Monday, September 24, 2018

Yerel seçimler ve ekonomik kriz

YEP’in hedefleri gerçekçiymiş ama 120 milyar civarındaki kısa vadeli borçların çevrilebilmesi için gereken kaynağın, ekonominin küçülmeye zorlandığı bir dönemde nereden geleceği belli değil. Ortada ne o “hedeflere” götürecek bir araç ne de belirgin bir yol haritası var. İflaslar, işten çıkarmalar çoğalacak, yoksulluk derinleşecek. Önümüz kış, ülke yakıt ithalatına bağımlı, TL çok zayıf. Günlük yaşam iyice zorlaşacak. 
Muhalefet, CHP’sinden sol harekete kadar, yerel seçimlerde, bu koşullarda (AKP’nin elindeki olanaklar bir yana) krizin altında ezilenlerin oyunu, bugüne kadar izlenen politikalarla alabileceğini, hatta ilgisini çekebileceğini düşünüyorsa yanılıyor. 
 
Kriz ve ezilenler 
Varoufakis’in, faşist partilerin, ekonomik krizlerde kitlelerle kurduğu ilişkisi üzerine gözlemleri işimize yarayabilir:

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, September 20, 2018

Dengeleri değiştiren 10 yıl -II

Pazartesi günü, finansal krizden bu yana geçen 10 yılda “değişmeyenşeyler” üzerinde durmuştum. Bunlar esas olarak ekonomik dinamiklere ilişkindi. Bu yazıda değişen, gelecek krizi yönetmeyi, öncekine göre çok daha zorlaştıracak olan “değişen şeyler” üzerinde duracağım. Bunlar siyasi dinamiklere ilişkin. Kısaca sıralarsam, (1) “popülizm” olarak tanımlanan, kitlelerin öfkesinin siyasete geri dönüşü. (2) Çin’in ekonomik ve siyasi bir güç olarak yükselişi. (3) Büyük güçler arası, ekonomik ve siyasi rekabetin artmasına paralel, küresel çapta işbirliği olanaklarının azalması.

Finansal kriz ve popülizm
Funke, Schularick ve Telebesch’in (European Economic Review, No 8, 2016) çalışmalarında gösterdikleri gibi kapitalizmin tarihinde finansal krizler ile kitlelerin tepkilerinin, buna bağlı olarak “popülist” partilerin, yükselmesi arasında güçlü bir korelasyon var.

(...)

Monday, September 17, 2018

Dengeleri değiştiren 10 yıl

Amerikan yatırım bankası Lehman Brothers on yıl önce geçtiğimiz hafta sonu batarak küresel kapitalist sistemi bir finansal çöküşün eşiğine getirmişti. Yaklaşık bir haftadır, “Gereken dersler alındı mı?”, “Şimdi hangi noktadayız?” soruları etrafında ilginç tartışmalar yaşanıyor.
O tartışmalardan benim çıkardığım sonuç kısaca şöyle: Gereken dersler alınmamış. O günden bu yana geçen 10 yılda, hem “hiçbir şey değişmemiş”, hem de “çok şey değişmiş”.Değişmeyen şeylerden dolayı, yakın zamanda tekrar gündeme gelecek olan yeni bir finansal kriz (mutlaka gelecektir), değişen şeylerden dolayı çok daha sarsıcı ve derin bir resesyona, çok daha tehlikeli şeylere (!?) yol açacak.

Değişmeyenler
Değişmeyen şeylerin hepsi, finans sektörüne ilişkin. 2008 krizini Lehman Brothers’ın iflası değil, ABD gayrimenkul (morgıç) piyasalarında aşırı borçlanmanın ve onun üzerinde türeyen menkulleştirme hummasının yarattığı spekülatif balonun patlaması başlattı.

(...)


Thursday, September 13, 2018

Faşizme geçit yok

Almanya’nın Chemnitz kentinde patlak veren kitlesel faşist gösteriler, göçmenlere yönelik saldırılar, “1930’lara mı dönüyoruz” tartışmalarını alevlendirdi. “30’lara mı dönüyoruz” sorusu akademik bir tartışma olmaktan öte bir tehlikeyi yansıtıyor: Faşist hareketin yükselişi nasıl durdurulabilir?

Faşist hareket ve devlet 
Faşist hareketin, bir ölüm olayını kullanarak birkaç saat içinde yaklaşık 800 militanı harekete geçirebilmesi, gösterilerini hafta boyunca sürdürebilmesi, binlerce kişinin katıldığı bir miting düzenleyebilmesi, yıllardır mayalanmakta olan faşist hareketin, artık gerçek ve güncel bir tehlike olduğunu gösterdi. 
Gelinen noktada, çeşitli faşist gruplar, AfD, Pegida gibi daha düzen içi gibi görünen siyasi örgütlenmelerle eşgüdüm içinde hareket edebiliyor. 
(...)

Monday, September 10, 2018

Faşizm güncel bir tehlike!

Avrupa’da yükselen sağ popülist (ırkçı, otoriter) dalganın üzerine bir de Almanya’nın Saksonya eyaletinin (eski Doğu Almanya) Chemnitz kentinde patlak veren kitlesel faşist gösteriler, göçmenlere yönelik saldırılar gelince, “1930’lara mı dönüyoruz” sorusu etrafındaki tartışmalar yeniden alevlendi. 1930 denince akla doğal olarak öncelikle Almanya’da ve Avrupa’da, Yahudi soykırımı gibi büyük felaketlere yol açan Nazi rejimi geliyor. Bu nedenle “30’lara mı dönüyoruz?” tartışması akademik bir tartışma olmaktan öte bir gerçekliği yansıtıyor.

1930’lar redux 
1930’ların belirgin özelliklerini şöyle özetleyebiliriz: 1929 finansal krizi, egemen yaygın sermaye birikim rejiminin ve finansallaşma olarak kendini gösteren düzenleme sisteminin iflası anlamına geliyordu. Finansal krizle birlikte yerleşen ekonomik durgunluktan çıkılamıyordu. Durgunluk döneminde gelir dağılımındaki kutuplaşma ve yoksulluk daha da derinleşmişti. Buna karşılık, küreselleşme süreci sona ermiş, dünya pazarı parçalanmaya başlamıştı. Dönemin hegemonya sistemi dağılmıştı. Küresel çapta bir yükselen güçler, iktidar boşluğu, güçler dengesi ortamı vardı.
(...)

Monday, September 03, 2018

‘Büyük badire’ - ‘Büyük resim’

Türkiye ekonomisi bir sert daralma sürecine girdi. Döviz krizi, enflasyonu hızla yukarı iterken, dolar cinsinden borçlanmış işletmeleri işçi çıkarmaya, yatırımları, harcamaları ertelemeye, küçülmeye, hatta iflasa zorluyor. Bu sürecin yakın zamanda bir borç ve banka krizine dönüşme olasılığı yüksek. Ancak hâlâ ortada ülkenin finansal krizden çıkmasına yardımı edecek bir yol haritası yok.

‘Bu da geçer’ ama... 
Cumhurbaşkanı, “bu da geçer” diyor. Geçecek ama arkasında bir enkaz bırakacak. Bu nedenle, daha şimdiden, “Bu enkaz, hangi programla ve kaynaklarla nasıl kaldırılacak” diye sormak da gerekiyor. 
Cumhurbaşkanı’nın, “Çok büyük badire atlattık. İki aya kalmaz toparlarız” saptamasıysa gerçeği yansıtmıyor.

(...)

Thursday, August 30, 2018

Bağımsızlık ve diğer fanteziler

Türkiye kapitalizmi derin bir ekonomik krizin içinde. Ortada bir yol haritası yok. AKP yönetimi bu yokluğu fantezilerle örtmeye çalışıyor: Emperyalizme karşı bağımsız bir Müslüman dünya gücü olarak yükseliyorduk. Bu yükselişi durdurmaya çalışan Hıristiyan emperyalizmin saldırısı altındayız. 

Gerçekteyse durum farklı. AKP iktidara geldiğinde Türkiye “emperyalizme” bağımlı bir ülkeydi. AKP döneminde bu bağımlılık, siyasal İslamın devleti, kaynakları kontrol etmeye, çevre ülke neo-liberalizminden totaliter bir “ahbap çavuş” kapitalizmine geçmeye başlamasıyla hızlanarak arttı.


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, August 23, 2018

Kriz içinde, büyüklere masallar

Bu kriz, sıradan ve öngörülebilir bir gelişmeydi. Tek bir merkeze dayalı totaliter rejimin keyfi yönetiminin uluslararası yansımaları, tutsak pazarlıkları bu krizi daha da ağırlaştırdı. 
Bu krizi üreten modelin egemen sınıfları, krizin yükünü halkın sırtına yıkmanın yollarını ararken, “Ülke batarken” diye başlayan, “ya Erdoğan’ıngemisindesin ya da Amerika’nın” gibi saçmalıklar, “Ekonomimize yöneliksaldırının, doğrudan ezanımıza ve bayrağımıza yönelik saldırılardanhiçbir farkı yoktur” türünden “büyüklere masallar” yoğunlaşıyor.

Krizin gerçeği 
Bir ekonomik krizde, bazı işletmeler batar, çalışanların, emeklilerin yaşamları altüst olur. Ülkeler böyle değil, iç savaşla, açık askeri saldırılarla batar. Bugün iç savaş veya askeri saldırı olasılığı gündemde değil ama, siyasi sonuçlar da üretmesi olası bir ekonomik yıkım artık kaçınılmaz. 
AKP döneminde şekillenen “ahbap çavuş” kapitalizminin krizinin arkasındaki mantık ise basittir.

(...)

Thursday, August 09, 2018

Karmaşıklaşıyor ve sertleşiyor

Geçen hafta dünya basınında öne çıkan kimi haber, yorumlar, büyük güçler arası rekabetin giderek karmaşıklaştığını ve sertleştiğini gösteriyordu. Çin ve Almanya kendi çıkarları doğrultusunda giderek daha etkin adımlar atıyorlar. Ortadoğu’da ABD’nin ve müttefiklerinin, bu arada, dış politikada birden fazla iskemleye birden oturmaya çalışan AKP Türkiye’sinin işi giderek zorlaşıyor.
(...)

Bir süredir Suriye rejimiyle askeri alanda ilişkilerini geliştirmekte olan Çin’in geçen hafta yaptığı ikinci açıklama ABD ve Ortadoğu çevrelerinde adeta şok yarattı. Çin’in Suriye büyükelçisi, Al Watan gazetesine verdiği demeçte, “Çin’in askeri güçleri, İdlib’de ve Suriye’nin başka bölgelerinde, Suriye ordusunun yanında terörizme karşı, doğrudan savaşmaya hazırdır” demiş. 

(...)

Yazının tamamın okumak için tıklayınız

Monday, August 06, 2018

AKP ve Türkiye kapitalizmi

AKP’de temsil edilen siyasal İslamın devleti yöneten (iktidardaki) sınıfının çıkarları ile Türkiye kapitalizmin çıkarları gittikçe daha fazla çatışıyor. Toplumun dağılmaya başlaması gerçek bir olasılıktır. 

Türkiye kapitalizmi 
(1) Türkiye kapitalizmi uluslararası sermayenin mal ve finans devrelerinin değerlenme alanı olarak (yerli sermaye sınıfları da -bunların birikim yaparak var olmaya devam etme koşulları- buna uygun olarak) şekillenmiştir. Sermaye birikim sürecinin devam edebilmesi için üretimin ve tüketimin sürmesi bunun için de dış kaynak (finans sermayesinin) girişinin devam etmesi gerekir. 
(2) Bu şekillenme belli bir tüketim kültürü, eğitim biçimi ve düzeyi, alışkanlıklarıyla, arzularıyla, kendisine uygun bir insan tipi gerektirir. Kültür endüstrisi de bu insanı üretecek, medya da siyaseti (egemen kapitalist sınıfın öncelikleri temelinde) denetleyebilecek oranda “serbest” olmalıdır. 
(3) Türkiye kapitalist-emperyalist sisteme bağımlı (uluslararası sermayenin kullanımına açık) bir ülkedir. İktidardaki sınıfların görevi, bu bağımlılığı ve düzeni korumak, yeniden üretmektir. Başaramazlarsa ülke çok ciddi bir toplumsal (ekonomik, siyasi, kültürel) krize, dağılma sürecine girmeye başlar.

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, August 02, 2018

Hem tragedya hem komedya

Bugünlerde CHP’nin içine düştüğü yaşamsal kriz hem bir tragedya hem de bir komedya. Bu trajikomik durumun altında CHP liderliğinin bir türlü anlamak istemediği bir gerçek yatıyor.

Tragedya
Atina tragedyasında Hubris ve Nemesis en önemli kavramlardır. Hubris, tanrıların yasalarını (şeylerin doğalarından kaynaklanan işleyiş kurallarını) hiçe sayarak, aşırı gururla (hüperoçoi), tek ben bilirim (monos pronein) diyerek ısrar etmeyi ifade eder. Bu ısrar sonunda, tanrıça Nemesis tarafından cezalandırılır. 

Türkiye’de siyasal İslam AKP hükümeti yoluyla iktidara gelmeye başladığından bu yana CHP her aşamada, “bir siyasi parti rakiplerinden farkını vurgulayarak başarılı olabilir” ilkesini yadsıyarak, hep siyasal İslama benzemeye çalışarak, laik, demokratik ve Cumhuriyetçi muhalefet açısından HDP’nin önemini görmezden gelerek, kısacası aynı hatayı ısrarla tekrarlayarak ilerlemeye çalıştı. Sonuç, her dönemeçte fiyasko oldu ama, CHP tekrarlamaya devam etti. Son seçimlere giderken CHP, içinde hareket ettiği durumun işleyişkurallarını, OHAL, YSK, yoğun silahlanma, oy çalma hazırlıkları, genelde tüm ülkede, özelde HDP seçmeninin güçlü olduğu yerlerde, muhalefetin propaganda özgürlüğünü bastıran şiddeti yok sayarak hareket etti. 

CHP açısından Hubris bununla da sınırlı kalmadı. Son seçimlerden önce “kazanacağımız seçimleri neden boykot edelim” iddiasıyla tartışmayı bastırmak, “sandıkların yüzde 99.6’sını denetliyoruz” şişinmeleri, tam anlamıyla bir monos pronei durumuydu. Seçim gecesi yaşananlar, CHP’nin başkanlık krizi, son olarak, “gizli merkez” tartışması, şimdi Nemesis’in işbaşında olduğunu gösteriyor. Bu süreçten CHP’nin sağlam çıkması olanaklı görünmüyor.

Ve komedya

(...)

Monday, July 30, 2018

Uçurumun kıyısından notlar

Bu yaz yine bir sıcak dalgası kuzey yarımküreyi kasıp kavuruyor. Kapitalizm yapısal krizini bir türlü aşamıyor. Uluslararası ilişkiler istikrarını kaybetmeye devam ediyor. Yapay zekâdan gen teknolojisine kadar teknolojik gelişmeler varoluşa ilişkin kaygılara yenilerini ekliyor. Geçmişe özlem, kapitalist kültürün çoktan öldüğüne inanılan canavarlarını yeniden çağırıyor. Boşuna mı, Kissinger geçen hafta sonu Financial Times’a “çok vahim bir dönemde yaşıyoruz” diyordu. 

Kapitalist uygarlık, bir uçurumun kenarına geldi. Adeta, İnsanlık, kapitalizmin krizini aşmaya çalışırken ileri doğru(!?) büyük bir adım atacak bir “büyük lider”bekliyor...

Sıcak dalgası - Borç stoku 
Bu yazıyı Londra’da yazarken termometre 36 dereceyi gösteriyordu; 
(...)

Thursday, July 26, 2018

Potansiyel-kinetik

Son yazımı, “şimdi, başka şeyler düşünmek gerekiyor!” diyerek bitirmiştim. Bu başka şeyleri düşünmeye, önce açıyı biraz daraltıpsolun durumuna bakarak başlayabiliriz. 
 
Potansiyel 
Türkiye’de, “başka şeyler” düşünecek bir sol potansiyel var mı? Yakın geçmişteki, 1 Mayıs kutlamalarına, Gezi Olayı’na, son seçimlerden önceki büyük mitinglere, ayakta kalmayı başaran sosyalist örgütlere bakınca bu soruya olumlu bir cevap verilebilir. 
Peki, bu potansiyel neden toplumda değişim yaratabilecek kinetik enerjiye dönüşemiyor? Yandaş basının yazarları sık sık, “sol halkın değerlerine yabancı”, “halkına yabancılaşmış da ondan” diyorlar. 

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, July 23, 2018

‘Sivil toplum yıkılmalıdır!’

Romalı Senator Cato, senatoda her konuşmasını “Carthago delende est”(Kartaca yıkılmalıdır) sözleriyle bitirirmiş. Kartaca sonunda yıkıldı, hayatta kalanlar köle olarak satıldı. Türkiye’de de, siyasal İslamın liderliğinin, “Yetmez ama Evet” referandumunu kazandığından bu yana attığı adımlar, her dönemeçte, liderliğinin, “Sivil toplum delende est” diye düşündüğünü gösteriyor.

Son durak
Biz, “bir pasif devrim” sürecinin hızla totaliter bir devlet biçimine doğru ilerlemekte olduğunu biteviye savunduk. O sırada, telefon dinlemeleri, “Taraf”gibi tetikçiler, kişi özelini ayaklar altına alıyor, FETÖ cemaati, yargılama süreçlerini, kurallarını, adaleti iğfal ediyordu; AKP de “ne isterse vermeye” devam ediyordu. “Sivil toplum” yıkılırken, kimileri, özellikle liberal entelijansiya, sivil toplumun geliştiğini bile savunabiliyordu.
Şimdi, “Devlet Denetleme Kurulu Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi”“pasif devrim” sürecine son durağında, “Kartaca’nın yıkımını” tamamlıyor.

(...)

Thursday, July 19, 2018

‘Büyük Dönüşüm’

“Utanç verici”, “haince”, “Putin’in kuklası”. Bu ifadeler, pazartesi günü Helsinki’de yapılan Trump-Putin zirvesinde, Trump’ın bir rakip ülkenin liderinin önünde kendi istihbarat örgütlerine güvensizliğini belirtmesinin ardından, Washington Post, New York Times, Politico, Wall Street Journal gibi yayınların yorumlarında, Cumhuriyetçi Parti liderlerinde, kimi Trump taraftarlarında oluşan öfkeyi yansıtıyor. Trump yönetiminden, adını vermek istemeyen bir üst düzey görevli, “Trump inanılmaz derecede zayıf göründü. Putin ise bir şampiyon gibi duruyordu” diyormuş. 

Yazının tamamını okumak için

Monday, July 16, 2018

Tiyatro sevgisi

“Yeni” rejimin ilk kararlarından biri Devlet Tiyatroları’nı lağvetmek oldu. Çok da yakıştı. Ne de olsa, tiyatro, insanlığın demokrasi, hakları ve özgürlükleri geliştirme, tiranların, kralın, kilisenin, sermayenin boyunduruğundan kurtulma serüveninin ayrılmaz bir parçasıdır. 
 
Demokrasi... 
Sanat’ın en gelişmiş biçimi olarak düşünebileceğimiz tiyatro, MÖ 5. yüzyılda Atina’da demokrasinin “icat edildiği” dönemde doğdu. MÖ 4. yüzyılda, demokrasi ölürken tiyatronun parlak dönemi de bitti. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 12, 2018

Bu rejim kalıcıdır!

Bu kalıcılık, içinde bulunulan durumun bileşenlerinin arasındaki ilişkilere, bu ilişkilerdeki göreli yeğinlik skalasına bağlıdır. Durumun bileşenlerinin andaki hali değişmediği sürece (ekonomik çöküş, bir “Siyah Kuğu” olayı olasılıkları bir yana) bu rejim kalıcıdır
Durumun temel bileşenleri çok ve karmaşıktır. Ben, durumun bileşenleri arasındaki göreli yeğinlik skalasında önemli olduğunu düşündüğüm iki bileşene değinmekle yetineceğim. Birincisi iktidarın yapısına diğeri de devletin biçimine ilişkindir.

Liberalizmin iflası
Liberal düşüncenin temel analiz birimi bireydir...

(...)

Monday, July 09, 2018

CHP’yi düşünmeye devam...

Neden AKP’yi düşünmüyorum biraz da? AKP’yi, bir süre için, iki nedenden düşünmüyorum. Birincisi, siyasal İslamı konuşmaktan kaçınanlar için durum hâlâ farklı olabilir ama, benim için, AKP’nin anlaşılmaz bir yanı yok. İkincisi, AKP liderliği, kendi projesi ve çıkarları doğrultusunda, iktidar-güç-siyaset ilişkisi ne gerektiriyorsa yapıyor, ne risk almak gerekirse alıyor. 
CHP beni ilgilendiriyor. Bir taraftan CHP liderliği ne yapmak istiyor belli değil. Diğer taraftan, AKP projesine direnmek isteyenler açısından CHP hâlâ bir öneme sahip. İzmir, Ankara ve İstanbul mitinglerini, seçimler öncesinde ve sırasında, muhalefet seçmeninde görülen heyecanı, AKP’ye oy vermemekte ısrar eden çoğunluğu, AKP’nin seçim kazanmak için yapmak zorunda kaldıklarını anımsamak yeter. 

Çukurdakiler 
Ancak CHP, bu önemin hakkını verecek durumda değil. CHP liderliği içinde yaşanan tartışmalar, seçim sonuçlarına ilişkin açıklamalar, adeta bir çukura düşmüş insanların, birbirine dayanarak çıkmaya çalışmak yerine daha çok kazmaya devam etmesine benziyor. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 05, 2018

CHP’nin krizi

Seçimlerden sonra, CHP liderliği ağır bir krize girdi. Seçmeninde de bir düş kırıklığı, liderliğine ilişkin ağır bir güvensizlik görülüyor. AKP işine devam ederken, CHP’nin sonuçları açıklama “telaşı” durumu daha da ağırlaştırdı. Seçim sonuçlarını aşan, CHP’nin varlığını sorgulamaya başlayan bu durum, bence artık üzeri örtülemeyen, derin bir kimlik krizinden kaynaklanıyor. 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, insanın aklına, T.S. Eliot’un deneyimi yaşadık ama anlamını kaçırdık” ve Talleyrand’ın Bourbon restorasyonu için söylediği ne bir şey öğrenmişler ne de bir şey unutmuşlar” sözlerini getiren değerlendirmelerinden başlayabiliriz. 


(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, July 02, 2018

Canavarlara ve eski elbiselere dair

Kapitalizm, yapısal krizinin içinde devindikçe, tarihinin ölmüş canavarları canlanıyor. Üzerlerinde eski elbiselerle dolaşan entelijansiya, 1930’larda olduğu gibi bugün de bu canavarları betimlemekte, direnme araçları geliştirmekte zorluk çekiyor.
(...)

 Liberal entelijansiya, bunlara Rusya, Türkiye gibi “güçlü adamların” iktidarlarını ekleyip, “illiberaldemokrasi” kavramını üretirken, ilerici entelijansiya, “neo-liberal otoriterlik” kavramına sarılıyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız