Thursday, August 14, 2008

Olimpiyatların en gözde sporu

(Cumhuriyet 11/08/08)

Batı medyasında Olimpiyatların en gözde sporu, bu kez adeta, Çin Halk Cumhuriyeti’ni “Olimpiyat ruhuna” ihanet etmekle suçlama yarışı. Bu yarışın mantığı anlıyorum (zaten Çin de sütten çıkmış ak kaşık değil). Ancak arkasında yatan ikiyüzlülüğe de kızmamak elde değil.

Ah şu Çinliler…
Çin’in insan haklarına, ifade özgürlüğüne, Olimpiyatların dayanışma ruhuna ne kadar ters düştüğünü, “Olimpiyatlara ev sahipliği yapmayı hak etmediğini” göstermek için, Batı basını, erdemleri kendilerinden menkul sivil toplum örgütleri, birbirleriyle yarış halinde. Bir ABD’li triatlon atletinin deyimiyle “nereye baksan, bir konuda bir protesto dile getirmeye çalışan birine rastlıyorsun”. Başkan Bush da, Çin’i insan haklarına, uluslararası ekonomik sistemin kurallarına uymaya, enerji, çevre konularında sorumlu davranmaya davet ederek bu koroya katıldı.

Eleştirilerin başında, Çin’in Tibet’te ve Uygur Türklerine karşı uyguladığı baskılar geliyor. Ondan sonra Çin’in İnterneti denetleme politikası, Olimpiyat güvenliğini sağlamak amacıyla uygulamaya koyduğu, izleme gözleme, dinleme önlemleri geliyor. Bundan sonra suçlama yarışı giderek absürt bir düzeye ulaşarak, “Çin’de egemen altın madalya kültüründen”, “Çin’in kazanmaktan başka bir şey düşünmediğinden”, tüm bunların Çin’in “gittikçe kabaran ulusalcı damarından kaynaklandığından” yakınmaya kadar ulaşıyor.

Tüm bunlar doğru. Çin, Tibet, Sincan bölgesinde yaşayan Türkler gibi ulusal azınlıklara baskı uyguluyor. Interneti yakından denetliyor, örneğin, WEB’e, Çin’den bağlanıyorsanız, Uluslararası Af Örgütünün Çin raporuna ulaşmanız olanaksız. Olimpiyatlar sırasında gazetecileri dinlendiğinden, gizli açık CCTV kameralarıyla tüm Olimpiyat bölgesinin yakından izlendiğinden söz ediliyor. Güvenlik tedbirleri, sporcuların ve gazetecilerin, turistlerin hareket özgürlüklerini de kısıtlıyormuş.

Özetle, bir süredir, Batı basını, Çin’in dünya barışına zararlı bir ülke haline gelmeye başladığını kanıtlamaya, Çin karşıtı bir hava yaratmaya çalışıyor.

… Yükseliyor, bir şeyler yapmalı.
Bu suçlama kampanyasının arkasında, ABD ve Avrupa’nın Çin’in yükseliş ivmesini kırma telaşı var. Bu yükselişin en çok kaygı yaratan özelliği Çin’in, askeri yöntemlerden, şiddet uygulama kapasitesinden daha çok, ekonomik kültürel ve diplomatik araçlara, barışçı bir “çekim gücü” olma stratejisine dayanıyor olması. Bu, Batı’nın tarihsel geleneğine benzemeyen bir hegemonyacı yükseliş. Bu nedenle ABD ve Avrupa bu sürece nasıl engel olacaklarını bilemiyor, liderlik kapasitelerinin gittikçe aşınması karşısında kaygılanıyorlar.

Giovanni Arrighi’nin yeni kitabında (Adam Smith in Beijing, Verso, 2008) ileri sürdüğü gibi, Çin dünya ekonomisine açıldığından bu yana Doğu Asya’da bir Rönesans başlatmış görünüyor. Bu Rönesans içinde de Çin bölgedeki en güçlü ekonomik merkezlerden bir olarak öne çıkıyor. Arrighi’ye göre Çin’in bu başarısının arkasında, devrimci dönemin mirası olarak son derecede iyi eğitimli, iş ahlakına sahip ucuz iş gücü kaynaklarının yanı sıra, bu kaynaklardan ve devasa iç pazarından yararlanmaya gelen yabancı sermayeye kendi koşullarını dikte etme kapasitesi yatıyor.

ABD Kongre Araştırma Bölümü’nün bir raporuna göre de (China’s Foreign Policy:What Does It Mean for U.S. Global Interests? 18/07/08), ABD dış politika çevreleri, yükselen ekonomik gücünün yanı sıra, “Çin’in ‘yumuşak güç’ yansıtma kapasitesinin gittikçe artmasından…”, bu bağlamda “yumuşak güç yansıtma açısından ABD’ye göre bir çok mukayeseli üstünlüğe sahip olmasından” kaygı duymaya başladılar. Raporda Çin’in uluslararası alanda, doğal kaynaklara, piyasalara ve enerji kaynaklarına ulaşmak için, kullandığı dış yardımlarında, kredilerinde ve yatırımlarında, ABD ve Batı’nın aksine, müdahaleci koşullar koymadığı, ilişkide olduğu ülkelerin iç işlerine karışmayan bir gelişme politikası izlediği saptanıyor. Rapor, Pekin’in uluslararası alanda etkin, devlet şirketleri uzun dönemli stratejik kazanımlar uğruna kısa dönemli kayıpları kabullenebildiğine; Çin’in gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri ikili, çok taraflı anlaşmalar, ortaklıklar vb yoluyla hızla geliştiğine dikkat çekiyor.

Diğer taraftan Çin’in dayatmacı olmayan iş birliğine dayalı yaklaşımı, diplomatik alanda da meyve vermeye başlamış. New York Times’ın (05/08/08) aktardığına göre, Çin Olimpiyatlara doğru Japonya ve Tayvan ilişkilerinde önemli kazanımlar elde ediyor. Japonya’da açıkça Çin yanlısı bir başbakanın iktidara gelmiş olması, iki ülke arasındaki tartışmalı bölgedeki sorununun, petrol aramak ve işletmek için bir işbirliği anlaşmasıyla aşılması, hatta Japon donanmasının Çin ziyareti yeni bir yakınlaşmaya işaret ediyor. Tayvan’da da, Çin, daha yumuşak bir politika izlemeye başladıktan sonra açıkça Çin yanlısı bir devlet başkanı iktidara geldi ve şimdi ilişkiler daha hızlı gelişiyor.

Çin’in, Birleşmiş Milletler’de, Rusya ile birlikte Zimbabwe’ye yaptırım uygulanmasına karşı çıkması, Doha Raundun’da Hindistan ve bir grup gelişmekte olan ülkeyle birlikte ABD ve AB’nin tarım destek politikalarına karşı mücadele etmesi de, bu yumuşak gücün, liderlik kapasitesinin yükselmesine olumlu katkılar yapıyor.

Tencere dibin kara…
Çin yükselme sürecini, ekonomik gücünün, diplomatik başarılarının yanı sıra, eski ve köklü uygarlığa sahip, hızlı dönüşümlere karşın iç çelişkilerini yönetebilen, uyumlu ülke imajıyla güçlendirmek, Olimpiyatları da bu amaçla değerlendirmek istiyor. Açıldığı anda hiç sorunsuz çalışmaya başlayan muazzam yeni hava alanı, gözleri kamaştıran yeni Olimpiyat stadyumuyla da önemli ölçüde başarılı oluyor.

Bu nedenle Batı medyası Çin’in imajını karartmak, ‘yumuşak gücünün’ yükselme ivmesini kırmak için, son yıllarda, ABD dış politikasında etkin olarak kullanılan iki araca başvurmayı deniyor. Birincisi, insan hakları, ifade özgürlüğü, liberal demokrasi alanlarında Batı’nin kendi koyduğu ölçütler üzerinden yöneltilen eleştiriler, öbürü de ayrılıkçı hareketlerin teşvik edilmesi.
Ancak Yunanistan’daki Olimpiyatlarda, bizzat ABD ve Avrupa’nın katkısıyla oluşan boğucu güvenlik ortamını, kendi halkının her hareketini CCTV ile izleyen İngiliz devletini, ABD’nin 11 Eylülden sonra uyulamaya koyduğu iç güvenlik yasasını, kendi haklını izleme ve gözetleme teknolojilerini, Echelon ve Carnivor gibi tüm küresel çapta casusluk sistemlerini, Afganistan ve Irak’ta yaşananları anımsayanlar, bu ikiyüzlülüğe kızmadan edemiyorlar.

Dahası kimi gözlemciler, Olimpiyatlar öncesinde, bu eleştiri yarışının, Sincan bölgesinde16 silahsız Çin polisinin katledilmesi olayında olduğu gibi ayrılıkçı grupların terör eylemleri için uygun bir ortam yarattığına dikkat çekiyorlar.

Diğer taraftan Chatham House Asya programından Dr. Yiyi Lu’nun işaret ettiği gibi, Olimpiyatlar sırasında, Batı Çin’i “sınarken”, Çin halkı da Batı’nın yaklaşımını sınıyor. Bu bağlamda da Çin’de Batı’ya ilişkin bir düş kırıklığı ve kızgınlık gelişiyor. Batı medyasının tutumu, Çin’de ulusalcı tepkileri daha da güçlendiriyor (The Guardian 05/08/08)

1 comment:

internetçi said...

Vergiler en büyük engel ülkemizde ülkeye ve vatandaşa en yararlı kuruluşlardan vergi alınmamalı, bu kısa vadede korkutur ancak uzun vadede yapılan cesurca yatırımlarla ülke kalkınmaya başlayacaktır. En büyük sorun vergi ve özel girişimin önündeki garip engellerdir.