Tuesday, January 16, 2007

Saadet Zinciri

Çarşamba, günü yazımı yazarken düşündüm. Bu ne biçim saadet zinciri. Afganistan’a ardından, Irak’a saldırılar; Kuzey Kore’ye yönelik tahrikler, ABD’ devletinin silah talebini arttırdı, Ortadoğu ve Asya ülkeleri silahlanma yarışını hızlandırdı. Askeri Sınai komplekse gün doğdu…

Bu arada siyasi istikrarsızlık enerji fiyatlarındaki artma eğilimini hızlandırdı. Petrol şirketlerinin karları tavana çarptı. Enerji kaynaklarının sahip, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin kasaları doldu (300-400 milyar dolardan söz ediyoruz), böylece bunlara yeni silah satmak kolaylaştı. Tam bu süreç doygunluğa kavuşurken, yani marjinal talep artışı yavaşlarken, İran nükleer silah yapıyor bahanesiyle, Şii-Sünni rekabeti canlandırıldı, bölgede silahlanma süreci yeniden hızlanmaya başladı. Sonra Somali’ye saldır, bu kez, Afrika’da bölge ülkeleri arasında silahlanma yarışını hızlandırdı…

Bu süreç gayet uyumlu bir iç dinamiğe sahip. Ancak zaman zaman ateşe yeniden benzin dökmekte gerekiyor. Petrol fiyatları düşerken, İran’a yönelik savaş davullarının sesinin yükselmesi bence boşuna değil. Petrol fiyatlarının yüksek olmasının üç hatta dört yararı var.

a) Büyük Enerji şirketlerinin karları artıyor
b) Petrol ihraç edenlerin kasaları doluyor ve ABD ve Avrupa’dan, başta silah olmak üzere daha çok ithalat yapabiliyorlar
c) Yüksek petrol fiyatları, genelde enflasyonist bir baskı yaratarak, borçlu ülkelerin ve sermayenin borçlarının ve ücretlerin devalüe edilmesi sürecini hızlandırıyor
d) Enerji kullanımında verimlilik artışlarını zorlayarak az da olsa küresel ısınmaya karşıt bir eğilim yaratıyor (bu da size, bu karanlık resim içinde ufak bir teselli)

1 comment:

duygu yelbasi said...

Geçenlerde televizyonda birisi "Neden Türkiye de İngiltere gibi bir ülke olmasın?" diyordu, AB'ye girersek zenginleşeceğimizi ima ederek.
Biz de diyoruz ki.... Türkiye hiçbir zaman batının en güçlü ülkeleri gibi zengin olmayacak. Bunu çoğumuz biliyoruz. Çünkü o tür bir refah edinebilmenin birinci şartı, savaş silahları üretmek ve dünyanın birçok yerinde sürekli çatışmalar çıkararak
"ürünlerinize" pazar sağlamaktır.
Şimdi hep beraber düşünelim. Hâlâ böylesi "günahların" üzerine kurulu zenginliklere ağzımız sulanarak bakacak mıyız, yoksa vicdan sahibi insanlar olarak kendimizi sevgi ile kucaklayacak mıyız?