Monday, May 19, 2008

‘Küresel Stagflasyon’

Kimi ekonomistler kafalarını kaşıyarak “bu ne biçim kriz, bir türlü bitmiyor” diye dolaşır, kimileri de yüzünde çok bilmiş bir gülümsemeyle “değildir, değildir, resesyon yok, bak şurada büyüme, bak burada büyüme..” diyerek piyasa ekonomisine iman tazelemeye çalışırken geçen hafta yayımlanan veriler dünya ekonomisinde koşulların kötüleşmeye devam ettiğini gösteriyordu.

Ani bir fren sesi…

Mali kriz 18 ay önce, ABD ev piyasasında eşik-altı konut kredileri sektöründe patlak verdiğinde, dünya ekonomisindeki 510 trilyon dolarlık kredi köpüğüne, bu köpüğün arkasındaki aşırı üretim (kapasite fazlası) sorununun dikkat çekerek krizin yaygınlaşacağını ve derinleşeceğini ileri sürmüştük. “Kredi krizi” hem ekonomik yavaşlamaya, hatta resesyona yol açacak hem de diğer sektörlerde yayılacak, kapasite fazlası tasfiye edilene kadar da şu veya bu şiddette sürecekti…

Geçen hafta, Birleşmiş Milletler örgütünce yayımlanan “Dünyada Ekonomik Durum ve 2008 Gelişmeleri” başlıklı rapor, bu saptamalarımızı destekler yöndeydi. Rapora göre, dünya ekonomisi hızla fren yapıyor. Veriler 2007’de yüzde 3.8 olarak gerçekleşen küresel ekonomik büyümenin, bu yıl yüzde 1.8’e gerilemekte olduğunu gösteriyor. Dünya ekonomisinde yüzde 2.5 büyüme hızının resesyon sınırı olarak kabul edildiğini anımsarsak, yüzde 1.8 ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabiliriz. Dahası rapor, büyüme hızının 2009’da da yüzde 2.1 ile yine resesyon sınırının altında kalacağına, küresel resesyonun en az iki yıl süreceğine işaret ediyor. BM raporuna göre küresel ticaretin büyüme hızının da 2007’de yüzde 7.2’den bu yıl yüzde 4.7’ye gerilemesi bekleniyor.

OECD’nin 14 Mayıs tarihli basın açıklaması da BM bulgularını destekliyor. OECD’ye göre “Birleşik Öncü Göstergeler Endeksi”, önde gelen OECD ülkelerinin ekonomilerinde, önümüzdeki dönemde belirgin bir yavaşlamaya işaret ediyor. OECD, Mart 2008 verileri, Rusya dışındaki BRIC (Brezilya Rusya, Hindistan Çin) ülkelerinde de benzer bir ekonomik yavaşlamanın başladığını gösteriyor.

Büyük uluslararası bankalardan BNP Paribas’nın hafta sonunda yayımlanan “Günlük Ekonomi Bülteni”nde de, Avro bölgesi ekonomilerinin yavaşlamaya devam ettiği, İngiltere’de resesyon olasılığının daha da arttığı, ABD ekonomisinde durumun daha da kötüleşmeye başladığı saptanıyor.

BM ve OECD’nin bu genel duruma ilişin verilerine ek olarak, geçen hafta, Standard and Poors’un, Daily Telegraph’ın uluslararası ekonomi editörü Ambrose Evans-Pritchard’ın aktardığı “The Bust After the Boom” (Yükselişten Sonra Çöküş) başlıklı bilgi notu da firma bazında yaşanmakta olanlara ışık tutuyordu. Pritchard’a, “Ben kötümser ekonomik raporlara alışığım, ama bu sefer korktum” dedirten not, ABD’de firma iflaslarının çığ gibi büyürken, son iki haftada, Linen’s and Things, (650 milyon dol.), Kimball Hill (703 mil. dol.), Tropicana Entertainment ( 2.5 milyar dol.) dahil altı büyük firmanın, vadesi gelen borç senetlerini karşılayamadıklarına dikkat çekiyordu. S&P’nin kredi bölümü şefi Diane Vazza, “Bu kez iflas dalgası, önceki durgunluk dönemlerinden iki kat hızlı geliyor” diyormuş (D. Telegraph, 13/05).

Pritchard’ın, Time dergisinin blog yazarlarından Hether Wilhelm’in deyimiyle, “geçen hafta borsada analistlerin masalarında da dolaşmaya başlayan yorumunda” da vurgulandığı gibi küresel durgunluk başladı ve yayılıyor. Ama bu kez, birçok analistin yanı sıra Morgan Stanley global ekonomistleri, Manoj Pradhan ve Joachim Fels’in de son dört ABD resesyonunu ve beş ülkede yaşanan banka krizlerini irdeledikleri yorumlarında işaret ettikleri gibi durum farklı. Durgunluklar ve banka krizleri genellikle deflasyonist etki yaratırken bu kez dünya ekonomisinde durgunluğa rağmen, emtia ve enerji fiyatlarından kaynaklanan enflasyonist bir basınç var. Diğer bir deyişle durgunluk ve enflasyon birlikte gelişiyor. Gündemde “küresel stagflasyon” var.

‘En zor dönem geride kaldı’ diyorlar ama...

ABD Maliye Bakanı Paulson,Mali piyasalarda genel durum iyileşiyor” diyor, ama ekonomiden gelen haberler farklı. Bu yüzden kimi analistler, mali piyasalarda son aylarda yaşanan toparlanmanın şu sıralarda sönmek üzere olduğunu düşünüyorlar.

Gerçekten de BM raporunun arkasındaki varsayımlara bakacak olursak, küresel durgunluğun yüzde 1.8’de kalamayarak “kötümser senaryoda” işaret edilen yüzde 0.8’e gerileme olasılığının giderek güçlendiğini söylemek olanaklı. BM raporu, dünya ekonomisinin geleceğine ilişkin varsayımlarında, ABD ev piyasasına, kredi piyasasına ve tüketici talebinin gücüne büyük önem veriyordu.

Geçen hafta veriler, ABD ev piyasalarında krizin tüm hızıyla devam ettiğini gösteriyordu. Kimi yorumcular, çok haneli konut başlangıçlarındaki sürpriz artışa dikkat çekerken tek haneli konut piyasasında, yeni inşaatlardaki gerilemenin son 17 yılın en düşük düzeyine indiği (Bloomberg, 16/05) görülüyordu. Konut borcu taksitini ödeyemeyenlerin sayısının da bir önceki yıla göre yüzde 65 arttığı, bu yıl en az bir milyon ailenin evini kaybedeceği anlaşılıyor. (The Times,15/05). Cuma günü Reuters, Federal Mevduat Sigortası (Federal Deposit Insurance) Kurumu Başkanı, Sheila Bair’e atıfla, ikinci bir kredi krizi dalgasının gelmekte olduğunu haber veriyordu. Kredi krizi, konut kredilerinden, geleneksel, firma ve tüketici kredilerine sıçramaya başlamış. Prof. Rubini de 4 Mayıs tarihli blogunda, kredi krizinin otomobil piyasasına sıçradığına dikkat çekiyordu.

PNP Paribas’nın raporundaki “ABD ekonomisi kötüleşiyor” saptaması da işte bu zemin üzerinde, cuma günü açıklanan “Tüketici Güven Endeksi” sonuçlarına dayanıyor. Michigan Üniversitesi’nin hazırladığı endeks, tüketici güveninin mayısta 1980’den bu yana en düşük düzeye indiğini gösteriyor. Bu son veri gerek ABD üreticisi, gerekse dünya ekonomisi açısından çok kötü haber. Nitekim veriler, başta otomobil, dayanıklı tüketim malları sektörleri olmak üzere, sanayinin tüketici talebindeki gerilemeden etkilenmeye başladığını, atıl kapasitenin yüzde 20’ye ulaştığını gösteriyordu: İmalat sanayi üretimi nisan ayında beklenenden çok daha fazla düşerek önceki yıla göre yüzde 0.7 gerilemişti (Washington Post 16/05).

Kriz tüm hızıyla sürerken gelişmiş ülkelerde ekonomi yönetiminin tepe noktalarında küreselleşmeye ilişkin algının da değişmekte olduğu görülüyor. Örneğin “uluslararası liberal ekonomik ortam entelektüel desteğini kayıp mı ediyor sorusuyla” başlayan bir yorum (Kapur, Mehta, Subramanian, Financial Times, 14/05). Eski Harvard Üniversitesi Rektörü, eski maliye bakanlarından Summers’in küreselleşmeyle ilgili eleştirilerine, kaygıyla değiniyordu. Thornhill imzalı (FT,16/05) bir başka yorumda da, bu kez Alman Fransız ve İtalyan yönetimlerindeki, dozu gittikçe artan eleştiriler ele alınıyordu. Özetle, gelişmiş ülkelerdeki yeni algı şöyle: Mali serbestlik mali krizlere yol açıyor, ihtalat yüksek emtia fiyatları yoluyla enflasyonu körüklüyor, yine bu yolla gelen rekabet, işsizliği arttırıyor, ücretleri düşmeye zorluyor.

2 comments:

Engin Kurtay said...

80'lerden bu yana gelen "Great Moderation" dedikleri (T.I.Palley) dönemin sonuna geliyoruz galiba. "Great Moderation", sanırım MB'lerin ne enflasyona ne deflasyona izin vermeden, optimal büyümeyi sağlayarak bağımsız para politikaları ile krizleri kontrol altında tutabildiğini ve tutabileceğini söylüyor.

Pratiği bıraktık, teoride bu dengeyi sürekli tutmak mümkün müdür acaba?

Geçen gün Dough Noland Asia Times'taki yazısında 1969-1974 arasındaki enflasyonist dönemle 2003-2008 arasında benzerlik kuruyor. 69-74 arası dönemdeki yüklü savaş harcamaları ve tam-istihdam enflasyona, sonra da 75-82 arasında yaşanan stagflasyona yol açmış, diyor.

Great Moderation'ın kurtarılabileceğine inanan bazı yorumlar ise, 1980'deki kredi krizini ve 80-86 arasını örnek veriyor: o zaman da 70'lerde Latin Amerika'ya yapılan yatırımların kredi balonu patlamış ve FED -şimdi yaptığı gibi- ilk şoku hafifleterek bankalara sermaye yeterliliklerini artırmaları için zaman kazandırmış.

Ancak sanırım bu ikinci gruptakilerin göremediği şu: bu kez hem enflasyon baskısı var hem de kredi krizi. Yani 75'teki sorunla 80'deki sorun bu kez üst üste gelmiş gibi. Ve 80'de FED'in bol bol hedef faizini indirme payı vardı ama şimdi yok, %2'de duracaklarmış.

Polonyalı, çok akıllı bir ekonomist varmış, Kalecki... Friedman falan dengeyi korumanın mümkün olduğunu kanıtlamaya çalışırken, o bunun olanaksızlığını ispatlamış galiba.

Engin Kurtay said...

Ve en son dikkate değer söyle bir durum var: dün ABD borsaları gümlerken bu kez 10 yıllık bonolara alış gelmedi. Henüz kesin konuşmak için belki erken ama krizin başından beri ilk kez bu korelasyon bozuluyor. "Rational expectations" kuramı yanlış, Paul Sweezy haklı, piyasa akıllı değil, sürü gibi hareket ediyor, bıçak kemiğe dayanıncaya kadar da direniyor. Enflasyon beklentileri MB'lerin denetiminden kurtulacak mı acaba?