Pazartesi günü şöyle bir yazıya rastladım: “İltica Hakkının Sonu- Küresel Kuzeydeki ülkeler kapılarını kalıcı olarak kapatıyor.”(Foreign Policy). Yazı “Küresel Kuzey’de” hükümetlerin sınır kontrollerini sıkılaştırdığını, hak kazanma koşullarını daralttığını, sınır dışı etme işlemlerini hızlandırdığını, gözaltı uygulamalarını genişlettiklerini, aile birleşimini kısıtladıklarını, sorumluluğu üçüncü ülkelere devrettiklerini anlatıyor. Sığınma talebinde bulunma hakkı kâğıt üzerinde hâlâ var ama pratikte hızla anlamsızlaşıyor.
ÇOK UYGUN BİR MODEL
Gerçekten de “Küresel Kuzey’in” sığınmacılar, göçmenlik politikalarına bakınca, günümüzde Apartheid’in Güney Afrika’nın eski (1948- 1994) rejimi olmaktan öte, küresel kapitalizmin işleyiş mantığı haline geldiğini görüyoruz. Apartheid, siyah çoğunluğun emeğini ekonominin beyaz merkezinde sömürüyor ama siyasal haklarını dışlıyor, onları özel alanlarda (Bantustans) yaşamaya zorluyordu. Bu yalnızca ırkçı bir ayrım değildi, emek ile yurttaşlık arasındaki bağın koparılmasıydı. Bugün bu modelin ölçeği büyüdü, biçimi değişti; fakat mantığı aynı kaldı: “Apartheid” düzeni artık sınırların ötesinde küresel düzeyde işliyor.
Biyopolitik emperyalizm kavramı tam bu noktada anlam kazanıyor. Emperyalist birikimin dayandığı kaynakları, artı-değeri üreten halklar, bu değere el koyan karar merkezlerinden, mülkiyet rejiminden, siyasal temsil ilişkisinden dışlanıyorlar. İş gücü çevre ülkelerde tüketiliyor üretilen artı-değer merkez ülkelerde birikiyor
(...)
YENİ ‘ALT-IRK’
Göç rejimlerinde yaşanan son değişimler de bu biyopolitik mantığı açığa çıkarıyor. 2024 itibarıyla dünya genelinde uluslararası göçmen sayısı 304 milyona çıktı; dünya 36.9 milyon mülteci ve 8.4 milyon sığınmacı barındırıyor. Bu koşullarda, bu insanlara yardım etmek yerine, birçok ülke sınırlarını sıkılaştırıyor, sığınma hakkını daraltıyor, başvuruları hızlandırılmış sınır dışı etme mekanizmalarına bağlıyor ve güvenlik söylemiyle göçü kriminalize ediyor. Yani emek, sermaye için dolaşabilir kalırken insan, hak sahibi bir özne olarak değil; denetlenmesi gereken bir risk olarak kodlanıyor.
(...)
No comments:
Post a Comment