Monday, December 25, 2006

Orhan Pamuk üzerine bir not.

Aslında Orhan Pamuk’un Nobel almasıyla başlayan tartışmaların dışında kalmaya kararlıydım. Hala da kararlıyım. Bu gün Ahmet Hakan’ın yazısını okuyunca dayanamadım. Ahmet Hakan’la düşünce dünyalarımız ve yollarımız farklı (Ama, belli mi olur? Hürriyet’e geçtikten sonra çıktığı yolculukta epey mesafe kat etti, bu hızla nereye kadar gider bilinmez) ama Orhan Pamuk konusunda yaptığı saptamaların ve uyarıların çok yerinde olduğunu düşündüm.

Ahmet Hakan “Sevgili Orhan Pamuk, keşke Nobel zaferini bütün bir yıla yayarak kutlama kararınızı bir kez daha gözden geçirseniz” dedikten sonra “… ekliyor “mesela ‘Bir baltaya sap ol dediler, gittim Nobel aldım’ şeklinde serinkanlılıktan hayli uzak ve antipatik kaçan açıklamalar yapmasanız”.

Nobel’i bütün yıla yararak kutlamak düşüncesi, bence dahiyane. Ben bu güne kadar Nobel edebiyat ödülü ile ilgili üç tutum gözleyebildim. Birileri bu ödülü reddettiler. Eh ne de olsa, gerçek bir sanatçının değerini bu ödülün ölçmesini beklemek gerçekçi olmazdı. Birileri de ödülü alırken, bu kürsüyü bir eleştiri, muhalefet platformu olarak kullandılar. Muhalif bir sanatçıysanız, bu olanağı kaçırmak istememeniz de anlaşılabilir. Bir üçüncü grup da ödülü alır almaz bir çekmeceye kilitleyip unutmayı seçenlerden oluşuyor. Büyük olasılıkla bu ödülü, başarıları için bir ölçüt olarak aldıkları düşünülmesin diye... Bir sanatçının gerçek değerini bir komitenin saptaması zaten abuk bir şey değil mi?

Eğer Ahmet Hakan’ın aktardıkları doğruysa, Orhan Pamuk bir dördüncü kategori oluşturacak ve bir ilke imza atacak: Nobel ödülünü, yayım evlerinin, kitapların arkasına filan yazarak bir ölçüde kullandıklarını biliyoruz. Ama ilk kez bir yazarın kendisi için bir reklam kampanyasına dönüştürdüğüne şahit olacağız. Bence Pamuk, Ahmet Hakan’ı dinlemeyip, mutlaka bu kampanyayı gerçekleştirmelidir. Kendisini daha iyi tanımamıza büyük katkısı olacak bu kampanyanın.

“Bir baltaya sap ol dediler, gittim Nobel aldım”, belli ki doğrudan bir alıntı. Benim aklıma hemen şu ünlü fıkrayı getirdi; eminim siz de bilirsiniz. Halktan bir adam, nasılsa bir gün bir yerde bey olmuş. Hemen askerlerini gönderip babasını huzuruna getirtmiş. “Bak” demiş “sen bana adam olmayacaksın derdin. Ben Bey oldum”. Babası bakmış ne desin, “Bunu söylemek için babanı ayağına kadar getirdiğine göre gerçekten bey olmuşsun, ama yine de galiba ben haklıymışım.

"Evinde muhteşem bir can sıkıntısıyla volta atan, dağınık saçlı, gizemli yazar" imajına gelince nedense bir türlü gözümde canlanmıyor. Hele şu “sıkıntının” kaynağını bir öğrenelim… belki ondan sonra.

2 comments:

ertank said...

Ergin Bey,

“Bir baltaya sap ol dediler, gittim Nobel aldım”, belli ki doğrudan bir alıntı.

Orhan Pamuk konusunda herkesin söyleyeceği bir şeyler olabilir. Örneğin Nişantaşı-Cihangir hattındaki yaşamının Türkiye örneklemine dar geleceği, modernlik sonrası yazının tüm açmazlarını kendi bünyesinde taşıyan bir edebiyat yaptığı, hatta bir pazarlama harikası olduğu... Ancak bunları ortaya koymak başka şey, bir gazete başlığının alıntısından, hem de "belli ki" diye, bir varsayımla yola çıkarak saptamalarda bulunmak, yakışmıyor. Ben o alıntıya baktığımda aksine bir tepki verdim; başlığın uydurulmuş olduğunu düşündüm. Sonra da gidip orijinal haberi buldum. Size de öneririm.

Eleştiri ile husumet arasındaki çizgi, biz Akdeniz kanlılar için bazı noktalarda haddinden fazla inceliyor. Siz de korkarım kendinizi görmek istediğinize koşullamışsınız, Orhan Pamuk konusunda.

Anonymous said...

Bugün(29 Aralık Cuma) Yeni Şafak gazetesi'nde M. gündem imzalı bir Orhan Pamuk Röportajı bulunuyor.

Kendisine 'bir baltaya sap ol' diyenlere inat 'gemileri yakarak' yazar olduğunu belirtiyor Pamuk.

Bu röportaj da doğrudan (tırnak içine alıncak şekilde)'Bir baltaya sap ol dediler, gittim Nobel aldım' cümlesi yer almıyor.Ancak röportajın ilerleyiş şekli böyle bir sözün söylenmiş olabileceğini uyandırdı bende. Zira 'baltaya sap ol diyenleri öldürmek isterdim' ben de gemileri yaktım -azmettim- ve yazar oldum diyor Pamuk.

Yıldızoğlu'nun daha önceki yazısına da (nasıl olup da bir 'public intellectual' toplumun tüm kesimlerinin beğenisini kazanır temalı yazı) benzeri eleştiri getirilmişti (husumet ile yazıldığı söylenmişti). Ben her iki yazının da Husumet ile yazılmış olduğu görüşüne katılmıyorum.

Kabaca özetlersek, 1. yazı, nasıl olur da 'herkes' Pamuk'u beğenir sorusu etrafında şekilleniyordu. Ve 2. yazıda da odaklanılması gereken yer 'Pamuk'un azmi' değil yazının sonunda bahsedilen 'sıkıntı' ile Yıldızoğlu'nun ne kastettiğidir bence.