Saturday, January 12, 2008

Dünya Ekonomik Forumu, Küresel Riskiler çok arttı diyor

Dünyanın efendileri” geleceklerinden endişeli. Bu yıl 23-27 Ocak arasında yapılacak Dünya Ekonomik Forumu Davos zirvesinde bir araya geldiklerinde esas olarak kısa ve uzun dönemde önlerinde duran, ufuklarını karartmaya başlayan “küresel riskleri” konuşacaklar. DEF’ un geçtiğimiz günlerde yayımladığı Küresel Riskler 2008 raporu bu tartışmanın zemini oluşturmayı amaçlıyor. Rapor, bu gün artık geçmiş 20 yılda izlenenlerden daha farklı bir yaklaşımın da gerekli olduğunu vurguluyor.

Rapor, dünyanın en seçkin işadamlarından, siyasetçilerden bilim insanlarından oluşan yüz kişilik bir grubun katkıları üzerinden, Citigroup, Marsh &McLenna Companies, İsviçre Reasürans, Wharton School Risk Merkezi ve Zürich Finansal Hizmetler kuruluşu tarafından hazırlanmış. Diğer bir değişle dünya ekonomi, siyaset ve finans çevrelerinin kaymak tabakasının yakın ve uzak döneme ilişkin beklentilerini ve kaygılarını yansıtıyor.

Dört büyük risk

DEF’ un gecen yılki risk raporu, ABD ekonomisinde resesyon olasılığının artacağını ve bir kredi krizinin patlak verebileceğini yazıyordu. Bu öngörüleri gerçekleşen rapor, 2008’e ilişkin 54 sayfalık analizinde kısa ve uzun döneme ilişkin dört büyük risk saptıyor ve bunlar üzerinde yoğunlaşıyor. Bu riskler sırasıyla Sistemik Finansal kriz, Gıda güvenliği sorunu, Tedarik zinciri kırılganlıkları ve Enerji güvenliği.

Sistemik Finansal kriz, dünya mali sisteminin çökmesi ve küresel bir krize riskiyle ilgili. Rapora göre bu risk, halen geçerli olan mali piyasa modeline ilişkin bir seri temel soruyu gündeme getiriyor. Bundan sonra, belki eskiden olduğu gibi Merkez Bankalarının mali piyasaları tamamen denetledikleri döneme geri dönemeyeceğiz ama, Merkez Bankaları’nın da piyasalara düzen getirmenin yeni yollarını bulmaları gerekiyor. Bunun için, rapor kamu ve özel sektör arasında, stres testi, likidite yönetimi, risk değerlendirilmesi ve önlenmesi için işbirliğinin daha da arttırılması gerektiğini öneriyor. Böylece, Rapor mali piyasaların, kendi sorunlarını kendilerinin çözemeyeceğini de kabul etmiş oluyor. Yeni ve farklı bir yaklaşım talebi de işte bu kabulden kaynaklanıyor.

Bu kısa döneme ilişkin riske ek olarak, Rapor, bir küresel gıda krizi riskinin artmakta olduğuna da dikkat çekiyor. Dünya gıda stoklarının son 25 yılın en düşük düzeyinde olduğunu, fiyatların artmaya devam ettiğini saptayan Rapor, bu dinamiklerin bir çok noktada siyasi istikrarsızlıklara, hatta gıda ayaklanmalarına yol açabileceğine dikkat çekiyor. Rapora göre küresel gıda güvensizliği giderek ağırlaşacak. Küresel tedarik zincirindeki kırılganlıklara ilişkin risklere gelince, Rapor, küreselleşmenin ve teknolojik gelişmelerin bu alanda verimliliği arttırmakla birlikte son derecede karmaşık ve esnekliği düşük tedarik zinciri ağları ve henüz tam olarak kavranamayan riskler yarattığını vurguluyor: Bir şirketin tedarik zincirinin bir halkasının kopması tüm zinciri felç edebilir. Bu sorun ülke çapında güvenlik riskleri de yaratabilir. Nihayet Rapor küresel ekonomi acısından enerji kaynaklarının güvenliğinin ne kadar önemli olduğunu vurguluyor. Rapor, enerji üretimi ve akımının güvenliğinin, sera gazlarının azaltılması amacını da gözden kaçırmadan sağlanmasının gerekli olduğuna işaret ediyor. Rapor, önümüzdeki 10 yılda arzın talebin gerisinde kalmasına da bağlı olarak fiyatların yüksek kalacağını, bunun uluslararasi ve yerel düzeyde siyasi-ekonomik riskleri arttıracağına dikkat çekiyor.

Bu riskler karşısında raporun, yeni bir yaklaşıma, daha fazla siyasi liderliğe gerek olduğuna, uluslararasi işbirliğine vurgu yapması da serbest-piyasa paradigmasının Davos’ta da sorgulanmaya başlandığını düşündürüyor.

3 comments:

Engin Kurtay said...

Tartışmak istediğim üç ayrı konu var:

1. Bu krizin henüz "o kriz" olmadığını düşünüyorum. Bununla ilgili gözümü diktiğim gösterge de uzun vadeli ABD hazine bonoları. Kriz Ağustos'da başladığından beri 10 yıllık ve 30 yıllık ABD kağıtları yükselişte. 10 yıllıkların getirisi 3.60'lara kadar düştü ve fiyatı altınla beraber yükseliyor. Yani sabit getirili Amerikan kağıtları hala güvenli liman niteliğini kaybetmiş değil. Bu krizin "o kriz" olması için, yani en korkulan senaryoya göre, bir yandan dolar düşerken (altın yükselirken) aynı zamanda sabit getirili amerikan kağıtlarından da kaçış olması gerekmez miydi? Ancak görünen o ki uzakdoğu hala elinde amerikan kağıtlarını tutuyor. Ne zaman ki altın-uzun vadeli bono korelasyonu negatif olur, asıl kriz o zaman başlar diyebilir miyiz?

2. Marksist kurama göre insanlık tarihinde sınıflı toplumlar, fiziksel emek ile zihinsel emeğin birbirinden ayrıldığı aşamada ortaya çıkmıştır. Şimdi şu siteye bakınız lütfen:

http://www.ansys.com/

Sayfanın sağ üst tarafında "Virtual Demo Room" diye bir yer var. En basit küresel su vanasından, manyetik valften motor bloğuna, helikoptere kadar aklınıza ne geliyorsa, bu programlar olmadan üretmek ve piyasaya sürmek olanaksız hale geliyor, çünkü tasarım ve test maliyetleriyle başka türlü başetmek mümkün değil. Uzakdoğu'nun ucuz işgücü, aşırı üretim, yetersiz talep sorunu olarak betimlenen bu süreci tetikleyen, o devasa işgücünü verimli biçimde harekete geçiren arka plandaki zihinsel emek türünü de teşhis etmeliyiz. Ve sanki olay artık eski bildik zihin emeği - fiziksel emek çelişkisini aşmış durumda: bu kez zihin emeğinin kendi içinde de çok radikal bir ayrım, bir uçurum ortaya çıktı. Ansys vb programları parça parça yazdırıp sonra parçaları toplayıp birleştiriyorlarmış ve o modülleri yazanlar çok kez yazılımın neye yarayacağını bilmeden yazıyorlarmış. Yani bazıları, en tepedekiler ne yazılacağını yazıyorlar, bazıları onlara tabi, sadece yazıyorlar, bazıları ise bunları kullanarak araç-gereç tasarlıyorlar. Yeni bir tür zihin emeği var ki, bildik geleneksel zihin emeğini örgütlüyor, yönetiyor ve işe koşuyor. İşte bu çerçevede tekrar Marksist yabancılaşma, sömürü, sınıflaşma, artık-değer kavramları ele alarak, üretici güçleri ve üretim ilişkilerindeki çelişkileri baştan düşünmeliyiz.

3. Emperyalizmin de gücünü yine bu gelişmelerin ışığında baştan değerlendirmek gerekir: sadece askeri, kültürel, hegemonik bir olgu değil, zihin emeğinin de kendi içinde ayrımlaşmasından doğan yeni bir sömürü ilişkisi... Bu yeni tip sömürü ilişkisi, zamanla genetik vb manipülasyonları da devreye sokarak belli sınıfların, kitlelerin ne düşüneceğini, ne isteyeceğini de belirler hale gelebilecektir. Olay artık Goebbels'in hayallerinin, medya manipülasyonunun ve "gösteri toplumu" vb kavramların tanımlayabileceğinin de çok ötesindedir.

Tekrar kısa vadeye dönersek: Ağustos'ta başlayan kriz, Anglo-Sakson ekonomilerini "o krizin" yani büyük bir mali felaketin eşiğine getirmiş ve sanıyorum Türkiye ve bazı Ortadoğu ülkelerine çok önemli bir fırsat sunmuştur: Rusya-Türkiye-İran-Kuzey ve Orta Afrika eksenine kama gibi girerek BOP'u ortadan kesip parçalayacak, bunu yaparken de Uzakdoğu ile yeni ekonomik işbirliğine dayanacak bir siyasi-askeri hareket hemen devreye sokulmaz ise, eğer daha da gecikilir ise, 5-10 yıl daha gecikilir ise, korkarım Ortadoğu halkları hepten insanlıktan çıkacak, köleleştirilecek, H.G. Wells'in anlattığı gibi, yeraltında yaşamaya mahkum edilmiş o kıllı, kırmızı gözlü yaratıklar haline gelecektir.

Ergin Yildizoglu said...

Sevgili Engin
"Bu krizin henüz "o kriz" olmadığını düşünüyorum. Bununla ilgili gözümü diktiğim gösterge de uzun vadeli ABD hazine bonoları. Kriz Ağustos'da başladığından beri 10 yıllık ve 30 yıllık ABD kağıtları yükselişte. 10 yıllıkların getirisi 3.60'lara kadar düştü ve fiyatı altınla beraber yükseliyor. Yani sabit getirili Amerikan kağıtları hala güvenli liman niteliğini kaybetmiş değil. Bu krizin "o kriz" olması için, yani en korkulan senaryoya göre, bir yandan dolar düşerken (altın yükselirken) aynı zamanda sabit getirili amerikan kağıtlarından da kaçış olması gerekmez miydi? Ancak görünen o ki uzakdoğu hala elinde amerikan kağıtlarını tutuyor. Ne zaman ki altın-uzun vadeli bono korelasyonu negatif olur, asıl kriz o zaman başlar diyebilir miyiz?" diyorsun.

Bu kriz o kriz derken ben hem daha uzun bir sureyi hem de salt ekonomik degil siyasi dengelerin de degismeye basladigi bir krizi kast ediyorum. Bu "kriz" derken illaki bir cokuntu kastetmiyorum. Cikildiginda goruntu belirgin bir bicimde degismis olacak diyorum (eger bu kriz o kriz ise) a) Bu krizi zaten uzun donemli yapisal, bir [K]riz icinde yasaniyor. b) bence daha simdiden siyasi ekonomik dengelerin degismekte oldugunu gosgeren belirtiler var. Kalici olurlarsa bu kriz o kriz demeye devam edecegim.
c) Bu kriz bir kuresel resesyona yol acarsa (hatta depresyon da olabilir) Bunun icinde Cin nasil cikacak cok onemli. 1929'dan ABD'nin cikis haline benzeyebilir mi acaba?

Engin Kurtay said...

Aklıma takıldı, kabaca bir hesap yaptım: ABD'de kişi başına düşen milli gelir 45bin usd ise, Çin'de 3bin usd ise, ABD yılda ortalama %3, Çin yılda ortalama %10 büyürse, kaç yıl sonra kişi başına düşen milli gelirler eşitlenir? Formül şöyle:

45*1.03üssü x = 3*1.10üssü x

x = 41 yıl çıkıyor.

Ama Çin'in nüfusunun ABD'nin 3 katı olduğunu düşünürsek, kişi başına değil de toplamda, bu hesaba göre Çin ekonomisinin büyüklüğü:

45*1.03üssü x = (3*1.10üssü x)*3

x = 25 yıl sonra ABD ekonomisini geçer.

Ama son yıllarda Çin'in büyüme hızı %11-12 gibiydi, üstelik gerçek büyümenin gizlendiğini, aslında %15 dolayında olduğunu söyleyenler de var. Eğer ABD ekonomisi 2-3 yıllık uzun bir resesyon yaşarsa, Çin de devlet planlaması yetenekleriyle ve iç talebiyle doludizgin yürüyebilirse kişi başına gelirlerin eşitlenmesi 20-30 yıla, toplamda ekonomik büyüklüğün eşitlenmesi de 15 yıla düşebilir.

Çin önemli yol aldı ama bana öyle geliyor ki artık zihin emeğinin kendi içinde ayrıştığı özel bir tarihsel süreç yaşıyoruz. Özel yeni bir tür zihin emeği nitel bir sıçrama yapmakta ve bildiğimiz eski tip zihin emeğini kendine tabi kılmakta. Giderek bütün üretim alanlarında kar oranlarını aşağı çeken, aşırı üretim-yetersiz talep krizinin temelinde acaba bu ayrışan yeni tip zihin emeği mi var? Ansys'i o yüzden örnek verdim. Böyle bilgisayar destekli mühendislik ve simülasyon programlarına galiba "abstract science" diyorlar. Fiziksel dünya ve doğanın, tüm kurallarıyla matematiğe ve bilgisayara tercüme edilmesi. Bu işlerin adresi henüz sadece ABD. Adres eğer Uzakdoğu'ya kayarsa, bence asıl o zaman uygarlığın ve ekonominin ağırlık merkezi de doğuya kaymış olacak.

Ortadoğu ve Afrika'nın payına ise galiba H.G.Wells'in anlattığı gibi kıllı, kırmızı gözlü trogloditler haline dönüştürülüp yeraltında istihdam edilmek düşecek. Yukarıda kalanlar ise komünizmi kuracaklar ve Marx da böylece haklı çıkacak.