Monday, September 16, 2019

Avrasya’ya doğru giderken...

Türkiye Batı’dan kopuyor, Avrasya’ya doğru gidiyor. Türkiye’de birçok yorumcu bu gidişi bir “bağımsızlık süreci” olarak okuyor.
Yeni Osmanlı”, “Türkiye Sünni İslamın kalbidir” fantezilerini satmaya devam eden CIA’nın eski Milli Haberalma Konseyi Başkanı Graham E. Fuller de Cumhuriyet’te çevirisi yayımlanan yorumunda bu gidişi destekliyor- adam hâlâ “Erdoğan’ın yıllarca becerikli ve yeni ‘Avrasya Türkiyesi’nin mimarı olan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu” gibi laflar edebiliyor.

Bağımlılık ve bağımsızlık
Avrasya’ya doğru gidişi bağımsızlık süreci olarak görenler (Fuller de dahil), devletlerarası ilişkileri adeta 19. yüzyıl jeopolitiğinin gözüyle okuyorlar. Bu yanlış okumaya ek, bu akıl, ülkeyi kimin yönettiğine, bu yönetimin tutumunu etkileyen iç dinamiklere bakmadan, Türkiye’yi bir “özne” gibi düşünerek, “şunu yapar, bunu yapar” diye konuşabiliyor. Ülkelerin dış politikaları, kimi zaman uluslararası kaygılardan değil, birilerinin iktidarını koruma çabalarından da kaynaklanabiliyor.

(...)

Thursday, September 12, 2019

Boş göstergenin zehirli cazibesi

“Jaws”u anımsıyor musunuz? Gişe rekorları kıran, sinema tarihine geçen bu filmin ana izleği son derecede basitti: Sakin bir sayfiye kasabasının denizinde, aniden dev bir köpek balığı dehşet saçmaya başlar. Filmin başarısı, kimi eleştirmenlere göre o canavarın, Amerikan halkına, Amerikan yaşam tarzına yönelik (göçmenler, doğal felaket, komünistler vb.) tehditleri simgelemesinden kaynaklanıyordu. Kimileri için de “Jaws” kapitalizmin acımasızlığını simgeliyordu. Gerçekteyse, hem bu yorumların hiçbiri tek başına doğru değildi, hem de hepsi birden geçerli olabilirdi (Zizek). Çünkü “Jaws”, seyircinin karşısına, her birinin, içine kendi korkularını yazabilecekleri bir “boş gösterge” olarak çıkıyordu. Faşizm yükselirken “Yahudi” simgesinin üstlendiği işleve benzer bir işlevdi bu. Ve sonunda o “kötülüklerin simgesi” Jaws’ın patlayarak yok edilmesi izleyicide bir haz, güçlü bir “katarsis” yaratıyordu.

Bizde de iki kez...Türkiye’de, seçmen 2000’lerin başında benzer bir haz yaşadı ama bir farkla... O zaman, her kesimden seçmen yalnızca korkularını değil umutlarını da bir “boş göstergenin” içine yazıyordu. Bu “şey”“ekonomiyi başarıyla yönetecek, askeri vesayeti kaldırarak Türkiye’yi demokratikleştirecek, Kürt sorununu çözecek”“ülkeyi AB’ye sokacak”“Ortadoğu’da ABD’den boşalan yeri dolduracak, dünya gücü olacaktı.”

(...)

Monday, September 09, 2019

Brexit dersleri

İngiltere’nin “Brexit” halkoylamasından sonra içine düştüğü kriz, halkoylamalarını kullanarak iktidara gelmeye çalışan Yeni Faşist eğilimlere karşı, özgürce işleyen bir meclisin, meclisi destekleyen sokağın direncinin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Yeni Faşist işgal
İngiltere’de Muhafazakâr Parti’yi ve hükümeti Boris Johnson aracılığıyla ele geçiren ekibi Yeni Faşist olarak nitelerken “acaba abartıyor muyum” diye düşünmüştüm. Perşembe günü rahatladım.

(...)

Monday, September 02, 2019

İngiltere’de kriz derinleşiyor

İngiltere’de toplumun yarısının öfkesini, en gerici nostaljilerini siyasi kariyerleri için istismar eden politikacılar, “yeni faşist” entelektüeller, cumartesi günü toplumun hiçe saydıkları öbür yarısıyla karşılaştılar.

Ortadan bölünmüşlüğün resmi 
Neoliberalizm, ekonomik krizle beslenerek canlanan ırkçılık İngiltere’de son derecede zehirli bir ortam yaratmıştı. Egemen sınıfların geleneksel temsilcisi, Muhafazakâr Parti ve “birinci at” yorulunca ahırdan çıkarılan “ikinci at” İşçi Partisi bu zehirli ortamın etkisiyle varoluş sorunlarıyla yüz yüzeydi. 
Muhafazakâr Parti lideri Başbakan David Cameron, ülkenin başına gelecekleri hesaplamadan, tam da toplumdaki “yalnızca kendini düşünen siyasi seçkinler” algısıyla uyumlu bir tercihle, ülkenin değil de partinin sorunlarına öncelik vererek, İngiltere’nin Avrupa Birliği üyeliğini referanduma sundu. 
Aynı dönemde İşçi Partisi seçim yenilgisinden sonra istifa eden liderinin yerine “yeni tabakta eski yemek”, Blair’ci adaylar arasından bir lider seçmeye hazırlanıyordu. ...

(...)

Thursday, August 08, 2019

‘Yeni faşizm’, ırkçılık, Suriyeliler

ABD’de Trump başkan olduğundan bu yana kitlesel (4 kişiden fazla) hedefli silahlı saldırılar içinde “yeni faşist” terörizm rolü belirgin biçimde arttı.

Trump’tan sonra...
Trump, 2016’da başkanlık seçimleri kampanyası boyunca, Latin Amerika kökenli (hispanik) göçmenlere, Müslümanlara yönelik bir nefret dili, ırkçı söylem kullandı; ırkçı beyaz üstünlüğü görüşlerini, duygularını körükledi. Bu zehirli ortamda, 2014 ve 2015’te sırasıyla 269 ve 335 silahlı kitlesel saldırı sayısı 2016’da 382’ye yükseldi.

(...)

Bu sırada Türkiye’deTürkiye’de 4 milyon civarında Suriyeli göçmen var. Ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 5’ine ulaşan bu göçmen nüfus, 5-6 yıl gibi çok kısa bir sürede oluştu.

(...)

Thursday, August 01, 2019

Çirkin bir resim...

Belediye seçimlerinin sonuçlarının sarsıntıları (özellikle İstanbul’da, iktidarda yarattığı şok, muhalefette yarattığı heyecan) yatışır, taşlar yerine otururken oldukça çirkin bir resim şekilleniyor.

Korku... 
Varlıklarına yönelik bir tehditle (isyan, beklenmedik seçim sonucu) karşılaşan iktidarlar, tehdidi savuşturduktan sonra, tehdidin kaynağını kurutmaya yönelik kurumsal ve ideolojik önlemler almaya girişirler. Genelde baskıyı artırır, özgürlükleri hedef alır, birleştirici iç ya da dış düşmanlar arar, hatta tehlikeli maceralara girişmekten çekinmezler. 
Türkiye’de, siyasal İslamın yönetici oligarşisi bir “beka sorunu” olarak gördüğü İstanbul yerel seçimlerinde iki şok yaşadı. İlk şok yaşanırken yayımlanan yazımda “Bu orta dönemde AKP... siyasal İslamın çıkmazını aşacak biçimde değiştirmek için çabalayacak, çabaladıkça devletin totaliter... özellikleri daha da güçlenecektir” diyordum. Gelişmeler bu beklentime uygun bir yönde, siyasal İslamın iktidarının “beka” korkusunu ağırlaştıracak biçimde ilerledi. 

(...)

Monday, July 29, 2019

Yeni faşizm-II

“Yeni faşizm” bağlamında, AKP hükümeti kurulduğundan bu yana Türkiye’de, devlette, top­lumun yapısında, yukarıdan (yasalar) ve aşağıdan (sivil toplum içinden) gide­rek hızlanan, özellikle 15 Temmuz “dar­be” şeyinden sonra adeta baş döndürü­cü bir ivme kazanan “değişime” bakmak ilginç olabilir.

Bu değişimin “özünü” (ona karakterini veren şeyi) doğru tanımlamak gerekiyor. Salt seçimlere ve parlamentoya bakarak, bu değişimin önceki dönemlerinkinden farklarının biçime, niceliğe ilişkin olduğu­nu varsayarak siyaset yapmaya çalışan­lar, kendilerini daha baştan rejimin için­de kalmaya mahkûm ediyorlar.
Bu değişikliklerin arkasında iki sü­reç yatıyor. Birincisi siyasal İslamın top­lumsal mühendislik projesi ilerledik­çe rejimin dayandığı kurumsal ve ideolo­jik/kültürel zemin derinleşiyor...


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 25, 2019

Yeni faşizm

ABD, İngiltere ve Avrupa’da, gündemde yeni bir “faşist” tehlikenin olduğunu düşünenlerin sayısı giderek artıyor.

Önce Trump, şimdi Boris
Donald Trump’ın konuşmasını dinleyen kalabalığın, kongre üyesi, Somali asıllı Ilhan Omar’ın adı geçince, aniden “onu geri gönder” sloganıyla “patlaması”, Trump’ın, Hitler’i andırır biçimde “uzaklara bakarak” bir süre sloganları dinlemesi, birçok gözlemciye, 1930’ların Nürnberg meydanlarını anımsattı. Ana akım medyada ilk kez bu benzerlik vurgulandı, popülizm yerine “faşizm” sözcüğü kullanıldı, Hitler, Mussolini anımsandı.
Salı günü, Financial Times’da Gideon Rachman, “1930’lardan çıkarılacakderslerden” söz ediyordu. 

(...)

Thursday, July 18, 2019

‘Durum’ üzerine spekülatif düşünceler

Yenilenen İstanbul belediye seçimlerinin sonuçları belli olduktan sonra, 26 Haziran’da Washington Institute’de yapılan bir panelde Alan Makovsky, “Türkiye’de ekonominin ve politikanın dengesiz bir döneme girdiğini” vurguluyor, “Türkiye’nin tarihini düşününce, bu dengesizliğin yasadışı işler için bir formül oluşturmasından” korktuğunu söylüyordu.
Alan Makovsky, 1990’lardan bu yana ABD dışişleri ve istihbarat çevrelerine Ortadoğu ve Türkiye konularında danışmanlık yapan, Washington Institute’ün kurucularından çok deneyimli bir “siyasetçi”; sözlerini dikkate almak gerekir.

‘Durumun’ bileşenleri
Artık “Orta dönemdeyiz” derken (01.04.2019) aslında Makovsky’nin de vurguladığı dönemin, “durumuna” tabii kendi “teori çantamdaki” aletleri kullanarak işaret ediyordum.
(...)

Analize spekülatif bir ‘giriş noktası’ 
AKP’ye alternatif yeni parti kurma projesinin lideri Babacan’ın, Devlet Başkanı Erdoğan’ı ziyareti sırasında, sarf edilen “ümmeti bölmeyin” ve “fazla da gecikmeyin” sözleri arasındaki çelişki bu “durumun” potansiyellerine ilişkin bir analize giriş noktası olabilir. Bu çelişki bir “bilişsel uyumsuzluğa” mı (cognitif dissonance) işaret ediyor?

(...)

Monday, July 15, 2019

Syriza dersleri: Yılgınlığa yer yok!

Yunanistan’da genel seçimlerde Syriza’nın oyları yüzde 31.5’e geriledi. Yeni hükümeti yüzde 39.8 oy alan Yeni Demokrasi Partisi (YDP) kuracak. Şimdi, ana akım medya her yerde, bakınız bir kez daha kanıtlandı: Yönetemiyorlar. Boşuna oy vermeyin davulunu çalacak.

Bardağın yarısından fazlası hâlâ dolu
Bu davulun sesini dinleyerek, sonuçları düşünürken yılgınlığa kapılmamak gerekiyor. Çünkü, durum, aslında o kadar kötü değil! 

(...)

Şimdi, Yunanistan toplumunu etkilemeye devam eden ekonomik kriz içinde, sol partiler ve hareketler, üzerlerine gelecek saldırıya direnebilir, Syriza yükselirken yaptıkları hataları tekrarlamazlarsa, yeniden hükümete gelme olasılığını yakalayabilirler.
Yanılgı ve fırsat
Syriza yükselirken, ekonomik ve toplumsal krizin içinde, ortaya çıkan bir “tarihsel blok” kurma fırsatı kaçırıldı. Bu fırsatın kaçmasında solun Syriza’nın niteliğini kavramaktaki yetersizliği yatıyordu. 

(...)

Thursday, July 11, 2019

Bir şeyler değişmelidir...

Bugünlerde ülkede, ilericiler demok­ratlar, laik cumhuriyetçiler iyimser; “bir şeyler değişmelidir” havası­nın egemen olduğunu düşünüyorlar. Ben “bu havaya” dikkatle bakınca, içinde “bir şeyler değişmelidir ki, her şey aynı kalsın” niyetinin gizlenmiş olduğunu dü­şünüyorum. Bu niyetin sınırları da adeta “Erdoğan gitmelidir”e indirgenmiş!

Kral gerçekten kral mı? Kral, bazen gerçekten kral olduğuna, krallığın onda olmasını gerektiren bir öze, hatta Tanrısal özelliklere gerçekten sa­hip olduğuna inanmaya başlar. 

Thursday, July 04, 2019

G20’nin ‘kırık aynasında’ Türkiye


Bu yıl yayımlanan bir Pentagon raporunda (Strategic Multilayer Assessment) Çin ve Rusya’nın ulus­lararası gelişmeleri etkileme, yönlendirme kapasitesi artarken, diğer ülkelerin de kendilerini, ABD’ye değil, bu trene göre ayarlama eğilimlerinin güçlendiğine dik­kat çekiliyordu. 

Osaka’da gerçekleşen G20 toplantısı, ABD’nin dünyadaki gelişmeleri etkileme, yönlendirme gücünün çok zayıfladığını, Batı blokunda oluşan çatlakların derinleş­meye devam ettiğini gösteriyordu.


(...)


Paramparça politika... Türkiye heyeti de farklı bir evrende ya­şadığından olacak, G20’den toz pembe bir resimle döndüler, piyasalar da adeta rahatladılar. Ancak, bu rahatlama uzun sürmez. 
AKP Türkiyesi’nde “Başkan = Devlet” olabilir ama ABD başka türlü bir “yaratık”. 


(...)


Yazının tamamını okumak içn tıklayınız

Thursday, June 27, 2019

Seçenekler şekillenirken

20 Haziran’daki yazımda, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın oligarşisinin iktidarda kalabilmesi için çok sayıda “şeyin” denk gelmesi gerektiğine işaret etmiştim. Bu oligarşiyle, “egemen sermaye arasındaki bağlar kopuyor”... “kopuşun önemli sonuçlar yaratması beklenmelidir” diyordum. Hafta sonu yapılan seçimlerle oluşan manzara bu sonuçlarla ilişkilendirilebilir.
Bu seçimlerin sonuçları üzerine ülke içinde ve dışında yapılan yorumlar, uluslararası ve yerel egemen sermayenin, seçim sonuçlarını bir “dönüm noktası”, bir “bir sonun başlangıcı” olarak okuduğunu gösteriyor. Bu başlangıç, kaçınılmaz olarak yeni seçenekleri gündeme getiriyor.

Bir karşıt dalgaGezi olayı”, haziran seçimi, kesin sonuçları beklemeden “Atı alarak Üsküdar’ıgeçmeler”, oligarşinin halktan rıza alma kapasitesinin erimeye başladığını gösteriyordu. Oligarşinin “rıza alma” kapasitesindeki erimeye, ekonomik krizi yönetmedeki “beceriksizliği” de eklenince, yerli “egemen sermaye” tavır almaya, uluslararası sermaye güvensizlik belirtmeye başladı. 1. ve 2. İstanbul Belediye seçimlerinin sonuçlarının da gösterdiği gibi, oligarşi artık siyasal İslamın fosilleşmiş kesimiyle baş başa kalmıştır. 

(...)

Thursday, June 20, 2019

Orta dönemde iktidar ve muhalefet

1 Nisan’daki yazımı bitirirken “şimdi ülkenin derin bir ekonomik kriz vejeopolitik belirsizlikler altında yaşanacak bir orta döneme girdiği söylenebilir.Bu orta dönemde AKP... siyasal İslamın çıkmazını aşacak biçimde değiştirmek için çabalayacak, çabaladıkça devletin totaliter... özellikleri daha da güçlenecektir” diyordum. Şimdi orta döneme ilişkin iki saptama yapmak istiyorum.

Biraz gerilemenin anlamı...
Birincisi: AKP’de temsil edilen siyasal İslamın yönetici oligarşisi (Pouvoir) kendisi için bir “beka sorunu” olarak gördüğü İstanbul yerel seçimlerinde bir şok yaşadı. Şimdi ikinci bir şok yaşama olasılığı artarken liderinin, “daha uzağa sıçramak için biraz geriye çekilmek gerekir” deyişini anımsatırcasına, İstanbul yerel seçimlerinin olası sonuçlarını önemsizleştirmeye, buna karşılık siyasi iktidarın önemini vurgulamaya başladığı görülüyor.
Bu tutum, siyasetinin kurallarıyla uyumludur. Beka sorunu olarak gördükleri bir durumla karşılaşan iktidarlar ayakta kalmayı başarırlarsa, sorunun kaynağını kurutmaya yönelik önlem almaya girişir, çoğu zaman da yaşamış oldukları korkunun etkisiyle baskı ve terörle yıldırma yöntemlerine başvururlar. 

(...)

Monday, June 17, 2019

‘Her gün biraz daha tehlikeli…’

Fransa’nın Birleşmiş Milletler tem­silcisi François Delattre dünya “her geçen gün biraz daha tehlikeli oluyor” diyordu. İki gün sonra, Umman Körfezi’nde, iki petrol tankerini hedef alan saldırılar, adeta Delattre doğruladı. 

‘Yeni dünya düzensizliği’
20 yıl Fransa’nın ABD ve BM tem­silciliğini yaptıktan sonra ülkesine dönerken, geçen hafta The New York Times’da yayımlanan denemesinde Delattre, teknolojik devrimin, Çin’in yükselişinin getirdiği basınçla “ayağımı­zın altındaki tektonik plakalar kayıyor” dedikten sonra ekliyordu, “Şimdi yeni bir dünya düzensizliği” söz konusu. Üç temel “güvenlik düzeneği artık çalışmı­yor”:

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 06, 2019

‘Yeşiller baş düşman’

Dün, Almanya’da Hitler, iktidara gelebilmek için tekelci sermaye ile anlaşmış, desteğini almıştı. Bugün AfD benzer bir taktik izlemeye çalışıyor.

20 Şubat 1933 
AfD’nin (“Almanya için Seçenek” isimli faşist parti), Avrupa Birliği Parlamentosu seçimlerinden sonra yaptığı ilk basın toplantısındaki açıklamaları aklıma, 20 Şubat 1933’te Almanya’da meclis başkanlığı sarayında (Reichstag) yapılan toplantıyı getirdi.

(...)

Krupp, Siemens, Opel, BSF, Agfa, BAYER, IG Farben, TELEFUNKEN temsilcileri oradaymış. Hitler’in de katılıp kısa bir konuşma yaptığı toplantıyı Hermann Göring yönetmiş. 

(...)

Monday, June 03, 2019

‘Yeni Soğuk Savaş’ filan...

ABD ile Çin arasında, Huawei’yi hedef alan yaptırımlarla birlikte, ticaret / teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, bir hegemonya mücadelesi sürecine ait oldukları varsayımından hareketle, “Yeni Soğuk Savaş”“Dijital Demirperde” kavramlarını gündeme getirdiler. 

Birçok yorumcu, örneğin, tarihçi Niall Ferguson, bu gelişmelerin uluslararası serbest ticaret rejimine ve küreselleşmeye büyük zarar verebileceğini kaygıyla vurguluyor.
Bu kaygılar haklıdır ama bunlar, serbest ticaret (neoliberal küreselleşme) rejimin, tehdit eden etkenler değil, bu rejimin dağılmaya başlamasının dışavurumlarıdır. Diğer bir deyişle “neoliberal küreselleşme sonrası” dönemin ürünleri...

Geri çevrilemez derken...Artık “eski tarih” oldu, ama insan anımsamadan edemiyor. Küreselleşme süreci ve tartışmaları başladığında, biteviye, “öznesiz, kendiliğinden, kaçınılmaz bir evrim”“geri döndürülemez bir süreç” iddialarıyla karşılaşıyorduk.

(...)

Thursday, May 30, 2019

‘Pouvoir’

Ülkede tuhaf işler oluyor. Kimi zaman “absürdistan” diyorum ama, daha ciddi bir yaklaşım gerekli.

Depresyona doğru tuhaf hareketlerKarşımızda tam anlamıyla bir çürüme görüntüsü var...

(...)

Bir an şaşırıp, “popülist ya, halkın, alt sınıfların çıkarlarını korumak içinsermaye mantığının dışına çıkıyor da ondan” desek... O da değil: İsraf, yolsuzluk, ekonomik soygun haberleri, dudak uçuklatıyor. Peki öyleyse bu tuhaflıkların arkasında hangi çıkarların mantığı var? 

(...)

Monday, May 27, 2019

‘İki ucundan yanıyor’

Hayır, bu kez AKP rejiminden, si­yasal İslamın iktidarından söz etmeyeceğim. Çok daha önemli bir konu var: Uygarlık! Daha doğrusu kapitalist uygarlık.
Mumun bir ucunda doğa öbür ucunda teknoloji var. Kapitalizmin doğa üzerin­deki etkileri küresel ısınma ve iklim krizi, toplumsal çelişkileri ve savaşları besliyor. Kapitalizm teknolojik gelişmeleri hızlandı­rırken, hegemonya rekabetini artırıyor. Bu iki eğilimin bir noktada kesişerek, küresel çapta büyük bir felakete yol açmayacağı­nı söylemek olanaklı değil. Ancak bir şey kesin: Geriye dönüş yok! Örneğin, son 50 yılda Çad Gölü’nün yarısı kurudu, Arktik buzlar eriyor. Çin, büyük bir güç olarak yükseldi, ABD’nin ticari ve teknolojik üs­tünlüğünü tehdit ediyor.

İklim krizi, savaşlar ve diğer kötülükler
(...)

Thursday, May 23, 2019

Merkez çoktan çöktü

Ahmet Hakan’ın, İmamoğlu karşısında düştüğü zavallı durum salt bireysel bir omurga zayıflığı sorunundan kaynaklanmıyor, aslında günümüzün önemli bir gerçeğini yansıtıyor. 

Siyasette “tarafsız bölge”, hiçbir yerde, hiçbir zaman olmamıştı, kocaman bir yalandı. Toplum içindeki çelişkilerin yumuşak, kültürel ortamın homojenlik taklidi yapmayı başarabildiği siyasi coğrafyalarda bu yalan, liberal fantezilerin arkasına gizlenebiliyordu. Kapitalizmin yapısal krizinden kaynaklanan bir seri siyasi, jeopolitik, kültürel, hatta kimlik krizleri zamanla liberal fantezileri çökertti, yalanı gözler önüne serdi.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız