Monday, July 16, 2018

Tiyatro sevgisi

“Yeni” rejimin ilk kararlarından biri Devlet Tiyatroları’nı lağvetmek oldu. Çok da yakıştı. Ne de olsa, tiyatro, insanlığın demokrasi, hakları ve özgürlükleri geliştirme, tiranların, kralın, kilisenin, sermayenin boyunduruğundan kurtulma serüveninin ayrılmaz bir parçasıdır. 
 
Demokrasi... 
Sanat’ın en gelişmiş biçimi olarak düşünebileceğimiz tiyatro, MÖ 5. yüzyılda Atina’da demokrasinin “icat edildiği” dönemde doğdu. MÖ 4. yüzyılda, demokrasi ölürken tiyatronun parlak dönemi de bitti. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 12, 2018

Bu rejim kalıcıdır!

Bu kalıcılık, içinde bulunulan durumun bileşenlerinin arasındaki ilişkilere, bu ilişkilerdeki göreli yeğinlik skalasına bağlıdır. Durumun bileşenlerinin andaki hali değişmediği sürece (ekonomik çöküş, bir “Siyah Kuğu” olayı olasılıkları bir yana) bu rejim kalıcıdır
Durumun temel bileşenleri çok ve karmaşıktır. Ben, durumun bileşenleri arasındaki göreli yeğinlik skalasında önemli olduğunu düşündüğüm iki bileşene değinmekle yetineceğim. Birincisi iktidarın yapısına diğeri de devletin biçimine ilişkindir.

Liberalizmin iflası
Liberal düşüncenin temel analiz birimi bireydir...

(...)

Monday, July 09, 2018

CHP’yi düşünmeye devam...

Neden AKP’yi düşünmüyorum biraz da? AKP’yi, bir süre için, iki nedenden düşünmüyorum. Birincisi, siyasal İslamı konuşmaktan kaçınanlar için durum hâlâ farklı olabilir ama, benim için, AKP’nin anlaşılmaz bir yanı yok. İkincisi, AKP liderliği, kendi projesi ve çıkarları doğrultusunda, iktidar-güç-siyaset ilişkisi ne gerektiriyorsa yapıyor, ne risk almak gerekirse alıyor. 
CHP beni ilgilendiriyor. Bir taraftan CHP liderliği ne yapmak istiyor belli değil. Diğer taraftan, AKP projesine direnmek isteyenler açısından CHP hâlâ bir öneme sahip. İzmir, Ankara ve İstanbul mitinglerini, seçimler öncesinde ve sırasında, muhalefet seçmeninde görülen heyecanı, AKP’ye oy vermemekte ısrar eden çoğunluğu, AKP’nin seçim kazanmak için yapmak zorunda kaldıklarını anımsamak yeter. 

Çukurdakiler 
Ancak CHP, bu önemin hakkını verecek durumda değil. CHP liderliği içinde yaşanan tartışmalar, seçim sonuçlarına ilişkin açıklamalar, adeta bir çukura düşmüş insanların, birbirine dayanarak çıkmaya çalışmak yerine daha çok kazmaya devam etmesine benziyor. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 05, 2018

CHP’nin krizi

Seçimlerden sonra, CHP liderliği ağır bir krize girdi. Seçmeninde de bir düş kırıklığı, liderliğine ilişkin ağır bir güvensizlik görülüyor. AKP işine devam ederken, CHP’nin sonuçları açıklama “telaşı” durumu daha da ağırlaştırdı. Seçim sonuçlarını aşan, CHP’nin varlığını sorgulamaya başlayan bu durum, bence artık üzeri örtülemeyen, derin bir kimlik krizinden kaynaklanıyor. 
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın, insanın aklına, T.S. Eliot’un deneyimi yaşadık ama anlamını kaçırdık” ve Talleyrand’ın Bourbon restorasyonu için söylediği ne bir şey öğrenmişler ne de bir şey unutmuşlar” sözlerini getiren değerlendirmelerinden başlayabiliriz. 


(...)


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, July 02, 2018

Canavarlara ve eski elbiselere dair

Kapitalizm, yapısal krizinin içinde devindikçe, tarihinin ölmüş canavarları canlanıyor. Üzerlerinde eski elbiselerle dolaşan entelijansiya, 1930’larda olduğu gibi bugün de bu canavarları betimlemekte, direnme araçları geliştirmekte zorluk çekiyor.
(...)

 Liberal entelijansiya, bunlara Rusya, Türkiye gibi “güçlü adamların” iktidarlarını ekleyip, “illiberaldemokrasi” kavramını üretirken, ilerici entelijansiya, “neo-liberal otoriterlik” kavramına sarılıyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 28, 2018

Seçim sonuçları üzerine ‘brütalist’ notlar

Seçimleri, nasıl aslında “güzel” kaybettiğini anlatmaya çalışan absürt bir anlayışla karşı karşıyayız. Sakın Beckett’in yapıtlarından birinin içinde olmayalım? Bu korkutucu olasılık bir yana, eski bir deyişi anımsar, insanları incitmemek için biraz da yumuşatırsak: savaşta ve siyasette “kaybetmenin birdeğeri yoktur”.

Muharrem İnce’nin kabul ettiği gibi Erdoğan kazanmıştır. Ancak bunun sandıklardan çıkan oylarla ilgisi çok zayıftır. Dahası sebep-sonuç ilişkisinin oku, alınan oylardan kazanmaya doğru değildir: Erdoğan kazandığı için, sandıktan o sonuçlar çıkmıştır. AKP ve siyasal İslamın bu “zaferinde” neden-sonuç ilişkisi oy oranlarından, kazanmaya doğru olsaydı, seçimlere bu koşullarda gitmezdik, seçim günü ve gecesi yaşananlar yaşanmaz, sonuçlar bu biçimde açıklanmazdı.


(...)

yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 25, 2018

Ertesi gün

Çok kritik ve tarihsel öneme sahip iki seçim yaşadık. Seçimlere giden süreç büyük baskı, şiddet uygulamaları altında yaşandı. Buna karşın muhalefetin, özellikle de Muammer İnce’nin aldığı destek giderek arttı. Muhalefet cephesinde, cumhuriyetçi-ulusalcı Türklerle Kürtler; laik cumhuriyetçilerle siyasal İslamın Saadet Partisi’nde kendini ifade eden kesimi arasında, bugüne kadar görülmeyen bir diyalog vardı. Tek adam diktatörlüğünü durdurma zemininde, ülkede, kapitalist demokrasiyi yaşatabilme potansiyellerine sahip bir dayanışma ortamı oluştu. 

Buna karşılık, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın saflarında bir pörsüme vardı, giderek korku ve panik egemen oldu; propaganda konuşmaları, söylemini yitirmiş, ezberi bozulmuş olmanın getirdiği saçmalıklarla doluydu; adeta seçimlere değil, kıyamete gider gibiydiler. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 18, 2018

Bu sırada Ürdün’de

Hemen, “Ne alakası var” demeyin, AKP liderinin Niğde mitinginde meydandakilere çıkıştığı gibi... Suruç’ta yaşananlara bakıp, “hadi yinebaşlıyor” gibi bir şey yazmaya hazırlanıyordum ki, gözüm Ürdün ile ilgili haberlere takıldı. Biraz daha yakından bakınca ayırdına vardım ki bir alakası var. O yüzden, Suruç’ta yaşananlarla ilgili yazıyı, gelişmeleri beklemek üzere, erteledim.

IMF yine sahnede... 
Zaten, Suriyeli göçmenlerin yükünü göğüslemeye çalışan Ürdün ekonomisi iki yıl önce dış borçlarını ödemekte zorlanmaya başlayarak bir borç krizine girmiş, IMF’den yardım istemek zorunda kalmış.

(...)

Thursday, June 14, 2018

Çok kritik bir kavşak

Adayların meydanlardaki performanslarına, meydanların heyecanına, sosyal medyadaki hareketliliğin içeriğine bakınca, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması, İnce’nin zaferiyle sonuçlanması, HDP’nin barajı geçmesi, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu kaybetmesi gerekir diye düşünüyorum. Ancak OHAL ve onunla çıkarılmış türlü yasalar gerek seçim sonuçlarını, gerekse de seçimlerden sonraki gelişmeleri büyük ölçüde çarpıtacak.

(...)

İki konu daha var 
Göz önüne alınması gereken iki konu daha var. Birincisi, “iktidarı” Erdoğan’a indirgemenin, çok vahim bir yanılgı olacağını sık sık vurguluyorum. Karşımızda bir rejim sorunu var.


(...)

İkincisi, dış kaynak bağımlısı Türkiye kapitalizmi, çok ciddi bir borç krizinin eşiğindedir. Hatta, kimi analistlere, örneğin, “Türkiye, Brezilya finansal madenin içindeki kanaryalar mı” diye soran Kenneth Rogoff’un, Project Syndicat sitesindeki son yorumuna bakılırsa, bu kriz çoktan başlamıştır. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 11, 2018

G 6+1

Cuma günü yapılan G-7 toplantısında yine gördük ki bir zamanlar “asla olmaz” denen şeylere tanık olmaya devam ediyoruz. Geçen hafta, ABD ile geleneksel müttefikleri arasında ticaret savaşları keskinleşmeye devam etti. Trump’la birlikte, ABD dış politikasında başlayan değişim de giderek belirginleşti. Şimdi, ABD’nin imparatorluk projesinin, II. Dünya Savaşı’ndan sonra hegemonyası altında kurulan uluslararası ekonomik ve siyasi düzeni yıkmaya başladığını söylenebiliriz.

(...)

Trump yönetiminin korumacı politikaları uluslararası ticaret sistemini, Macron’un, “kaba hegemonya” olarak nitelediği imparatorluk refleksiyle de Avrupa Birliği’ni parçalamaya yönelik politikaları en çok, ekonomik ve siyasi gelişmesini bu ikisine dayandıran (Financial Times’dan P. Stephens’in deyimiyle “istikar ithal eden”) Almanya’yı vurmaya aday. 

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 07, 2018

Petrol fiyatlarına dikkat!

Geçen yıl, Petrol fiyatlarında hızlı bir artış yaşandı. Tarih, böyle durumlarda, ekonomik ve siyası risklerin arttığını söylüyor. 
 
Önemli olan artış hızı 
Geçen ay ham petrolün varil fiyatı, 2015 Kasım’ından bu yana ilk kez 80 
dolara ulaştı.

(...)

... Bloomberg’de yayımlanan bir araştırma (01/06/18), Brent ve WTI petrollerinin varil fiyatının geçtiğimiz 11 ayda sırasıyla yüzde 62 ve yüzde 46 artmasından kalkarak dünya ekonomisinde yeni bir gerilemeyi tetikleyecek bir “petrol şoku” olasılığından söz ediyordu...
Yazının tamamını okumak için...

Thursday, May 31, 2018

Ya ‘hürriyet’ ya ‘istibdat’

Beş yıl önce 28 Mayıs’ta bir “şey” başladı; yaklaşık bir ay sürdü. Bir aylık dönemde resmi sayılarla yaklaşık 11 milyon insan, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın “İstibdat” rejimine karşı İstanbul’da, ülke çapında sokakları, meydanları doldurdu. 
 
Olay ve üç saptama,üç tutum 
Bu “şey”e ilişkin üç saptama yapmıştım: Birincisi, “şeyi” felsefi anlamda “Olay” olarak tanımlamak, hakikatine sahiplenmek gerekir. İkincisi “Olay” kalıcı olmayan bir andır, tarihsel olarak biriciktir. Bir daha tekrarlanmaz ama katılan-izleyen birçok bireyde kalıcı izler bırakır. Üçüncüsü, “Olay”dan sonra, olaya ilişkin, toplumda üç tutum şekillenir. 
Birincisi, “Olay”ın hakikatini benimser, onu evrenselleştirmek için mücadele eder. İkincisi, tepki duyar, bireylerde bıraktığı izlerisilmek için mücadeleeder. Üçüncüsü, bir şey olmamış gibi devam etmek ister. 
Beş yıl sonra, geriye doğru bakınca, ikinci tutumun egemen olduğunu görüyoruz. Olay’ın hakikatine sahip çıkan, evrenselleştirmeye, toplumsal dinamik yaratmaya kararlı bir özne ortaya çıkmadı...


(...)

Yazının tamamını okumak için...

Monday, May 28, 2018

Yalnızlaşma - bloklaşma

İmparatorluk, hegemonyadan farklıdır; diğer ülkelerin çıkarlarını yok sayarak, dayatma ile yönetme eğilimi anlamına gelir. Bu nedenle “imparator” hem yalnızdır, hem de rakiplerinin, kendisine karşı blok oluşturma riskiyle yüz yüzedir. 
Trump yönetiminde ABD’nin “imparatorluk projesine” geri dönme çabaları, devletler arası ilişkilerde yalnızlaşmasına yol açıyor. Trump yönetiminin, ABD’nin çıkarlarını büyük güçlere dayatma çabaları, karşısında bloklaşma olasılığını, ilişkilerde giderek sertleşme eğilimini güçlendiriyor. AngelaMerkel’in son Çin ziyareti, bu eğilime ilişkin önemli ipuçları sunuyordu.

İnsanın böyle dostu olunca... 
Geçen hafta, ABD Senato Silahlı Hizmetler Komitesi, 716 milyar dolarlık yıllık savunma bütçesini onaylarken, Çin ve Rusya’yı, ABD’ye ve müttefiklerine yönelik tehditler olarak niteliyordu.

(...)

Thursday, May 24, 2018

Dağılma ve entropi

Kapitalist dünya ekonomisinde ve devletler arası ilişkilerde hegemonya merkezinin sorun çözme, güvenlik sağlama kapasitesi geriledikçe düzen dağılmaya, devletler kendi başlarının çaresine bakmaya, milliyetçi, ırkçı emperyalist ideolojiler, liderler yükselmeye, entropi (istikrarsızlık-karmaşıklaşma) artmaya başlar. 
II. Dünya Savaşı sonrası dönemin hegemonya merkezi, ABD’nin, kapitalizmin yapısal krizi içinde başlayan gerileme sürecine uyum sağlamakta zorlanması, süreci şiddete dayanarak geri çevirme çabaları dağılmayı ve entropiyi hızlandırıyor. 
 
Dünya pazarı parçalanıyor mu?
“Jeopolitik” alanının ilk isimlerinden amiral Mahan (1840-1914), büyük güçler arasında önce ticari rekabetin sertleştiğine, bunun giderek askeri çatışmalara yol açtığına işaret ediyordu. Bugün ticari rekabetin sertleşerek, ticaret savaşları aşamasına geldiğini kolaylıkla söyleyebiliriz.


(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, May 21, 2018

Sular çekilince...

Günümüzün en deneyimli spekülatörlerinden W. Buffet’in deyimiyle “Sular çekilince denize kimin donsuz girdiği ortaya çıkar”. Şimdi sular çekiliyor ve AKP rejiminin ülkeyi derin bir resesyonun, borç krizinin eşiğine getirdiği görülüyor. 

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 17, 2018

50 yıl sonra ’68

Bir aydır işçiler, öğrenciler Paris sokaklarında. CGT’nin de katılmaya karar vererek yaygın seferberlik ilan etmesiyle “Halkın eşitlik, toplumsal adaleti dayanışma dalgası” yükselmeye devam ediyor. Duvar yazıları, afişler, pankartlar da Macron’un neoliberalizmine karşı ayaklanan öğrencilerin, işçilerin Mayıs 1968’i unutmadığını gösteriyor.
Zaman kırılınca... 
Zamanın yeknesak akışı, bir gün aniden kırılır. Kırılmayla açılan çatlağın içinde yepyeni olasılıklara açılan bir “sonsuzluk” başlar

Monday, May 14, 2018

Yeni Neron ve Imperium redux

Trump, 11 Eylül saldırısının ardından başlatılan imparatorluk projesine geri dönüyor. Bu kez ABD, birçok alanda 2001’e göre daha zayıf. “I. Imperium” fiyaskoyla sonuçlanmıştı. “II. Imperium” daha büyük bir fiyaskoyla sonuçlanacak.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 10, 2018

‘Tamam’ da tehlikenin farkında mısınız?

Önümüzdeki seçimlere olağanüstü baskılar altında gidiliyor. Buna karşılık “boykot” koşulları oluşmadı. Şimdi bu seçimlere hemen her düzeyde asılmak gerekiyor. Çünkü çok uzun zamandır ilk kez muhalefetin, İnce gibi mücadeleci, kapsayıcı olmaya niyetli, demokratik eğilimleri güçlü, dolayısıyla “yapışkan statükonun” dışına taşabilen bir adayı var. 

“Tamam” da, siyasal İslamın liderlik kadrosuna, yazarlarına bakınca gerçeklikle bağları çok tehlikeli biçimde kopmuş bir küme görüyoruz: Adeta seçimlere değil kıyamete hazırlanıyorlar. Muhalefet cephesinde de, “stratejik cahillik” eğilimi yine nüksetti.


(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, May 07, 2018

İnce ve bir momentum fırsatı

CHP bu kez, ortaya, “yapışkan statüko” dışına taşan bir cumhurbaşkanı adayı koydu. Muharrem İnce, öncelikle CHP tabanının Laik Cumhuriyetçi duyarlıklarına hitap ediyor; “hayır” oylarını konsolide etmeyi amaçlayan bir hat izleyecek gibi görünüyor. Ancak, İnce’nin burada durmak istemediği, kapsayıcı olmayı arzuladığı da anlaşılıyor. İnce, kampanya boyunca kendisine yönelecek simgesel şiddete, fazlasıyla cevap vermeye kararlı olduğunu da hemen gösterdi. Bu duruş, güçlü bir iradenin varlığına işaret ediyor. 
Bunlar, AKP’de temsil edilen siyasal İslamın liderliği açısından beklenmedik bir durumdur. Gül’ün adaylığını önledikleri için şimdi ne kadar dövünseler azdır. Korku işte böyle vahim hatalar yaptırıyor. İnce’nin, adaylığının, bu korkuyu derinleştirdiğini adeta bir özgüven sorunu yarattığını daha şimdiden görebiliyoruz. 
 
İndirilme korkusu 
Bu korkunun, akılda yarattığı istikrarsızlığı, AKP liderliğinin açıklamalarından, yandaş basının yorumcularından izlemek olanaklı. 16 yılda kurdukları statükoyu zorlayan bir muhalefetle karşılaşmak, AKP liderliğinde, yandaş basında adeta yaşamsal bir risk olarak algılanıyor


Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, May 03, 2018

Hâlâ bir şeyler yapılabilir

Bu anormal seçimlere (AKP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz) giden süreç hızla kısalıyor. Muhalefet dağınık ama, en azından Gül’ün muhalefetin çatı adayı olması gibi, ilk turda iflası kaçınılmaz bir seçenek gündemden çıktı. İradenin iyimserliğine sığınarak, hâlâ bir şeyler yapılabilir. 
 
16 yıl sonra hâlâ... 
“Bir gül, bir güldür...” (Gertrude Stein), şeyler bazen göründükleri gibidir. Bazen de başka şeylerin semptomu... Erdoğan’a karşı, Gül’ün adaylığına sığınma çabası da, 16 yıllık bir iktidarsızlığın, çarçur edilen zamanın, kaçırılan fırsatların ve “aldatıldık ama yine” hastalığının semptomudur. Erdoğan’la el ele siyasal İslamı iktidara taşımış bir adamın aniden siyasal İslamın iktidarına karşı umut olarak piyasaya sürülmesinin başka bir açıklaması olabilir mi? 


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 30, 2018

Muhalefetin önündeki engeller

AKP’de temsil edilen siyasal İslamın “istibdat” rejiminden kurtulmak isteyenlerin, bugün seçimlere giderken, politika üreme çabalarının önünde iki engel var. Bu engellerden biri “odadaki fil”. İkincisi de, kafa karışıklığı.

‘Odadaki fil’ 
Odadaki fil”, en önemli konuyu ısrarla tartışmaktan kaçınanlara yönelik bir uyarıdır: “Odadaki fil ne olacak?” 
Bugün, seçimlere giderken, aday isimleri etrafında fırtınalar koparken, “odadaki fil”, seçimlerin yapılacağı ortamdır: 

Thursday, April 26, 2018

Aklın kötümserliği ile iradenin iyimserliği arasında

Seçimlere giderken gerçekliğin” içindeki kaynakların dağılımına, güçler dengesine, siyasetin dayatılan sınırlarına (Gül, Gül diye bağıran koroya), bakınca ağırlığın siyasal İslamı temsil eden AKP liderinden yana olduğu görülür. 
 
Aklın kötümserliği.. 
Siyasal İslam, devletten mahalleye, validen muhtara, tarikat şeyhinden okul öğretmenlerine kadar örgütlüdür. Büyük olasılıkla da tepeden tırnağa silahlanmıştır. 
Seçimlere OHAL altında giderken, seçim listeleri, kimin nerede kaç kez oy verdiğini saptamaya olanak vermeyecek biçimdedir. Sandık başındaki devlet görevlileri, mühürsüz oyların da sayılacak olması, sandıktan çıkacak oyların gerçek dağılımını gizleyecektir. Medya da, sokaklar da AKP rejiminin egemenliğinde... AKP rejimi, zaten dağınık, kafası karışık muhalefeti hazırlıksız yakaladı. Soğukkanlı bir analiz seçimlerin sonuçlarının bugünden belli olduğunu söylüyor
 
İradenin iyimserliği 
Akıl kötümser sonuçlara varıyor, ama irade bu sonuçları kabul etmeye mecbur değil! Devrimci olan “gerçeklik” değil, “irade”dir. Muhalefet, var olan “durumu” kabullenmek yerine, otonom (oto-nomos: Kendi yasasını kendisi koyan) bir özne olarak davranabilirse, bugün aklı kötümserliğe iten “durumu”, iradesiyle değiştirebilir.


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 23, 2018

‘Ortalama doktrini’

AKP’de temsil edilen siyasal İslam ülkede kendi siyaset, ahlak, kültür, özgürlük, ekonomi anlayışına göre bir düzen, iktidar inşa etti. Seçimlere gidiş koşulları, bu düzenin, iktidarın derin bir istikrarsızlık içinde olduğunu kanıtlıyor.
İki yaklaşım 
Toplumlar varlıklarını tehdit eden derin istikrarsızlık dönemlerinde her zaman iki yaklaşımla karşılaştılar. Bir yaklaşım, toplumu derin istikrarsızlıktan çıkarmak için, onu, bu noktaya getiren sorunlardan kurtaracak yönde, yeniden tasarlamayı önerir. İkinci yaklaşım, toplumu, istikrarsızlığa yol açan aşırılıklardan kurtararak koruyacak“ortalama bir yol” bulmayı önerir. Bu iki yaklaşım felsefe tarihindeki radikal bir yol ayrımını yansıtır.

Thursday, April 19, 2018

‘Yeni Ortadoğu’da, ikilemler ve ‘gerçek erkekler’



(...)

Öncelikle, “Batı ittifakı-NATO mu, Rusya-Suriye- İran bloku mu” ikilemi var.

(...)

AKP Türkiye’si “stratejik derinlik” fantezisiyle liderliğine soyunduğu İslam dünyasına dönünce bu kez, “Suudi - Mısır liderliğinde bir Sünni blok mu - Şii İran mı” ikilemiyle karşılaşıyor.

(...)

Belli ki Bolton, Arap gücünü Suriye’ye getirip, sonra İran’la kapıştırıp, bu bahaneyle de “gerçek erkekler” ne yaparmış göstermek istiyor.

(...)


Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, April 16, 2018

Esas konu geleceğin hegemonya savaşları

Tam Suriye iç savaşı biterken, “kimyasal silahlar kullanıldı” iddiası ortaya atıldı, ortalık karıştı. ABD, İngiltere, Fransa, “Esad’ın işidir, cezasız kalmayacak” dediler.

İngiltere denizaltılarını Doğu Akdeniz’e getirdi; Trump; füzeler geliyor gibi tweet’ler attı, Fransa, ABD ile eşgüdüm içine en uygun anda vuracağız dedi. Suudiler de “biz de, biz de” dedi. Rusya, Esad rejimi, uçaklarını, füze rampalarını yeniden konuşlandırdı. İsrail, İran’ın Suriye’deki, varlığına son vermek için fırsat bekliyordu. Bu garip koalisyon cumartesi sabahı 100 kadar füzeyle, önceden Rusya’ya bildirilmiş Suriye hedeflerini vurdu. Reuters’in Rus ve Suriye kaynaklarından aktardığına göre en az 13 füze havada vuruldu. ABD savunma bakanı Mattis’in “bir kereye mahsus” olarak nitelediği saldırı, İran ve Rus hedeflerinden de uzak durmuştu.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 12, 2018

Muhalefet cephesinde ‘bilişsel uyumsuzluk’ var!

Siyasetin muhalefet cephesinde ilginç bir “bilişsel uyumsuzluk” (cognitive dissonance: birbiriyle çelişen düşüncelere sahip olmak) var.
Bu, ünlü yazar F. Scott Fitzgerald’ın “Birinci sınıf zekânın göstergesi” olarak gördüğü “birbirinin zıddı iki düşünceyi aynı anda barındırarak yaşamını sürdürmeyi başarmak” becerisinden farklı bir durum. Çünkü muhalefet bu birbirinin zıddı düşünceleri birlikte barındırsa bile, yaşamına, bunları birlikte düşünerek devam etmiyor. Aksine, çoğu zaman yaşamına, yalnızca birine dayanarak, devam etmeye çalışıyor.
Bu durum daha çok Freud’un verleugnung (yadsıma) kavramını akla getiyor: İki düşünceden en ağrılı, travma yaratan düşünceyi bastırarak, konuşmaya/yaşamaya devam etmek!

İki zıt düşünce... 
AKP’de temsil edilen siyasal İslamın karşısındaki muhalefet, özellikle ana muhalefet partisi, seçimlere gidiş ortamının bileşenlerini açık ve doğru bir biçimde tanımlayabiliyor:

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 09, 2018

Ticaret savaşları ve ötesi

Dünya ekonomisinde korumacılık çabaları geçen hafta hızlandı. Açıklanan önlemler uygulamaya konursa, ABD ile Çin arasında başlayacak “ticaret savaşları”, ittifaklar zincirinin, ekonomik modellerin dayanıklılığını sorgulayan bir hegemonya savaşına dönüşebilir.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, April 05, 2018

Istakoz sepeti...

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Başdanışmanı İlnur Çevik’in: “Rusya hava sahasını açmasaydı bırakın El Bab’a ve Afrin’e girmeyi, insansız hava aracı bile uçuramazdık”... “56 şehidimiz var ama”... saptamalarının yanı sıra bu sayede Türk müteahhitlere açılan yeni olanaklara ilişkin sözleri bana ıstakoz sepetini düşündürttü.

Istakozun sepete, yemlerin cazibesine kapılıp girmesi kolaydır; girdikten sonra yalnızca tek bir yönde ilerleyebilir, yemlere ulaşabilir ama sepetten çıkamaz. Istakoz artık balıkçının malıdır.

Ortadoğu’da genel manzara 
Suriye’yi “Istakoz sepeti”, Ortadoğu’yu da deniz olarak düşünebiliriz...

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, April 02, 2018

Filistin sorunu yeniden gündemde

Filistin sorunu, Suriye iç savaşının, IŞİD vahşetinin, Suudilerin İsrail’e yaklaşmasının etkisiyle, dünya medyasının ekranlarında arka plana itilmişti. 

Cuma günü binlerce silahsız Filistinli, Gazze’nin İsrail sınırında, 1976 yılında topraklarını alan İsrail askerlerine direnirken öldürülen altı Filistinlinin anısına her yıl tekrarlanan “Toprak Günü” için toplanmışlardı. Anca bu kez toplananlar, mayısın 15’ine, Nakba’nın (‘Felaket’) 70. yıldönümüne kadar sürecek bir “Geri Dönüş Yürüyüşü” eylemlerini de başlatıyorlardı. Topraklarına, evlerine, geri dönmek isteyen Filistinlilere İsrail ordusu ateş açtı: Bir günde 16 Filistinli öldü, yüzlercesi yaralandı (Haaretz, 31/03/2018). 

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 29, 2018

ABD: Çok uygun atamalar

Donald Trump, John Bolton’u Ulusal Güvenlik Danışmanı, Mike Pompeo’yi Dışişleri Bakanı, Gina Hasbel’i de CIA direktörü olarak atadı. Atlantik’in iki yakasında bu atamalara ilişkin yorumlarda özellikle Bolton’un kişiliğinden kaynaklanan bir korku oluştu: “Beyaz Saray’da bir fanatik daha” (Max Boot), “Dick Chaney yönetimine hoş geldiniz” (Stephen Walt), “jeopolitik riskler açısından, 1998’den bu yana en önemli olay” (Ian Bremmer),“Önce Amerika dünyasının istikrarlı yükselişi” (Financial Times); “Dünya barışına tehdit” (The Observer), “Savaş yanlısı bıyıklı” (Le Figaro); “Önleyici vuruş yanlısı” (Die Welt), “Paniğe kapılmanın zamanı” (Fred Kaplan).
Bolton, ABD Irak’a saldırmaya hazırlanırken “gerçek erkekler İran’a gider” diyordu (...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, March 26, 2018

Kültür savaşları

 “O komünist, vatan haini terörist gençler”... “Beyoğlu’ndaki marjinaller”... Seçimlere giderken kültür savaşları sertleşiyor. 

(...)

Kıramıyorsan dışla... 
Siyasal İslam, seçimlere giderken, direncini kıramadığı, susturamadığı kesimi siyaset yapılan alanın dışına itme, iradesinin sandığa yansımasını önleme çabalarını çeşitlendirerek hızlandırıyor. 

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 22, 2018

Bu sırada Türkiye...

Büyük güçler (emperyalist merkezler) arası ilişkilerde kritik bir durum şekilleniyor. Bu sırada AKP Türkiye’si olağanüstü koşullarda seçimlere gidiyor, Afrin’den sonra savaşı derinleştirmeye niyetli olduğunu açıklıyor. Ülkede adeta, bir “mükemmel” fırtına gelişiyor.

Eşzamanlı büyüme... 
Son veriler dünya ekonomisinde 50 ülkenin eşzamanlı (senkronize) büyüme evresinde olduğunu gösteriyor, 2018 yılına ilişkin iyimser beklentileri güçlendiriyordu. Ancak, kapitalizmin tarihi, ülke ekonomileri arasındaki eşzamanlı hareketlerin özellikle yapısal kriz dönemlerinde şiddetli ekonomik hatta siyasi çalkantılara açıldığını gösteriyor.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Monday, March 19, 2018

Boykot çağrısı olasılığı üzerine...

Henüz, bir boykot çağrısı yok, yalnızca çağrı olasılığı tartışılıyor, ama liberal eğilimli entelijansiya aniden paniğe kapılmış görünüyor. Boykot çağrısı yapmanın “demokrasi bozgunculuğu” olduğunu iddia edenler bile var. Halbuki kimi koşullarda, sandığa gitmek demokrasinin tabutuna son çiviyi çakanların peşine takılmak anlamına da gelebilir. Boykot, demokrasiyi savunmanın tek yolu olarak karşımıza çıkabilir. Dolayısıyla kanaatlerle değil, düşünceyle hareket etmeye çalışmakta yarar var.

Paniğin arkasındaki üç neden 
Liberal entelijansiyada oluşan paniğin arkasında üç neden olabilir. Birincisi: Boykot taktiğinin anlamını kavrayamamak. (...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 15, 2018

Ne Yapmalı?

Seçimlere, OHAL, YSK vesayetine ek, yeni seçim yasası, savaşla kabaran “Türk-İslam sentezi” (dışında kalan gayri milli) iklimi altında gireceğiz. Orhan Bursalı salı günü yazısında durumu ayrıntılarıyla sergiledi ve sordu: Peki ne yapmalı?
(...)

İki taktik
Sonuçları adeta şimdiden belli bir seçim olasılığının, gerçekliğe dönüşmesine direnmek gerekir. Direniş söz konusu olunca da akla önce, “boykot” taktiğinin gelmesi çok doğal. Ancak, “Seçim demokratik hakkımızdır, bu hakkımızı kullanalım: seçimlere girip sonra yolsuzlukları teşhir edelim ve meşruiyetini o zaman sorgulayalım, boykotu o zaman belki de ‘parlamento boykotu’ olarak tartışalım” savının arkasında da güçlü bir mantık var.

(...)

Monday, March 12, 2018

Korkular, yadsımalar

Seçimlere giden yolda ülkeyi çok ağır sorunlar bekliyor. İktidar da, muhalefet de bu sorunları aşabilmek için büyük riskleri göze almak zorunda kalacaklarının bilincinde; tedirginlik giderek korkuya dönüşüyor.

Rıza alanı daralıyor 
OHAL, YSK vesayeti altında yapılan, mühürsüz oylarla kirlenen anayasa referandumunun sonuçları, AKP liderliğindeki siyasal İslamın, toplumun, rızasını alabildiği kesiminin sınırlarına dayandığını, dahası, bu sınırların gerilemeye başladığını gösterdi.

AKP seçim kaybederek muhalefete geçtiğinde var olmaya devam edebilecek bir parti değil.

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 08, 2018

Büyük resmin son parçaları



İtalyan seçimlerinin sonuçları, küreselleşme sonrası dönemin büyük resminin son parçalarının da yerine, 1930’ları andıran yönde oturmaya başladığını düşündürüyor.

Kısa bir anımsatma
Kapitalizmin yapısal (birikim rejimi) krizi içinde, kriz yönetim modeli çökerken çok şiddetli bir finansal kriz üretti. Ardından uzun bir durgunluk yerleşti. Goldman Sachs’ın öncü göstergeler indeksinin şubat ayı performansı, tüm toparlanma iddialarına karşın merkez ekonomilerin yeniden zayıflamaya başladığını, uzun durgunluğun aşılamadığını gösteriyor (Zerohedge, 05/03). Financial Times çevre ülkelerin borç yükünün tehlikeli düzeylere ulaştığını savunuyor (05/03).

(...)

Monday, March 05, 2018

‘Kutuplaşma’dan savaşlara

Geçen hafta büyük güçler arası kutuplaşmayı konuşuyorduk, bu hafta gündemde “savaşlar” var. Neyse ki şimdilik ticaret savaşları. Ancak, kapitalist sistemde, ticaret savaşlarına yol açan dinamiklerle, sıcak savaşlara yol açan dinamikler büyük ölçüde örtüşüyor.

İşletim sistemi sorunu 
Geçen hafta bir yazar, “Batı dünyasının işletim sistemi çöktü mü” diye soruyordu (New York Magazine, 27/02/18).

(...)

Yazının devamını okumak için tıklayınız

Thursday, March 01, 2018

Tehlikenin farkında değil misiniz?

Dünyada büyük güçler arası kutuplaşma hızlanırken Türkiye toplumunda da kutuplaşmalar ve çürüme derinleşiyor. İktidar, yandaş basın bağırıyor: “Ülke yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüze. Muhalefet aklını başına toplamalı. Yoksa...”
Gerçekten de, ülke bugün yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüzedir. Ancak bu vahim durumun mimarı, 16 yıldır ülkeyi yöneten AKP liderliğindeki siyasal İslamın kendisidir. Hem yangını çıkarttılar hem de yangın var diye bağırıyorlar. Pes doğrusu.

Kutuplaşma ve silahlanma yarışı

ABD-Rusya kutuplaşması Ortadoğu’da patlayıcı biçimler sergilemeye başladı.Örneğin, (...)

Monday, February 26, 2018

Tabutun kapağındaki son çivi

Yeni seçim yasası tabutun kapağındaki son çividir. Tabutun içinde, doğum yaptığından bu yana haklar ve özgürlükler alanında, askeri diktatörlüklerin darbeleriyle düşe kalka yoluna devam ederken, AKP döneminde birbiri ardına aldığı ölümcül yaralardan son nefesini vermekte olan “demokrasi” var. Yanında da, kamuyu yönetecek olanları “halk (laicus) seçer” varsayımına dayanan laik Cumhuriyet (res publica)... Bu son çivi de çakıldıktan sonra, seçim sistemi, haklar- özgürlükler alanı olarak demokrasi ve bir devlet biçimi olarak cumhuriyet ölecektir.

Demokratik rejimin AKP döneminde aldığı yaraları, Emre Kongar Hocamız açık bir biçimde özetlemişti. Demokrasiyi korumaktan, bu yaraları sarmaktan sorumlu muhalefet cephesi üzerinde düşünmek de yararlı olabilir. 
Bu cephede, CHP, HDP ve sosyalistler var. 

(...)

Thursday, February 22, 2018

Sonuçları önceden belli seçimler - II

Geçen hafta, Mısır’da yapılacak başkanlık seçimlerini, muhalefet üzerindeki baskıları, medya üzerindeki kontrolü, muhalefetin durumunu tartıştıktan sonra, sonuçlarının önceden belli olduğunu savundum. Yazımı “Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Bir farkla ki... Muhalefetin kendini toparlayarak AKP - siyasal İslam iktidarının kurduğu oyunu bozması için, henüz çok geç değil” gibi iyimser bir tonda bitirdim.

Pazartesi yazımı yazarken CHP’nin, geçen hafta basına kapalı olarak yapılan Meclis grup toplantısından, arkadaşımız İklim Öngel’in aktardıklarını düşündüm; zaten zorlukla korumaya çalıştığım iyimserliğim buharlaştı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, February 19, 2018

‘Yıkım tablosu’ ve bir soru

CHP, AKP’nin 16 yıllık “yıkım tablosunu” rakamlarla ortaya koyan bir rapor hazırlamış. Karşımızda, siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarının, toplumu çöküşe sürüklemekten çekinmediğini, yalnızca bugünkü talancı düzeni değil, gelecek kuşakların gelirleri üzerine koyduğu ağır ipoteği de sergileyen bir tablo var.
(...)

Ne yapmalı? 
Bu tablo, siyasal İslamın gittikçe koyulaşan fiziki ve simgesel şiddetinin arkasındaki gerçeği sergilerken, “ne yapmalı” sorusunu da gündeme getiriyor. 

(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Friday, February 16, 2018

Aniden, ABD ve AB'de yorumcular, Türkiye'de milliyetçiliğin yükselmesini konuşmaya başladılar. "Hayret birşey" demek yerine eski bir yazıyı paylaşmak istedim

Cumhuriyet 03.10.2007
GLOBALPOLİTİKÜLTÜR
ERGİN YILDIZOĞLU
Güvenilen Dağlara Kar Yağıyor...
Seçimlerden önce, kendilerini gerçekten ülkenin "kanaat önderleri" ("Biz bu sürüyü güderiz abi!"), yanında yürüdükleri "kâğnının gölgesini" kendi gölgeleri sananlar şimdi bir düş kırıklığı yaşıyorlar: Havada adeta bir panik var; mahalle, otobüs, bazen uçak baskısı, bazen internet cafede oruç dayağı, "Malezya olur muyuz" diye sormalar, kalkıp Malezya'ya gitmeler... Sonra, AB üyelik sürecine ilgimizi mi kaybettik? Büyük sermaye de endişeli...
Durun bakalım, daha yeni başladı...
Seçimlerden sonra, galiba yalnızca bizler şaşırmadık. "Tehlikenin farkında mısınız? " demiş, "liberal entelijansiyanın yavaş intiharından" söz etmiş, "mahalle baskısını" da içeren "pasif karşıdevrim sürecinin" özelliklerini anlatmaya çalışmıştık. Nihayet AKP'nin seçimlerde momentumunun kırılmaması halinde, yükselen muhalefetin yarattığı korku ve kızgınlıkla, seçimlerden sonra çok daha hızlı, kararlı davranacağını savunmuştuk. Şimdi, şaşkın değiliz.
Ama endişeliyiz. Çünkü AKP'nin "seçim" zaferinden sonra başlayan "yeni" sürecin daha başındayız. Önümüzdeki dönemde, bu süreç, ilerlemeye, derinleşmeye, düş kırıklığına uğrattıklarının listesine yenilerini eklemeye devam edecek.
Siyasal İslam, "pasif karşıdevrim" (restorasyon) sürecinin en önemli özelliklerinden biri, tüm "mevzi savaşlarında" olduğu gibi, ne kadar ufak olursa olsun sürekli kazanımlar elde etmeyi sürdürmek; bir alanda duraklama yaşanırsa, bir başka alana yoğunlaşmak, süreci oradan ilerletmeye çalışmaktır. Bugüne kadar "demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB süreci " , kavramlarını kullanarak ilerledi siyasal İslam. Bu sayede kendine çok önemli "yol arkadaşları" edindi, bunlar sayesinde, geleneksel olarak kendisine ait olmayan çevrelere nüfuz etti, verili duruşlarda, kendisine doğru önemli dönüşümler (transformismo) gerçekleştirdi. Bu çevrelerdeki dönüşümün enerjisini siyasal İslamın projesine doğrudan katamasa bile, bu projenin andaki motorunu, AKP'yi ilerletmek için kullandı.
AKP ilk kez seçimleri kazandığında, bu partinin, kendi toplumsal tabanından, bu tabanın taşıdığı sosyal projeden, bağımsız bir varlığa sahip olamayacağını, etkisinden tümüyle ve uzun süre çıkmasının söz konusu olmadığını savunmuştuk. Şimdi yaşananlar çok doğaldır. AKP'nin ait olduğu karmaşık, toplumsal hareket, siyasal İslam, kendi toplumsal güçleriyle, yaşam tarzıyla, umutlarıyla, en önemlisi gerçek liderleriyle (bunlar AKP liderliği ile örtüşür ama aynı şey değildir) iradesini dayatmaya başladı. Bu iradenin, hareketin liberal "yol arkadaşlarının" iradesiyle çatışması kaçınılmaz. AKP ve siyasal İslamın dünkü "sevimli" yüzleri bu gün, daha kalın sesle ve çatık kaşlarla, bu yol arkadaşlarına, ya artık bize katılacaksınız ya da hareketin eteklerinden düşeceksiniz diyorlar.
Son günlerde, siyasal İslamın, aile ile devlet arasındaki alanı ( "sivil toplum" ) sessizce ve adım adım ele geçirme süreci , medyanın etkisiyle görünür olmaya, "transformismo" süreciyle yakalanan tabakaların AKP'ye güvenini tehdit etmeye başladı. "Demokrasi", "bireysel özgürlükler", "AB üyeliği" kavramları siyasal İslam açısından, artık işlevlerini kaybediyorlar. Öyleyse, hareketin, aile ile devlet arasındaki alanı ele geçirme sürecini gizlemeye yardımcı olacak yeni bir kavrama, adeta yeni bir "destekleyici fanteziye" gereksinim oluşmaya başlıyor. Bu yeni kavram, yeni düş kırıklıklarına yol açacak.
Yeni kavram, yeni yol arkadaşları...
Bu yeni kavram acaba ne olabilir? Seçim sonrası Meclis'te AKP-MHP işbirliğine, "Söğüt Şenlikleri" kucaklaşmasına, Cumhurbaşkanı'nın şehit ailelerine verdiği iftar yemeğine bakarak bu yeni kavramın "milliyetçilik" olabileceğini düşünüyorum. Tabii bu kavram da demokrasi ve bireysel özgürlükler kavramları gibi, içeriklerinden (özellikle anti-emperyalist potansiyelinden) soyutlanmış bir biçimde kullanılacak; nasıl "demokrasi" oy verme işlevine "bireysel özgürlükler" de türban özgürlüğüne indirgendiyse, bu kavram da siyasal İslamın "mevzi savaşı" taktiğine hizmet edecek bir biçimde, sosyal tarihsel ve jeopolitik özelliklerinden soyutlanarak tek bir özelliğine, "PKK" sorununa indirgenerek devreye girecek diye düşünüyorum.
Eğer bu beklentim gerçekleşirse, siyasal İslam, AKP aracılığıyla yeni bir "transformismo" süreci başlatarak, zaman içinde liberal entelijansiya safrasını atarken bu kez Türk-İslam sentezci, şoven-milliyetçi, entelijansiya içinden yeni yol arkadaşları kazanabilecek, bunlar aracılığıyla, askerin tepkilerini de dün liberallere yönelik olduğu gibi "istediğini ben verebilirim" , söylemiyle yumuşatma şansına sahip olacaktır.

-->
Sanırım, şimdi düş kırıklığına uğrama sırası, dün sorunlarının çözümü için AKP'den (hâlâ ABD'den) medet uman Kürt entelijansiyasında, burjuva-feodal, mülk sahibi sınıflarında, yerel seçkinlerinde... Sanırım, onlar da güvendikleri dağlara kar yağdığını görecekler.