle “imparator” hem yalnızdır, hem de rakiplerinin, kendisine karşı blok oluşturma riskiyle yüz yüzedir. 
Trump yönetiminde ABD’nin “imparatorluk projesine” geri dönme çabaları, devletler arası ilişkilerde yalnızlaşmasına yol açıyor. Trump yönetiminin, ABD’nin çıkarlarını büyük güçlere dayatma çabaları, karşısında bloklaşma olasılığını, ilişkilerde giderek sertleşme eğilimini güçlendiriyor. AngelaMerkel’in son Çin ziyareti, bu eğilime ilişkin önemli ipuçları sunuyordu.

İnsanın böyle dostu olunca... 
Geçen hafta, ABD Senato Silahlı Hizmetler Komitesi, 716 milyar dolarlık yıllık savunma bütçesini onaylarken, Çin ve Rusya’yı, ABD’ye ve müttefiklerine yönelik tehditler olarak niteliyordu.

(...)

Thursday, May 24, 2018

Dağılma ve entropi

Kapitalist dünya ekonomisinde ve devletler arası ilişkilerde hegemonya merkezinin sorun çözme, güvenlik sağlama kapasitesi geriledikçe düzen dağılmaya, devletler kendi başlarının çaresine bakmaya, milliyetçi, ırkçı emperyalist ideolojiler, liderler yükselmeye, entropi (istikrarsızlık-karmaşıklaşma) artmaya başlar. 
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin hegemonya merkezi, ABD’nin, kapitalizmin yapısal krizi içinde başlayan gerileme sürecine uyum sağlamakta zorlanması, süreci şiddete dayanarak geri çevirme çabaları dağılmayı ve entropiyi hızlandırıyor. 
 
Dünya pazarı parçalanıyor mu?
“Jeopolitik” alanının ilk isimlerinden amiral Mahan (1840-1914), büyük güçler arasında önce ticari rekabetin sertleştiğine, bunun giderek askeri çatışmalara yol açtığına işaret ediyordu. Bugün ticari rekabetin sertleşerek, ticaret savaşları aşamasına geldiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, May 21, 2018

Sular çekilince...

Günümüzün en deneyimli spekülatörlerinden W. Buffet’in deyimiyle “Sular çekilince denize kimin donsuz girdiği ortaya çıkar”. Şimdi sular çekiliyor ve AKP rejiminin ülkeyi derin bir resesyonun, borç krizinin eşiğine getirdiği görülüyor. 

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 17, 2018

50 yıl sonra ’68

Bir aydır işçiler, öğrenciler Paris sokaklarında. CGT’nin de katılmaya karar vererek yaygın seferberlik ilan etmesiyle “Halkın eşitlik, toplumsal adaleti dayanışma dalgası” yükselmeye devam ediyor. Duvar yazıları, afişler, pankartlar da Macron’un neoliberalizmine karşı ayaklanan öğrencilerin, işçilerin Mayıs 1968’i unutmadığını gösteriyor.
Zaman kırılınca... 
Zamanın yeknesak akışı, bir gün aniden kırılır. Kırılmayla açılan çatlağın içinde yepyeni olasılıklara açılan bir “sonsuzluk” başlar

Monday, May 14, 2018

Yeni Neron ve Imperium redux

Trump, 11 Eylül saldırısının ardından başlatılan imparatorluk projesine geri dönüyor. Bu kez ABD, birçok alanda 2001’e göre daha zayıf. “I. Imperium” fiyaskoyla sonuçlanmıştı. “II. Imperium” daha büyük bir fiyaskoyla sonuçlanacak.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 10, 2018

‘Tamam’ da tehlikenin farkında mısınız?

Önümüzdeki seçimlere olağanüstü baskılar altında gidiliyor. Buna karşılık “boykot” koşulları oluşmadı. Şimdi bu seçimlere hemen her düzeyde asılmak gerekiyor. Çünkü çok uzun zamandır ilk kez muhalefetin, İnce gibi mücadeleci, kapsayıcı olmaya niyetli, demokratik eğilimleri güçlü, dolayısıyla “yapışkan statükonun” dışına taşabilen bir adayı var. 

“Tamam” da, siyasal İslamın liderlik kadrosuna, yazarlarına bakınca gerçeklikle bağları çok tehlikeli biçimde kopmuş bir küme görüyoruz: Adeta seçimlere değil kıyamete hazırlanıyorlar. Muhalefet cephesinde de, “stratejik cahillik” eğilimi yine nüksetti.


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, May 07, 2018

İnce ve bir momentum fırsatı

CHP bu kez, ortaya, “yapışkan statüko” dışına taşan bir cumhurbaşkanı adayı koydu. Muharrem İnce, öncelikle CHP tabanının Laik Cumhuriyetçi duyarlıklarına hitap ediyor; “hayır” oylarını konsolide etmeyi amaçlayan bir hat izleyecek gibi görünüyor. Ancak, İnce’nin burada durmak istemediği, kapsayıcı olmayı arzuladığı da anlaşılıyor. İnce, kampanya boyunca kendisine yönelecek simgesel şiddete, fazlasıyla cevap vermeye kararlı olduğunu da hemen gösterdi. Bu duruş, güçlü bir iradenin varlığına işaret ediyor. 
Bunlar, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın liderliği açısından beklenmedik bir durumdur. Gül’ün adaylığını önledikleri için şimdi ne kadar dövünseler azdır. Korku işte böyle vahim hatalar yaptırıyor. İnce’nin, adaylığının, bu korkuyu derinleştirdiğini adeta bir özgüven sorunu yarattığını daha şimdiden görebiliyoruz. 
 
İndirilme korkusu 
Bu korkunun, akılda yarattığı istikrarsızlığı, AKP liderliğinin açıklamalarından, yandaş basının yorumcularından izlemek olanaklı. 16 yılda kurdukları statükoyu zorlayan bir muhalefetle karşılaşmak, AKP liderliğinde, yandaş basında adeta yaşamsal bir risk olarak algılanıyor


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 03, 2018

Hâlâ bir şeyler yapılabilir

Bu anormal seçimlere (AKP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz) giden süreç hızla kısalıyor. Muhalefet dağınık ama, en azından Gül’ün muhalefetin çatı adayı olması gibi, ilk turda iflası kaçınılmaz bir seçenek gündemden çıktı. İradenin iyimserliğine sığınarak, hâlâ bir şeyler yapılabilir. 
 
16 yıl sonra hâlâ... 
“Bir gül, bir güldür...” (Gertrude Stein), şeyler bazen göründükleri gibidir. Bazen de başka şeylerin semptomu... Erdoğan’a karşı, Gül’ün adaylığına sığınma çabası da, 16 yıllık bir iktidarsızlığın, çarçur edilen zamanın, kaçırılan fırsatların ve “aldatıldık ama yine” hastalığının semptomudur. Erdoğan’la el ele siyasal İslamı iktidara taşımış bir adamın aniden siyasal İslamın iktidarına karşı umut olarak piyasaya sürülmesinin başka bir açıklaması olabilir mi? 


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 30, 2018

Muhalefetin önündeki engeller

AKP’de temsil edilen siyasal İslamın “istibdat” rejiminden kurtulmak isteyenlerin, bugün seçimlere giderken, politika üreme çabalarının önünde iki engel var. Bu engellerden biri “odadaki fil”. İkincisi de, kafa karışıklığı.

‘Odadaki fil’ 
Odadaki fil”, en önemli konuyu ısrarla tartışmaktan kaçınanlara yönelik bir uyarıdır: “Odadaki fil ne olacak?” 
Bugün, seçimlere giderken, aday isimleri etrafında fırtınalar koparken, “odadaki fil”, seçimlerin yapılacağı ortamdır: 

Thursday, April 26, 2018

Aklın kötümserliği ile iradenin iyimserliği arasında

Seçimlere giderken gerçekliğin” içindeki kaynakların dağılımına, güçler dengesine, siyasetin dayatılan sınırlarına (Gül, Gül diye bağıran koroya), bakınca ağırlığın siyasal İslamı temsil eden AKP liderinden yana olduğu görülür. 
 
Aklın kötümserliği.. 
Siyasal İslam, devletten mahalleye, validen muhtara, tarikat şeyhinden okul öğretmenlerine kadar örgütlüdür. Büyük olasılıkla da tepeden tırnağa silahlanmıştır. 
Seçimlere OHAL altında giderken, seçim listeleri, kimin nerede kaç kez oy verdiğini saptamaya olanak vermeyecek biçimdedir. Sandık başındaki devlet görevlileri, mühürsüz oyların da sayılacak olması, sandıktan çıkacak oyların gerçek dağılımını gizleyecektir. Medya da, sokaklar da AKP rejiminin egemenliğinde... AKP rejimi, zaten dağınık, kafası karışık muhalefeti hazırlıksız yakaladı. Soğukkanlı bir analiz seçimlerin sonuçlarının bugünden belli olduğunu söylüyor
 
İradenin iyimserliği 
Akıl kötümser sonuçlara varıyor, ama irade bu sonuçları kabul etmeye mecbur değil! Devrimci olan “gerçeklik” değil, “irade”dir. Muhalefet, var olan “durumu” kabullenmek yerine, otonom (oto-nomos: Kendi yasasını kendisi koyan) bir özne olarak davranabilirse, bugün aklı kötümserliğe iten “durumu”, iradesiyle değiştirebilir.


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 23, 2018

‘Ortalama doktrini’

AKP’de temsil edilen siyasal İslam ülkede kendi siyaset, ahlak, kültür, özgürlük, ekonomi anlayışına göre bir düzen, iktidar inşa etti. Seçimlere gidiş koşulları, bu düzenin, iktidarın derin bir istikrarsızlık içinde olduğunu kanıtlıyor.
İki yaklaşım 
Toplumlar varlıklarını tehdit eden derin istikrarsızlık dönemlerinde her zaman iki yaklaşımla karşılaştılar. Bir yaklaşım, toplumu derin istikrarsızlıktan çıkarmak için, onu, bu noktaya getiren sorunlardan kurtaracak yönde, yeniden tasarlamayı önerir. İkinci yaklaşım, toplumu, istikrarsızlığa yol açan aşırılıklardan kurtararak koruyacak“ortalama bir yol” bulmayı önerir. Bu iki yaklaşım felsefe tarihindeki radikal bir yol ayrımını yansıtır.

Thursday, April 19, 2018

‘Yeni Ortadoğu’da, ikilemler ve ‘gerçek erkekler’



(...)

Öncelikle, “Batı ittifakı-NATO mu, Rusya-Suriye- İran bloku mu” ikilemi var.

(...)

AKP Türkiye’si “stratejik derinlik” fantezisiyle liderliğine soyunduğu İslam dünyasına dönünce bu kez, “Suudi - Mısır liderliğinde bir Sünni blok mu - Şii İran mı” ikilemiyle karşılaşıyor.

(...)

Belli ki Bolton, Arap gücünü Suriye’ye getirip, sonra İran’la kapıştırıp, bu bahaneyle de “gerçek erkekler” ne yaparmış göstermek istiyor.

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 16, 2018

Esas konu geleceğin hegemonya savaşları

Tam Suriye iç savaşı biterken, “kimyasal silahlar kullanıldı” iddiası ortaya atıldı, ortalık karıştı. ABD, İngiltere, Fransa, “Esad’ın işidir, cezasız kalmayacak” dediler.

İngiltere denizaltılarını Doğu Akdeniz’e getirdi; Trump; füzeler geliyor gibi tweet’ler attı, Fransa, ABD ile eşgüdüm içine en uygun anda vuracağız dedi. Suudiler de “biz de, biz de” dedi. Rusya, Esad rejimi, uçaklarını, füze rampalarını yeniden konuşlandırdı. İsrail, İran’ın Suriye’deki, varlığına son vermek için fırsat bekliyordu. Bu garip koalisyon cumartesi sabahı 100 kadar füzeyle, önceden Rusya’ya bildirilmiş Suriye hedeflerini vurdu. Reuters’in Rus ve Suriye kaynaklarından aktardığına göre en az 13 füze havada vuruldu. ABD savunma bakanı Mattis’in “bir kereye mahsus” olarak nitelediği saldırı, İran ve Rus hedeflerinden de uzak durmuştu.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 12, 2018

Muhalefet cephesinde ‘bilişsel uyumsuzluk’ var!

Siyasetin muhalefet cephesinde ilginç bir “bilişsel uyumsuzluk” (cognitive dissonance: birbiriyle çelişen düşüncelere sahip olmak) var.
Bu, ünlü yazar F. Scott Fitzgerald’ın “Birinci sınıf zekânın göstergesi” olarak gördüğü “birbirinin zıddı iki düşünceyi aynı anda barındırarak yaşamını sürdürmeyi başarmak” becerisinden farklı bir durum. Çünkü muhalefet bu birbirinin zıddı düşünceleri birlikte barındırsa bile, yaşamına, bunları birlikte düşünerek devam etmiyor. Aksine, çoğu zaman yaşamına, yalnızca birine dayanarak, devam etmeye çalışıyor.
Bu durum daha çok Freud’un verleugnung (yadsıma) kavramını akla getiyor: İki düşünceden en ağrılı, travma yaratan düşünceyi bastırarak, konuşmaya/yaşamaya devam etmek!

İki zıt düşünce... 
AKP’de temsil edilen siyasal İslamın karşısındaki muhalefet, özellikle ana muhalefet partisi, seçimlere gidiş ortamının bileşenlerini açık ve doğru bir biçimde tanımlayabiliyor:

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 09, 2018

Ticaret savaşları ve ötesi

Dünya ekonomisinde korumacılık çabaları geçen hafta hızlandı. Açıklanan önlemler uygulamaya konursa, ABD ile Çin arasında başlayacak “ticaret savaşları”, ittifaklar zincirinin, ekonomik modellerin dayanıklılığını sorgulayan bir hegemonya savaşına dönüşebilir.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız