Thursday, January 15, 2026

Neoliberalizmden sonra: ‘Maddenin’ geri dönüşü

 

Financial Times’ta Gilian Tett“Trump’ın eski moda petrol talanının arkasında ne var?” başlıklı yazısında Avusturalyalı yatırımcı Craig Tindale’in, “Otuz yıldır Batı ekonomileri, entelektüel mülkiyet, finansal araçlar ve yazılım kodu üzerindeki denetimin değer yaratmanın zirvesini oluşturduğu yönündeki örtük neoklasik varsayım altında işliyor” eleştirisi “Bazı finans çevrelerinde ve Beyaz Saray’da belirgin bir tedirginlik yarattı” diyordu.

Craig Tindale’ın “The Return of Matter” başlıklı denemesi (özetleyerek aktarıyorum), o yanlış varsayımın tükendiğini anlatıyor: Bugün artık sınırı faiz oranları değil, rafine bakır tonajı, nadir toprak oksitleri ve antimon stokları çiziyor. Ukrayna savaşı, Batı’nın savunma sanayisinin, 20. yüzyılın büyük savaşlarına benzer yoğunlukta bir çatışmayı sürdürecek mühimmat, patlayıcı, metal kapasitesine sahip olmadığını açıkça gösterdi. Bu sırada, yapay zekâ veri merkezleri, yeşil enerji altyapısı, bakır, gümüş ve nadir metallere ulaşmak için yarışıyor: İklim politikası, teknoloji yarışı ve güvenlik, tek bir kaynak havuzunda birbiriyle rekabet ediyor.

(...)

Bu tablo, neoliberalizmin iki temel iddiasını sessizce gömüyor. Birincisi, serbest ticaret karşılıklı bağımlılık “barış getirir” tezi: Tindale’ın tarif ettiği dünya, bağımlılığın açıkça silaha dönüştürüldüğü bir jeoekonomik savaş alanı. Antimon, tungsten, nadir toprak mineralleri, mıknatıslar üzerindeki ihracat kontrolleri, Batı’nın hem mühimmatını hem beşinci nesil savaş uçaklarını hedef alan bir malzeme ablukasına dönüşüyor. İkincisi, fiyat sinyalinin nihai hakem olduğu inancı: Çoğu kritik metal, başka madenlerin yan ürünü; fiyat artsa da bakır ya da çinko yatırımı yoksa arz artmıyor, piyasaya güvenerek “nasıl olsa bulunur” diyemiyorsunuz.

(...)

Bu yüzden “neoliberalizm bitti” cümlesi salt teorik bir gözlem değil. Artık mesele, büyümenin finansmanı değil, kıt metallerin tedarik ve dağılımı: Gümüş Tomahawk’a mı gidecek, güneş paneline mi; bakır yeni bir veri merkezine mi, yoksa telekomünikasyon şebekesi yenilemesine mi? Bu sorular devletleri yeniden planlama yapmaya zorluyor. Ama Tindale’a göre bu planlama, 20. yüzyılın kalkınmacı iyimserliğinden çok, 21. yüzyılın sert öncelik listelerine tabi oluyor.

(...)

Ben, yeni bir model aranıyor diyordum. Tindale’ın çalışmasının sonucu da bu yönde: Neoliberal çağ, tam da bu “sesi” duymadığı için bitti; şimdi, kapitalizm bu sesi duyacak ve ona göre siyaset kuracak bir model arıyor.

Yazının tamamını okumak için

No comments: