Monday, April 27, 2009

Pakistan Parçalanmaya Doğru Yoluna Devam Ediyor

Geçen haftaki gelişmeler, Pakistan’da devletin çöküşe, ülkenin parçalanmaya doğru yoluna devam ettiğini gösteriyordu. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’a göre,“tüm dünya açısından ölümcül bir tehlike” oluşuyormuş. Malum, Pakistan’ın nükleer silahları var. Ya bunlar Taliban’ın eline geçerse? Böyle bir olasılık yakın bir gelecekte Pakistan’ı ABD ordusunun hedef tahtasına koyabilir!

Önce taviz sonra, sonra panik...

Pakistan yönetimi, dini lider Sufi Muhammed’e, Svat Vadisi bölgesinde, Taliban’ı denetim altında tutma koşuluyla, şeriat yasalarını uygulama yetkisi verdi. İlgili yasa Pakistan meclisinden geçtikten yaklaşık on gün sonra, geçen hafta Pakistan hükümeti ve seçkinleri hem şaşkınlık hem de panik içindeydiler. Verilen tavize rağmen, hem şeriat uygulamaları, hukukla sınırlı kalmamış, yaşamın tüm alanlarına yayılmıştı, hem de Taliban’ın başkent İslamabad’a 96 km. yakınlıktaki Buner bölgesine yönelik işgal girişiminin gösterdiği gibi, ülkenin içine doğru yayılmaya kararlı olduğunu kanıtlamıştı.

Hükümeti bu tavize zorlayan Sufi Muhammed ise demokrasinin, Yüksek Hâkimler Kurulu’nun, Batı tarzı ve İslam karşıtı olduğuna Taliban’ın bölgedeki önceki eylemlerinin bunlara göre yargılanamayacağına ilişkin demeçler veriyor, bir anlamda genel af ilan etmiş oluyordu (The Daily Times, 25/04). Bu gelişmeler mecliste tartışılırken, dinci partilerden birinin lideri,Fazlur Rahman, “Böyle giderse Taliban İslamabad’ın kapılarına dayanacak, bir an evvel tüm ülkede şeriat ilan ederek bu davayı Taliban’ın elinden alalım”diyordu.

Şaşkınlığın boyutlarını, Oxford Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, Pakistanlı Dr. Masuud Bano’nun yorumundan izleyebiliyoruz: “Pakistan’da olanlar her açıdan çok garip. Karşımızda, kocaman bir ordusu, geniş bir polis örgütü, seçilmiş temsilcilerden oluşan meclisi, yasal bir sistemi olan bir ülke var. Buna karşın devlet bir bölgedeki bir grup sözde militanın istediklerine aniden boyun eğdi.” (The News International, 24/04/09)

Bir başka siyasi analist Ayaz Amirise “Buner’e girerek ülkenin parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu bize gösteren, dikkatlerimizi yoğunlaştıran Taliban’a şükran borçluyuz”diyordu (The News International). Amir’e göre,“Ülkenin dağılmasını engelleyecek, De Gaulle ya daMustafa Kemal çapında bir lidere gereksinim var... Bugün ortada böyle biri olmadığına göre var olanla idare etmek gerekiyor... artık Pakistan’ın bir numaralı sorununun demokrasi olmadığını da unutmadan... Pakistan’da yeteri kadar demokrasi var... esas sorun şimdi terorizm ve Taliban’ın gittikçe artan cüreti”.

Pakistan seçkinleri arasında nasıl bir ruh halinin gelişmekte olduğunu sanırım fark ettiniz. Emekli General Müşerref de etmiş olacak ki perşembe günü“Pakistan patlama noktasına gelirse, durumu düzeltmek için yapabileceğim bir şeyler olduğuna inanıyorum... Görevimin başına dönebilirim”diyordu (Telegraph 23/04).

Korku iklimi

Cuma günü medya Taliban güçlerinin Buner’den çıktığını, bir kısmının da komşu Şangla bölgesine geçtiğini bildirdi. Ancak, The Daily News’un bir gün önceki haberindeki kimi ayrıntılar, cumartesi günü Pakistan ve Hindistan gazetelerine yansıyanlar Taliban’ın geri çekilmeden önce durumunu konsolide etmeye başladığını düşündürüyordu. The Daily News’e göre Taliban güçleri Buner’in yanı sıra Şangar’a da girmişler. Taliban Buner’de bir Jirga (Aşiret büyükleri meclisi) toplamış. El Cezire de Taliban’ın Buner’den çıkarken halkı İslam kurallarına uyma konusunda uyardığını bildiriyordu. Özetle, Taliban Buner’de belli bir iklim, bir hegemonya oluşturduktan ve yönetimi kendilerine yakın yerel unsurlara bıraktıktan sonra (The Independent, 25/04) Şangar’a çekilmiş. Böylece Svat Vadisi’ne ek olarak, Buner ve Şangar da Taliban’ın ideolojik ve pratik anlamda denetimi altına girmiş oluyor.

Kimi gözlemler, Taliban etkisinin Kuzey Batı eyaletleri, Svat Vadisi ile sınırlı kalmadığını, hızla yayılmakta olduğunu gösteriyor. Pencab eyaletinin Hindistan sınırı yakınındaki Lahor, bir zamanlar, Pakistan’ın popüler kültür açısından en canlı kentlerinden biriymiş. Geçen ekim ayında gençlerin buluştuğu bir bölgede patlayan üç bomba, atmosferi değiştirmeye başlamış. Birkaç hafta sonra çarşı esnafı, kentte çalışmaya başlayan Taliban’ın baskılarına boyun eğerek, binlerce CD’yi çarşı meydanında İslama uygun olmadıkları gerekçesiyle yakmış.

Kasımda düzenlenen uluslararası performans sanatları festivalinde tiyatrolara yönelik beş bombalı saldırı düzenlenmiş, bu ocakta da iki tiyatroda bombalar patlamış. Geçen ay Lahor’u ziyaret eden Sri Lankalı kriketçilere yönelik silahlı saldırı, 10 milyonluk kentin spor yaşamını adeta öldürmüş. Talibanlaşma en çok kadınları ve genç kızları kaygılandırıyor. Pakistan’ın en gelişkin kız okullarının olduğu Lahor’da bu okullara ve sokaktaki kızlara yönelik saldırı ve tehditler gittikçe artıyormuş.

Lahor milletvekili Yasemin Rahman, “korku ikliminin bu kadar güçlenmesini hiç beklemiyordum” diyor. Siyasi analist Hasan Askari, “bu kentte kadınlar istedikleri gibi giyinir, sokaklarda istedikleri gibi dolaşırlardı, film galaları düzenlenirdi, İslamın liberal, muhafazakâr her türü birlikte var olurdu. Bu durum artık değişti”diyor. (The Washington Times,23/04/09)

Bir şeyler olabilir...

Ünlü Taliban kitabının yazarıAhmet Raşit, Bush ve Obamayönetimlerinin önde gelen terorizm uzmanlarından David Kilcullen (BBC), News Week editörü Fareed Zakharia, eski Pakistan büyükelçilerinden Zafar Hilali (The News International),Kissinger, Brzezinski gibi birçok yorumcu Pakistan’ın dağılmanın eşiğine geldiğine inanıyorlar. Prof. Akmal Hüseyin’e göre,“Ülkeyi terk etmeye başlayan birçok Pakistanlı için bu gelişmeler sonun başlangıcı anlamına geliyor” (The Daily News, 23/09). Obama’nın Afganistan-Pakistan özel danışmanı Holbrooke, yönetimin dikkatinin şimdi Afganistan’dan çok Pakistan üzerinde yoğunlaştığını söylüyor (WSWS,25/04), ancak ABD’nin Pakistan yönetimini, Taliban’a karşı Pakistan içinde ortak harekât düzenlemeye ikna edemiyordu.

Geçen hafta, Taliban’ın Buner’e girmesi atmosferde önemli bir yoğunlaşma yarattı.

Bir taraftan ABD yönetimi, gerektiğinde bir “önleyici vuruş”için mükemmel gerekçeler oluşturabilecek bir dil kullanmaya başladı. Dışişleri Bakanı Clinton,“Pakistan hükümeti, yönetimi Taliban’a terk ediyor” dedikten sonra nükleer silahlara atıfla“tüm dünyayı tehdit eden ölümcül bir tehlikeden”oluştuğunu ileri sürdü. Genelkurmay Başkanı G. Mullen,“bir devrilme noktasına hızla yaklaştığımız kesin” diyor.

Bu sırada Pakistan seçkinlerinin, orta sınıfının ise paniğe kapılarak,“ne olursa olsun Taliban’ı önlemek gerekir, yabancı güçlerin desteğini ve silahlarını da kullanabiliriz”, “bir şeytana karşı öbürüyle...” havasına girmeye başladığı görülüyor (The News International, 25/04). Pakistan bir taraftan dağılmaya, öbür taraftan iç savaşa, her iki durumda da bir ABD müdahalesine doğru gidiyor.

2 comments:

çetin said...

Mustafa Kemal'in mazlum ülkelere hala ışık olması,ülkemizdeki sözde aydınların kulaklarına küpe olması gerekmektedir ama kulakları kesik olanlara da küpe takılmaz ki!

kaan said...

sayın çetin size ısrarla paradigmanın iflası'nı okumanızı öneriyorum.resmi tarihin 1919'dan başlattğı savaşın öncesinde bir emperyalist paylaşım savaşı var.2. savaşta almanya, fransa'yı işgal edince fransa "anti emperyalist" bir mücadele mi vermiş oluyor?