Tuesday, June 02, 2009

Dün Dünle Birlikte Gitti...

(Cumhuriyet 01.06.2009)

Dün Dünle Birlikte Gitti...

Mali kriz gösterdi ki, “dün dünle birlikte gitti…” Peki ama yarın ne olacak? Bu soruya cevap verebilmek için kıyasıya (protesto gösterileri, mitingler ve grevler dahil...) tartışmak gerekiyor. Kimi“ekonomistlerin” dillerine doladığı“iyimserler-kötümserler” ikilemi, olup biteni anlamaya hiç yardımcı olmadığı gibi, tartışma olasılıklarını da sabote ediyor.

Aslında, bu insanları suçlamak da istemiyorum. Ne de olsa bir“travma” yaşıyorlar. “40 yıldır dünyayı anlamaya çalışırken dayandıkları, entelektüel yapıntı, birden bire çöktü” (MaestroGreenspan)... “Dünyaları yıkıldı…Yollarını bulmakta kullandıkları pusula yok oldu” (Merrill Lynch’in Moskova müdürü Bernie Sucher). Bu“travma”, neoliberal dönemin şekillendirdiği, histerili (daha çok kâr, daha çok getiri, daha çok haz, hemen şimdi) ve yoksulluktan, eşitsizlikten yakınan herkesi mızmızlanmayla suçlayan,benmerkezci (ve sociopath) kimliklerde depremler yaratıyor. Tek yol, “bastırmaya”, bir şey olmuyormuş gibi davranmaya devam etmek... İkincisi, bu insanların gözlerini kamaştıran yüzey biçimleri dünyasında (piyasada) “iyimserliği”destekleyecek kimi gelişmeler de yok değil…

Çıkıyor olabiliriz…
Hiçbir resesyon, hatta depresyon, birkaç yıldan fazla sürmüyor. Yaklaşık 18 ayı geride bıraktığımızı, bu arada piyasalara trilyonlarca dolarlık destek verildiğini, mali sektörde, sanayide büyük temizliklerin (iflaslar, birleşmeler, kurtarmalar, hızla artan işsizlik) yaşandığını düşünerek “çıkış belirtileri” beklemeye başlayabiliriz.

Bu bağlamda, ekonomi basınında, en azından “gerileme hızının gerilemeye başladığına” ilişkin gözlemlere rastlamak olanaklı. İkincisi; birkaç aydır, bir ekonomik toparlanmaya ilişkin ölçülebilir belirtiler görüyoruz. Örneğin Japonya’da sanayi üretiminin yüzde 5.6 artması, Hindistan’ın yılın ilk üç ayında büyüme hızının yüzde 5.8’e ulaşması, yorumculara göre resesyonun sonuna gelindiğini gösteriyor. İngiltere’de, borcunu ödeyemeyenlerin, evlerinden çıkarılanların sayısı hâlâ artmaya devam ediyor olsa da, nisan ve mayıs aylarında ev fiyatlarında yıllık düşüş hızı yüzde 15’ten yüzde 11’e geriledi; mayıs’ta nisana göre yüzde 1.2’lik bir artış gözlendi. Avro bölgesinde, “ekonomik beklenti indeksi” iki aydır artıyor. Borsalar da bu iyimserliğe cevap veriyor. Ekonomik toparlanma belirtileri var, ama BNP Paribas’nın haftalık raporunun işaret ettiği gibi, özellikle tüketici talebindeki, sanayi üretimindeki olağanüstü zayıflık varlığını koruyor. (Daily Economic Spotlight, 29/05)

Diğer taraftan, bu kadar çok istikrarsızlık, “zehirli varlık” yaratan mali sektörün denetime alınması, etkinliğinin, sanayi üretimine öncelik verecek biçimde sınırlanması, bu sırada dünya hasılasının yüzde 1000’ini aşan kredi köpüğünün (Financial Times, 21/05) tasfiye edilmesi gerektiği konusunda hemen herkes hemfikir. Ancak geçen 25 yılda ekonomik büyümenin yaslandığı tüketimin yakıtı finansal sektörden ve kredi köpüğünden geliyordu. Şimdi tüketimi, hatta üretimi ne destekleyecek?

Devletler mali krizi denetim altına almak için büyük mali yüklerin altına girdiler, parasal genişleme yarattılar. Bu mali yüklerin yönetilmesi ve tasfiyesiyle ekonomik toparlanmanın gereksinimleri nasıl bağdaştırılacak? Tüm bunlarla bağlantılı olarak, çevrede mal ihracatına (dış talebe), sermaye ithalatına (dış kredilere) dayalı, dünya ekonomisinin motoru ABD’de mal ve sermaye ithalatına dayalı modeller çöktü. Şimdi ekonomik büyüme hangi modele dayanacak?
Bu yıl için öngörülen yüzde eksi 2.6büyüme hızının gösterdiği gibi (dünya ekonomisinde yüzde 2.5 ’in altı resesyon olarak görülür) dünya ekonomisinde olağanüstü şiddettebir resesyon yaşanıyor. Financial Times’ta Gillian Tett’in (29/05) geçen hafta vurguladığı gibi bu çıkış zayıf ve kırılgan olacak, Prof.Roubini’ye göre, insanlığın büyük çoğunluğu uzun süre “çıktığımızın farkında olmayacak”.

…ama esas önemli olan bu değil
Ama bu kez farklı bir “olayla” karşı karşıya olmamız, resesyonun çok şiddetli yaşanıyor olmasıyla ilgili değil. Fark, bu kez resesyonla birlikte gündeme henüz ne yönde şekillenecekleri belirsiz yapısal değişikliklerin gelmiş olmasından kaynaklanıyor.

Listenin başında, iflas eden neoliberal modelin yerini alacak modelin, hatta“yeni ideoloji” ve ahlakın olası özellikleriyle, bu değişim sürecinin siyasi boyutlarıyla ilgili belirsizlikler var. Serbest piyasalı, bol kredili, hummalı tüketim günlerine dönemeyeceğimizi biliyoruz. Ama bundan ötesi belirsiz... Ekonomi basınının önde gelen kalemleri, analizlerinde, “iyimser-kötümser”ikilemine hiç prim vermeden, bu belirsizlikler üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Financial Times’ın ekonomi editörüMartin Wolf’a göre “serbest piyasa modelinin hegemonyası artık geride kaldı. Bundan sonra ülkeler, modellerini kendi ulusal gereksinimlerine göre oluşturacaklar”. Bu da tabii ki küreselleşme denen olgunun geleceğini tehlikeye atıyor. Bu saptamalar, “devletin geri gelmesine” ilişkin yorumlarla da uyuşuyor. Ancak sorun şu ki devletlerin “geri gelişi”, şirket kurtarmalarından, devletleştirmelerin getirdiği mali yüklerden, ekonomik daralmanın getirdiği gelir kayıplarından dolayı, “devletin mali kriziyle” birlikte yaşanıyor. Dahası, devletler bu yeni döneme, bankalara yapılan mali transferlerden, krize giren emeklilik sistemlerinden, yönetici seçkinleri sarsan mali skandallardan, keskinleşen sınıf mücadelelerinden dolayı, meşruiyetlerini giderek zayıflatan dinamiklerle birlikte giriyorlar. Bu devletlerden, halk yararına, gelir dağılımını düzeltecek politikalar beklemek gerçekçi değil. Öyleyse AB süreci gibi projelerin, liberal demokrasi gibi rejimlerin geleceklerini belirsizleştiren eğilimler güçleniyor.

Mali sektörün sınırlanması, borç köpüğünün tasfiyesi, her devletin kendi ekonomik modelini geliştirme eğilimi, üretimi güçlendirme, ulusal ekonominin kapasitesini koruma, yeni talep bulma gereksinimiyle birleşince, enerji ama en önemlisi gıda ve su krizleri ortamında, The Economist’in“neocolonialism” (yeni sömürgecilik) dediği olguyu gündeme getiriyor.

Diğer bir deyişle, dünyanın çevre ülkelerinin piyasalarının, doğal kaynaklarının, dünyanın eski merkezleriyle, yeni yükselen merkez adaylarının arasında paylaşılması süreci hızlanıyor. Şimdilik paylaşım, verimli toprakların, madenlerin ve su kaynaklarının, yönetici elitlere verilen mali veya siyasi rüşvetlerin yardımıyla satın alınarak ele geçirilmesi (el konması), ikili ticaret anlaşmalarıyla piyasaların kapatılması, işçi haklarına kapalı ucuz üretim platformları oluşturulması yöntemleriyle ilerliyor. Ancak, bu sürecin daha şimdiden sıkışmaya başladığını, The Economist, The New York Times, Times Magazine gibi yayınların, sömürgeciliğin güçlenmesinden, özellikle yükselen güçlere göndermeyle yakınmaya başlamasından anıyoruz. Şimdilik ekonomik yolarla ilerleyen bu sürecin siyasi, hatta askeri yan etkilerinin nelere olacağını da henüz bilemiyoruz.

Tüm bunları hakkıyla konuşabilmek ve değişime hazırlanabilmek için“iyimser-kötümser” gibi içi boş kavramları terk edip gerçekle yüzleşmekten başka çare yok… Dün dünle birlikte GİTTİ!

21 comments:

çetin said...

Bu yeni sömürgecilik dönemine Türkiye'miz -askeriyle burjuvazisiye donanım ve bilgi yetersizliği ve ayrıca geleceği okuma körlüğü ile yakalandı,ne yazık ki.
Geçmişte Çekiç güce verilen desteğin yanlışlığını , askerlerimiz yaklaşık 16-17 yıl gecikme ile( sivillerimiz ise hala anlamamış durumda )kabul etmiş durumda.Günümüzde ise ABD genelkurmay başkanının ,"Pakistan-Afganistan bataklığına gel-ben de benim kullandığım PKK ve F-Tipi lideri sana vereyim " kirli veçirkin şantajı ile karşı karşıyayız.Geçmişte Org.Eşref Bitlis'in katili olduğunu dillendiremedikleri ABD ile bu gün bu şantajı ne siviller ne de askerler yüzlerinin akı ile başa çıkamazlar.Burjuvazi ise , Kukla devlete petrol ihracında alet olmakla can suyu vermek derdinde.Üstelik bu görevi de , geçmişte "en milliyetçi"(!!) olduğu ileri sürülen gruba yaptırmaktalar.Bu Nato görevlileri ve de AB-ABD destekli politikacılar ile ,bakalım ne zaman duvara toslayacağız?Belki o zaman Mustafa Kemal'in devrimlerini kaldıkları yerden yeniden devam ettirme şansını elde edebiliriz...
Yeni ekonomik düzene ,dünyanın en büyük şirketi Çin petrol şirketi;dünyanın en fazla yüksek teknolojiüretimi ve dışsatımı yapan ülke Çin olarak başlanacak:Bu günlerin ;En iyi - en büyük -en güçlü takıntısı içindeki ABD liler için kabus gibi günler olacağından eminim.

kaan said...

bizkaçkişiyiz.com havası var bu blogda

Ergin Yildizoglu said...
This comment has been removed by the author.
Ergin Yildizoglu said...

Ben bu işten bir şey anlamadım. Sri Lanka üzerine bir yaz yazdım. Tartışma aldı başını gitti. Bu blogda yorumların açık tutulmasının nedeni yazılar üzerine okuyanların görüşlerini eleştirilerini almaktı. Dünya ekonomisindeki gelişmeler üzerine yazıyoruz. Kaan, Bu blogda bizkaçkişiyiz.com havası var diyor Biraz daha zorlasa Ergenekon izi bulacak… Belli ki emperyalizmden söz etmek, siyasal İslam’ı eleştirmek, Kürt sorunun sınıfsal özelliklerini tartışmak hiç hoşuna gitmiyor.
Bu kadar gök gürültüsü ve yıldırım arasında devletin hükümetine yani yürütmeye yönelik tek bir eleştiri okumadım daha… “Ben anarşistim” filan gibi açıklamalar o yüzden havada kalıyor… Benim bu güne kadar görebildiğim şu: İtirazların tek bir siyasi gündemi var o da “Kürtlere özgürlük!” Tabii neden olmasın? Hatta mutlaka. Ama bu arada onlarca köye, binlerce silahlı adama, onbinlerce marabaya sahip ağaları şıhları unutmayalım. Topraksız köylünün, ortakçı marabanın nasıl özgür olacağını da düşünelim…
Daha PKK, DTP ortalarda yokken 1970’lerde anadilde özgürlük sloganlarıyla bir Mayıs meydanlarına kimler giriyordu acaba? Kimler, ulusal sorun seminerleri düzenliyor, “iç sömürge”, ulusların kaderini tayin hakkı tezlerini tartışmaya acıyordu hatta savunuyordu; Kürt emekçilerinin işçilerinin sorunlarını dert ediyordu ağaların, eşrafın – ben bu kesimi çok iyi tanırım, benim çocukluğum Siverek’te Van’da geçti; ilkokul diplomam Van iskele köyündendir- değil?
Kimler bildirilerinin altına mutlaka, anti şovenist, antiemperyalist anti feodal sloganları birlikte yazıyordu? Kim Kürtçe yayınlar çıkarıyordu? Kimler enternasyonalistti?
Sonra, kimler tek konulu, ulusalcı programlarla, Türk ve Kürt emekçi sınıflarının, olası bir ortak programı olabileceğini bir an bile düşünemeden ortaya atladılar… Kürt ve Türk milliyetçiliği körüklendikçe körüklendi… Bu arada 30,000’en fazla ölüyü, boşalan köyleri, Diyarbakır gibi kentlere yığılan on binlerce işsizi, AB’den gelen kredileri de unutmayalım.
Hayat ne yazık ki sandığınızdan çok daha karmaşık; neden sonuç etki tepki diyalektiği de…

Şimdi, özellikle şunları gözlemledikten sonra…
1) Cumhuriyet darbeyle kuruldu tezi, tarihe tam da “darbecilerin” mantığıyla yaklaşıyor. Onlar da darbeyle tarih yapabileceklerine inanıyorlardı.
2) “Etnik milliyetçilik” kavramına gösterilen tepkiler ırkçılığa açık saptamalar içeriyor.
3) Tartışmaya katılan bir bayana “Canım” diye başlayan küçümseyici cevap cinsiyetçi eğilimlere işaret ediyor
… ben ciddi ciddi, bu bloglar yorumlar niye açık diye düşünmeye başladım doğrusu…

Tolga said...

FED baskani Bernanke'nin "yesil filizler - green shots" dedigi iyilesme belirtilerinin surdurulebilir olduguna henuz ikna olmus degilim. ABD'de is piyasasi, ev sektoru ve hane halki harcamalari hala cok kotu. Bunu yasayarak goruyorum. Yasadigim sitede satiliga cikan her ev bir oncekinden 10-15 bin dolar (yaklasik %3-4) daha ucuza satisa sunuluyor ve satilmalari uzun zaman aliyor. Her taraf satilik evlerle dolu. Kolaylikla bulunabilen kasiyerlik, bahcivanlik gibi gecici isleri bulmak imkansizlasti. Bir de burasi krizden en az etkilenen Washington DC bolgesi. Durumu daha kotu olan eyaletleri tahmin bile edemiyorum.

Ana medya durmadan yaniltici yayinlarla sahte iyimserlik asilamaya calisiyor. Dusus hizindaki azalmayi sanki artis baslamis gibi lanse ediyor. Piyasalarda 9 Mart'tan itibaren baslayan artis da daha cok beklenti uzerine kurulu ve bu beklentiyi de ana medya ve hukumet yonlendiriyor. Amerikan hazine boonolorina olan dusuk talep fazilerin artmasina neden oldu. Bu da mortgage fazilerine ve tuketici faizlerine yansidi. Petrol fiyatlari da hizli bir sekilde yukseldi. Iyilesme beklentisi bile iyilesmeyi saglayacak parametreleri bozmaya basladi. Bu kisir donguden cikis cok kolay olmayacak sanirim.

Cetin'in Cin konusundaki goruslerine cok katilmiyorum. Cin'in gucunun abartildigina inaniyorum. Cin'in ABD'ye bagimliligini azaltmasi cok zor gorunuyor. Ic talebi artirma kapasiteleri de sinirli. Ayrica Cin'in ABD ve Avrupa tarafindan kasinabilecek buyuk ic sorunlari var. Olimpiyatlar oncesi Tibet'te yasananlar daha cok ABD'nin marifeti gibi. Ayrica Cin'in yaptigi teknoloji dissatiminin buyuk bolumu ABD sirketlerinin.

kaan said...

öncelikle şunu söylemeliyim, benim yorumum sizin yazınız üzerine değildi.yapılan yorumlar üzerine yaptım bu yorumu.

"Belli ki emperyalizmden söz etmek, siyasal İslam’ı eleştirmek, Kürt sorunun sınıfsal özelliklerini tartışmak hiç hoşuna gitmiyor."

kürt sorununda gerçekten hükümetin inisiyatifi olduğunu mu düşünüyorsunuz?bence ya çok iyimsersiniz yada olan bitenden bihabersizin.zira devlet söz konusu bölgede akp'yi desteklemektedir.yani sizin bahsettiğiniz "siyasal islamı".şu çok övülen cumhuriyet mitingleri neden kürt illerinde yapılmadı?

"Hatta mutlaka. Ama bu arada onlarca köye, binlerce silahlı adama, onbinlerce marabaya sahip ağaları şıhları unutmayalım. Topraksız köylünün, ortakçı marabanın nasıl özgür olacağını da düşünelim…"

dersim katliamıyla, dersim'e medeniyet gelmemiş miydi?yoksa geldi mi?devlet orada korucu aşiretleri desteklemiyor mu?korucu sayısı 80000 ve bunların karıştığı suç sayısı 5000'i aşıyor(son korucu katliamı da cabası).devletin feodalizmi desteklediği yerde kimin tarafında olmamız gerekiyor?şu saçmalığı anlamak mümkün değil.kürt hareketini mesnetsizce karalamak, ağaların yanında göstermek basbaya emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektir.obama ne demişti?üniter yapıdan yanayız.

"Kimler, ulusal sorun seminerleri düzenliyor, “iç sömürge”, ulusların kaderini tayin hakkı tezlerini tartışmaya acıyordu hatta savunuyordu;"

yalçın küçük ve doğu perinçek gibi devletin adamlarından mı bahsediyorsunuz?hani şu 60 darbesine devrim diyenler.

Ergin Yildizoglu said...

Hayır, Türkiye solunun, Dev Yol, Kurtuluş, Halkın Kurtuluşu gibi her ay toplam yüz binin üzerinde dergi satan, ha dediğinde on binlerce insanı meydanlara toplayan, iki günde milyondan fazla bildiri dağıtabilen yapılanmalarını kast ediyorum… 1970’lerde Perinçek ve Küçük listenin en sonunda bir yerlerdeydiler.
“Kürt hareketini” feodallerle özdesleştirmiyorum, ama sorun da ortada...

Engin Kurtay said...

Bu noktada Kaan'la konuşurken, daha önce belirttiğiniz Devlet ve Hükümet ayrımı çok önemli. Netlik sağlamak için bu ayrımın üzerinde daha fazla durmak gerekmez mi?

Devlet araba ise, Hükümet'i de şoför gibi düşünmek gerekir. Anarşistler için, Şoför kötü olunca suçu arabada bulmak kanıksanmış bir tutum.

İnglizler sözlükte olsa da Devlet kavramını pek kullanmıyorlar yanılmıyorsam. Ya da çoğunlukla Government'ı State'e eş anlamlı olarak kullanıyorlar. Oysa bu ayrım kıta Avrupa'sında çok önemli.

Bizim için, yani Türkiye için daha da önemli.

Tolga said...

Kaan'in neden bu kadar agresif davrandigini anlamak kolay. Neoliberal soylemin cokme noktasina gelip ulusalci soylemlerin on plana cikmasi onun icin rahatsiz edici olmali. Sanirim o yuzden her konuya Ergenekon'u bulastiriyor, bizkackisiyiz.com'u bulastiriyor ya da Dersim Isyani'ni.

kaan said...

"Neoliberal soylemin cokme noktasina gelip ulusalci soylemlerin on plana cikmasi onun icin rahatsiz edici olmali"

bence siz sanal alemde çok fazla kalmışsınız.kesin "kapitalizm çöküyor" filan da diyorsunuzdur.size gelecek mitinginizde başarılar diliyorum.

Ergin Yildizoglu said...

Kaan anarşistim diyor ama yeni bir devletin daha oluşmasına, eğer bu bir Kürt devleti olacaksa itirazı yok. Türkiye solunun geleneğini, nereden öğrenmişse, Perinçek ve Küçük’e indirgiyor; Faşizm üzerine genel ve temel bazı savları özetleyen bir yazı yazıyorum. Kaan AKP’den önce demokrasi mi vardı diye itiraz ediyor, birisi, “Neo-liberalizm (kriz yönetim, sermaye birkimini düzenleme modeli) çöküyor diyor, Kaan sen kapitalizmin sonunun geldiğine inanıyorsun diyor. Kaan’ın “Neo-liberalizm = kapitalizm” olmadığını bilecek kadar mürekkep yaladığını varsayabileceğimize göre, epey önceleri sorduğum bir soruyu yine soruyorum:

“Kaan tüm bunları söylüyor, “agresif” davranıyor, işine gelmeyen sorulara da cevap vermiyor, hep aynı savları tekrarlayıp, her seferinde bu kez farklı bir sonuç almayı umuyor, peki Kaan aslında ne demek istiyor?”

Tolga said...

Kaan,

Sanal alemde cok vakit harcadigim dogru cunku gecimimi sanal alemden, yazilim isinden sagliyorum. Miting konusndaki takintini anlamiyorum. Kurdugun mantiklarda Bush'un "bizden degilsen bizim karsimizdasin" felsefesinin izlerini gormek mumkun. Neoliberalizmi elestiren herkes mitinglere katilmak zorunda mi? Prof Paul Krugman'i da gordun mu mitinglerde? Ayrica bilgin icin, istesem de o mitinglere katilamam, ABD'de yasiyorum. Neoliberalizm kapitalizm farkina hic girmiyorum cunku o konuya sayin Yildizoglu degindi.

onurengin said...

açıkçası, adı geçen kişi, meclisteki kürt sorununu temsil ettiğini söyleyen kesim ile "aslında ne istediği" konusunda aynı bulanık noktada konumlanıyor: bir yandan "demokrasi" oyunu oynanıyor, diğer yandan aynı meclisin çatısını oluşturan devlete karşı silahlı direnişe girişmiş grupları destekleniyor.

biraz açarsam: örneğin, dtp ne istiyor, bir türlü anlamam.

1) bu ülkenin üniter yapısının korunduğu, bunun yanında güney doğu halkının ekonomik, sosyal (feodal yapı, eğitim vb.) sorunlarının dayanışma içinde, birlikte çözümünü mü ister? emperyalizmin bölgeyi talanına karşı mı çıkar? bu durumda bu çok önemli sorunların çözümüne yönelik projeler yapıp, bir yandan da halkları kışkırtmaktan kaçınan söylem ve eylemlere doğru adım mı atar? sınıf temelli -ırk temelli değil- sosyalist vb. politikaları mı temel alır?

2)ya da, bağımsız bir kürt devleti mi ister? pkk/kadek vb. oluşumların mücadelesinde yer almak mı ister? tc devleti, tsk'sı, bu bölgeden gitsin, biz kendi kurumlarımızla, devletimizle devam edeceğiz mi der?

bu iki seçenekten "hangisi" demeden, yapılan tartışmalar, halklara zarar vermeye devam eder ve şarlatanlıktan öteye geçemez bence. halklar 'büyük öteki'nin adını bile anamadan, sözde, bağımsızlık mücadelesi diyen baronlarca ezilmeye devam eder.

arkadaşın temel kaynakları "google" olabilir, dipnotları sürekli www ile başlayabilir. sürekli alıntı yaptığı kişinin beyni, "1923 tarihinden sonra sadece devletin adı değişti" demeye varacak kadar sosyoloji, tarih, ekonomi konularında basit gerçekleri göremeyecek kadar bulanmış, dogmatikleşmiş, kalıplaşmış olabilir. ama yine de sorun bu kadar da basit değil, sorun bunlar değil!

bu nedenle politika yapan konumda olanlar - kimbilir son seçimlerde kime oy verdi bu anarşist arkadaş!- dürüst değilken, saydığım iki seçenekten birisini veya başka seçenekleri açık açık politikaları haline getirip, halkların önünde konuşmazlarken, bu arkadaştan daha fazlasını beklemek anlamsız...

kaan said...

"Kaan’ın “Neo-liberalizm = kapitalizm” olmadığını bilecek kadar mürekkep yaladığını varsayabileceğimize göre, epey önceleri sorduğum bir soruyu yine soruyorum"

valla hocam sizden değil ama sayın çetin'den bu yorum gelseydi şaşırmazdım.elbette ikisinin ayrımının farkındayım.zaten yorumumda ters bir şey söylememişim.bizim sosyalistler kapitalizmin her krizinde sosyalizmi ilan ederler.kaldı ki henüz tamamen liberalizmin çökmesi de söz konusu değil.sayın tolga'yı da tipik bir sosyalist gibi düşündüm.belki öyle değildir ama bende öyle izlenim bıraktı işte.şu yalçın küçük, perinçek olayına gelirsek orada da pek haksız sayılmam.bizde genel olarak sol fikret hocanın da dediği gibi stalinizm-kemalizm sentezidir.halkı aşağılayan, halkla ilgisi olmayan, devletin güdümünden çıkamamış garip bir soldur.

ayrıca hangi soruyu cevaplamamışım onu da merak ettim.şu aralar biraz yoğunum.gözümden kaçan soru varsa tekrarlayınız lütfen.

kaan said...

"Kaan anarşistim diyor ama yeni bir devletin daha oluşmasına, eğer bu bir Kürt devleti olacaksa itirazı yok. "

allah allah bu gerçekten gözümden kaçmış.çetin bey yazdı sanmışım ama siz yazmışsınız.hocam ben demokrasiden yanayım.bölge halkı ne istiyorsa o olsun.referandum yapılsın ne yapılıyorsa yapılsın fakat şu kan dursun.benim anarşist olmam demokrat olmamı engellemez.ne yani birkaç anarşist toplanıp anarşizmi mi ilan edecektik?ne ki fransız devrimi burjuva sınıfı ortaya çıkar çıkmaz mı gerçekleşti?hocam burada anlaşılıyor ki saflar gayet net!

Ergin Yildizoglu said...

Devlet teorisi de neymiş sorusu üzerine çok kısa notlar
“Devlet teorisi” olarak bilinen tek bir teori yok, bir teori alanı var.
Devleti, yapı, araç, organizma gibi gören yaklaşımlar olduğu gibi, bir çok noktanın organik ilişkisi olarak gören bir yaklaşım da var.
Devleti, merkeze alarak çalışan teoriler olduğu gibi, devleti sermaye, sınıflar ilişkisinden bir tümden gelim yoluyla anlamaya çalışanlarda var (Bunlara “state derivation school” deniyor.
Devlet her zaman çeşitli kurumların birlikte var olmasının sonucu. Bu anlamda Fn(Devlet)¬To…Tn = {(a)(b)/[Sm]}(U) (bikkat bu hareketli dinamik bir denklem olarak görülmeli)
olarak şematize edilebilir
a = hükümet, bürokrasi, ordu, yargı, yasama
b= personel, teknoloji, ideoloji, mali kaynak)
Sm= sınıflar matrisi
U= uluslararası siyasi ekonomik ilişkiler
To…Tn: Zamanın okunu işaret etmek için koyduğum bir simge
Burada a = devlet makinesi (Deleuze, Guttari), b= bu makinenin çalışması iç gereken girdiler Sm= a ve b’nin, üzerinde durduğu ve ondan etkilendiği zemin olarak düşünülebilir, Uluslararası ilişkiler ise kaynaklara, personele teknolojiye, mali kaynaklara etki yapan zaman zaman travma yaratan bir dış etken…

Bu yukarıdakilerden bir teori değil benim düşünmeye yardımcı olmak için kurduğum bir alet çantası (Buradan görülebileceği gibi nasıl otomobil ile lastiği karşı karşıya konulamazsa, devletle hükümet de karşı karşıya konulamaz.)
Ya da Devlet bir “kümeyse” (matematik anlamda), hükümet de onun içindeki alt kümelerden biridir… Bu nedenle yukardaki denklem küme teorisinin dili kullanılarak da yazılabilir…
Teoriyle ilgilenmeye başlamak isteyenler için:
Engels: Ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni; Lenin: Devlet ve ihtilal, Emperyalizm; Poulanzas: Siyasal İktidar ve toplumsal sınıflar, Diktatörlüklerin krizi; Bob Jessop: Kapitalist devlet; John Holloway ve Sol Picciotto: Devlet ve Sermaye
Tarihsel analitik örnekler için: Marx: Fransa’da sınıf savaşımları; Gramsci, Hapishane defterleri/ İtalya tarihi bölümü; David Harvey, Neoliberalizmin tarihi; Yeni Emperyalizm

kaan said...

saçma.açıkçası bu matematiği sosyal bilimlere uyarlama sevdasını anlamış değilim.ekonometri diye saçma sapan bir ders vardı(gerçi hepsi saçmaydı).aklıma o geldi şimdi.sanki işin içine matematik girince her derde deva bulunuyor, her şey ispatlanıyor gibi yanılsamalar yaratılıyor.devlet ile hükümet karşı karşıya gelmezse 60 darbesini yada 27 nisan muhtırasını nereye koyacağız?eğer 27 nisan muhtırasını akp'ye verilen bir destek olarak görüyorsanız kabulümdür.fakat devlet ile hükümet bal gibi karşı karşıya gelebilir.fikret hoca'nın dediği gibi taşeron parti, asıl devlet partisinin güdümünden çıkmaya başlayınca işte o zaman darbe gündeme gelir.

Ergin Yildizoglu said...

Anlaşıldı Kaan senin derdin üzüm yemek değil bekçi dövmek. Bu notu yazmak için vakit ayırdığıma gerçekten pişman oldum… Cehaletle saplantının birleştiği yerde konuşmanın artık anlamı kalmıyor

kaan said...

üzerinize alınmayın ama bizim bir hocamız vardı.o da ingilizce terimlerle konuşmayı çok sever, sık sık sosyalizmi çürütürdü!sürekli sosyalizmin kıtlık sorununu çözemediğinden dem vurup dururdu.çünkü "ihtiyaçlarımız sınırsızdı".neden peki?çünkü bütün iktisada giriş kitapları öyle yazıyordu, batılı adam öyle demişse öyledir.bir gün dayanamadım ve "ihtiyaçlarımız neden sınırsız?" diye sordum.evet can alıcı nokta ise burası.aynen bani sizin verdiğiniz cevapla itham etti: cahil.neden cahilim?çünkü batılı adamın yalanlarına inanmıyorum diye.tartışmayı biraz daha sürdürseydim eğer bu seferde soruşturma açma tehdidiyle karşılaşırdım.nedense burada da bazen sınırımı bilmekle yükümlü zannediyorum kendimi.

Ergin Yildizoglu said...

Yarin tum "commentler" kapatiliyor. Bir sey soylmek isteyenlere olanak saglamak icin yarina kadar bekliyorum.

ozan said...

sayın yıldızoğlu,

sadece gazete yazılarınızla yetinmeyip, şiir kitaplarınızı (çürümeyle çözülme, geceyle "gece" arasında), denemelerinizi (köpeğin ahlakı, yaşasın modernist refleks) kütüphanemin baş köşelerine koymuş bir okurunuzum.

bunun yanında sizin referanslarınızı kullanarak, zizek'e, badiou'ya, kuspit'e ve daha nicelerine geçiş yaptım. düşünsel yapımın gelişiminde farklı bir sıçramadır, sizin etkiniz. size, ataol behramoğlu, attila ilhan, özdemir ince gibi düşünür/şair yanı ağır basan aydınlarda da rastladım, sevindim.

ingiltere'de yaşayıp, imza günlerinde bulunmamanız dolayısıyla birebir görüşüp, sohbet edememem hep bir yakınma olmuştur benim için!

diğer yandan, etrafta o kadar "saplantılı", "cehalet"ini mümin karakteri, felsefi eksikliği nedeniyle farkedemeyen kişi var ki! bu nedenle, bunlardan birisi, sizin okumalarınızdan faydalanma derdinde olmadan, tek derdi polemik, slogan, başkaya "hoca" olan bir kişi yüzünden, size buradan ulaşıp, tartışma fırsatı bulmuş kişilerin de önünün kesilmesi kısaca haksızlık, diyorum!

örneğin engin kurtay'ın tartışmalarından da çok şey öğrendim, düşündüm, sorguladım. bu tarz "comment"lerin de önü kesilecek!

kaan arslanoğlu'nun blog sitesinde, yorum yaptığımda, yorum öncelikle yazarın onayını bekler; bunun yanında kendisini donanımlı bir biçimde eleştirdiğimden, karşı düşüncelere de yer verir. bu tarz bir sistem kullanılamaz mı, en azından?!

ya da, bu keyfilik olarak görülebileceğinden, e-posta ile mi size ulaşabileceğiz?