Birinci Dünya Savaşı’nın hiç beklenmedik biçimde, hiç istemeden, birçok hatalı adımın sonucunda başladığını vurgulamak için “uyurgezer gibi savaşın içine yüründü” ifadesi kullanılır (Sleepwalkers, Chritopher Clarke, 2012). Bu savaşın 100. yılında yine benzer bir yürüyüşten söz etmek olanaklı.
ABD
ve Avrupa’nın bir hesap hatası, Rus ordusunun Kırım’a girmeye
başlamasına neden oldu. Birçok yorumcu Asya’da Japonya ile Çin’in
küçücük bir ada için bir savaşa doğru ilerlediğini düşünüyor. Çok yönlü,
karmaşık ittifaklar, rekabet kaygıları içinde büyük güçlerin manevra
alanları giderek daralıyor.
Korkutucu bir tartışma
Devamını okumak için "tık"layınız
Monday, March 03, 2014
Monday, February 24, 2014
‘Ukrayna’da Filler Tepişiyor’
Geçen hafta ortasında, 100’e yakın insanın ölümüne,
yüzlercesinin yaralanmasına yol açan çatışmalardan sonra Ukrayna’da
iktidar ve muhalefet nihayet aklını başına toplayıp bir uzlaşma noktası
bulmaya başlamış gibi görünüyordu.
Sonra her şey yeniden değişmeye başladı. Hem muhalefet içindeki radikal sağcı unsurlar silah bırakmayı reddediyorlardı (New York Times, 22/02) hem de Der Spiegel’de Uve Klussmann’ın vurguladığı gibi aslında, “Sorun ne Ukrayna - AB işbirliği anlaşmasının ne de Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in geleceği. Jeopolitik oyun ile Avrupa ve Avrasya’da gelecekte hangi güç merkezleri egemen olacak sorusu gündemin merkezine oturmuş durumda.” (20/02/2014)
Yine o ‘satranç tahtası’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Sonra her şey yeniden değişmeye başladı. Hem muhalefet içindeki radikal sağcı unsurlar silah bırakmayı reddediyorlardı (New York Times, 22/02) hem de Der Spiegel’de Uve Klussmann’ın vurguladığı gibi aslında, “Sorun ne Ukrayna - AB işbirliği anlaşmasının ne de Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in geleceği. Jeopolitik oyun ile Avrupa ve Avrasya’da gelecekte hangi güç merkezleri egemen olacak sorusu gündemin merkezine oturmuş durumda.” (20/02/2014)
Yine o ‘satranç tahtası’
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, February 17, 2014
Yine İran Rejimi ‘Devrimini’ Kutluyor
“Önümüzdeki belediye seçimleri Türkiye’de siyasal İslamın yükselme ve toplumu dönüştürme süreci açısından, çok kritik hatta yaşamsal bir işleve sahip olacak gibi görünüyor. Ne yazık, Türkiye’de liberal çevrelerden, siyasal yelpazenin soluna kadar geniş bir çevrede büyük çoğunluk bu gerçeğin ayırdında değil. Yaşam tarzları, özgürlük anlayışları dini bir rejim altında yaşamalarına kesinlikle uygun olmayan kesimlerin hâlâ karşı karşıya oldukları tehlikeyi yadsımaya devam ediyor olmaları gerçekten trajik.”(http://globalpolitikultur. blogspot.co.uk/2009/04/30-ylndairan- devrimi-dersleri.html) Bu beş yıl önceydi.
Türkiye, 2009 belediye seçimlerine giderken İran rejimi de 30. yılını kutluyordu. Türkiye yine belediye seçimlerine giderken İran’da rejim iktidara gelişinin 35. yılını kutluyor. Beş yılda köprülerin altından çok su aktı.
Beş yıl önce AKP’yi, siyasal İslamı destekleyen çevrelerde bugün şaşkınlık, pişmanlık, korku egemen. Bugün özgürlüklere yönelik saldırıların, beş yıldır siyasal İslama karşı çıkanların kafasına sopa gibi vurdukları 28 Şubat şeyinden bile daha ağır olduğunu söylüyorlar. Belediye seçimleri bu kez çok daha kritik, sonuçları kesinlikle genel seçimlerde yankılanacak. Ve bu yerel seçimlere, totaliter eğilimleri artık iyice ortaya çıkan, iktidardan bırakın gitmeyi, bu olasılığı düşünmeyi bile hazmedemeyen bir yönetim altında gidiliyor.
Beş yıl önce İran, Batı’nın gözünde küreselleşme dışında kalmış, “haydut” devletlerden biriydi. Bugün, İran “dünya düzenine” geri dönmeye, “normalleşmeye”, Batı da onu kucaklamaya hazırlanıyor. İran halkının özgürlükleri, siyasi seçenekleri son yıllarda yavaş da olsa artıyor. Yeni Devlet Başkanı Ruhani, “Aşırılıklar sona erdi” diyor (Christian Science Monitor 11/02/014). AKP rejimi hakkındaysa Batı’da iyi bir şey duymak artık çok zor.
Gelin biz “şaşkınları, pişmanları, korkanları” kendi hallerine bırakıp İran’daki 35. yıl kutlamalarına bakalım.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Türkiye, 2009 belediye seçimlerine giderken İran rejimi de 30. yılını kutluyordu. Türkiye yine belediye seçimlerine giderken İran’da rejim iktidara gelişinin 35. yılını kutluyor. Beş yılda köprülerin altından çok su aktı.
Beş yıl önce AKP’yi, siyasal İslamı destekleyen çevrelerde bugün şaşkınlık, pişmanlık, korku egemen. Bugün özgürlüklere yönelik saldırıların, beş yıldır siyasal İslama karşı çıkanların kafasına sopa gibi vurdukları 28 Şubat şeyinden bile daha ağır olduğunu söylüyorlar. Belediye seçimleri bu kez çok daha kritik, sonuçları kesinlikle genel seçimlerde yankılanacak. Ve bu yerel seçimlere, totaliter eğilimleri artık iyice ortaya çıkan, iktidardan bırakın gitmeyi, bu olasılığı düşünmeyi bile hazmedemeyen bir yönetim altında gidiliyor.
Beş yıl önce İran, Batı’nın gözünde küreselleşme dışında kalmış, “haydut” devletlerden biriydi. Bugün, İran “dünya düzenine” geri dönmeye, “normalleşmeye”, Batı da onu kucaklamaya hazırlanıyor. İran halkının özgürlükleri, siyasi seçenekleri son yıllarda yavaş da olsa artıyor. Yeni Devlet Başkanı Ruhani, “Aşırılıklar sona erdi” diyor (Christian Science Monitor 11/02/014). AKP rejimi hakkındaysa Batı’da iyi bir şey duymak artık çok zor.
Gelin biz “şaşkınları, pişmanları, korkanları” kendi hallerine bırakıp İran’daki 35. yıl kutlamalarına bakalım.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, February 10, 2014
Yolsuzluğun Ekonomi-Politiği
Rüşvet, yolsuzluk, bir ekonomik modelden diğerine geçerken oluşan belirsizlik ortamında, “yasal boşluklarda” aniden çoğalır (“Benim memurum işini bilir”). Bir siyasi rejimden diğerine geçmeye zorlanan toplumlardaysa rüşvet, yolsuzluk adeta salgın hastalık düzeyinde bir patlama sergiler. Bu yüzden bu konuyu (hele beraberinde bir baskı, sansür rejimi de geliyorsa) bireylerin ahlak bozukluklarının ötesine geçerek anlamaya çalışmak gerekiyor.
Bir geçiş dönemi semptomu
Benzer bir yolsuzluk, rüşvet patlamasına, 1990’larda SSCB’nin çöküşünün ardından ve neoliberalizm, küresel çapta yerleşik ekonomik yapıları, anlayışları, kültürü yıkarak, yaşamın her alanını metalaştırarak yayılırken tanık olmuştuk. O zaman konu üzerinde düşünürken aktardığım kimi akademik araştırmalara, o yazılarıma ne yazık ki bugün ulaşamıyorum, ama kimi önemli savları anımsıyorum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bir geçiş dönemi semptomu
Benzer bir yolsuzluk, rüşvet patlamasına, 1990’larda SSCB’nin çöküşünün ardından ve neoliberalizm, küresel çapta yerleşik ekonomik yapıları, anlayışları, kültürü yıkarak, yaşamın her alanını metalaştırarak yayılırken tanık olmuştuk. O zaman konu üzerinde düşünürken aktardığım kimi akademik araştırmalara, o yazılarıma ne yazık ki bugün ulaşamıyorum, ama kimi önemli savları anımsıyorum.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, February 03, 2014
Piyasalarda Ocak Sıkıntısı…
Gelişmiş ülkelerin borsalarında, 2010’dan bu yana
en sıkıntılı ay bitti. Gelişmekte olan ülkelerin ekonomik sorunları da
ağırlaşıyor. Capital Economics’in Gelişen Piyasalar (GP) uzmanı, Neil Shearing’e göre “GP’de merkez bankalarının sert faiz artırımlarına karşın, dövizlerin, piyasaların düşmeye devam etmesi, yeni potansiyel olarak daha kaygı verici bir aşamaya işaret ediyor” (RFE/L, 30/01/2014).
2009’dan bu yana en kötü ay
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
2009’dan bu yana en kötü ay
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, January 27, 2014
Davos’ta İki Hayalet
Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılmak için gelen “dünyanın efendileri”, kendilerine uzatılan mikrofonlara, “krizden çıktık” mesajları
veriyorlar. Bu iyimserlik mezarlıktan geçerken ıslık çalmaya benziyor.
Bu sırada başlarının üzerinde iki hayalet dolaşıyor: Savaş ve devrim.
Küresel 10 riskten 6’sı siyasi
WEF’nin yayımladığı “Küresel Riskler 2014” raporuna bakarak başlayabiliriz. Rapor 2014 yılı için en çok kaygı yaratan 10 riski önem sırasına göre şöyle sıralıyor: (...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Küresel 10 riskten 6’sı siyasi
WEF’nin yayımladığı “Küresel Riskler 2014” raporuna bakarak başlayabiliriz. Rapor 2014 yılı için en çok kaygı yaratan 10 riski önem sırasına göre şöyle sıralıyor: (...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, January 20, 2014
Bu Sırada Başka Yerde…
Biz Türkiye’de siyasal İslamın “iç savaşının” ortaya döktüğü kirli çamaşırları tiksintiyle, öfkeyle izliyoruz. Arap basınında, “Saddam gitti, Nasrullah gidiyor,Mursi devrildi, Erdoğan’dan da vazgeçmek zorunda kalacak gibi görünüyor, Arapdünyasına kurtarıcı arayanlar” gibisinden yorumlar çıkıyor (Arabic News Digest/AlAwsat, 15/01). Bu sırada dünya dengeleri değişmeye, tarih Türkiye’yi yol kenarında bırakarak ilerlemeye devam ediyor.
Geçen hafta üç haber bu değişmeye, ilerlemeye tanıklık ediyordu. Önceki hafta, Çin bir hipersonik hava aracını başarıyla denemiş. Kuvantum bilgisayarı üretme yarışına Çin de katılmış. Geçen yıl Çin’in toplam mal ticaret hacmi ABD’yi geçmiş.
(...)
(Bir düzeltme: Işık hızı değil ses hızı olacaktı)
Monday, January 13, 2014
2014’e Girerken Ekonomik Görüntü Bulanık
Dünya ekonomisi 2014 yılına iyimser girmeye
çalışıyor. IMF 2014 yılı beklentisini ekimde aşağı çekmişti; ABD
işsizlik oranlarındaki olumlu gelişmelerden hareketle gelecek üç hafta
içinde yukarı doğru düzeltecekmiş.
2013 yılında bir şok yaşanmadı. Avrupa Birliği bölgesinde krizin sert dalgalanmalı dönemi geride kalmış gibi, zayıf da olsa bir ekonomik büyüme söz konusu. Çin korkulan “sert fren” riskini atlatmış görünüyor. Japonya’da Şinzo Abe hükümetinin deflasyonu aşmak için devreye soktuğu parasal genişleme zayıf da olsa ilk sonuçlarını veriyor.
‘Büyük Durgunluk’ devam ediyor
(...)
Bu sırada Türkiye Türkiye’de 2014’e girerken iyimserliğe izin vermeyen bir görüntü var. Bu hükümetin on yıllık “Mucize Ekonomi” hikâyesinin/fantezisi tükendi. Bu hikâye yıkılır, fantezi buhar olurken, ekonominin [G]erçeği de tüm betimlemeleri aşan bir çirkinlikle karşımıza geliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
2013 yılında bir şok yaşanmadı. Avrupa Birliği bölgesinde krizin sert dalgalanmalı dönemi geride kalmış gibi, zayıf da olsa bir ekonomik büyüme söz konusu. Çin korkulan “sert fren” riskini atlatmış görünüyor. Japonya’da Şinzo Abe hükümetinin deflasyonu aşmak için devreye soktuğu parasal genişleme zayıf da olsa ilk sonuçlarını veriyor.
‘Büyük Durgunluk’ devam ediyor
(...)
Bu sırada Türkiye Türkiye’de 2014’e girerken iyimserliğe izin vermeyen bir görüntü var. Bu hükümetin on yıllık “Mucize Ekonomi” hikâyesinin/fantezisi tükendi. Bu hikâye yıkılır, fantezi buhar olurken, ekonominin [G]erçeği de tüm betimlemeleri aşan bir çirkinlikle karşımıza geliyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Monday, January 06, 2014
Adeta İçinde Kötü Bir His Var...
Geçen yıl, bugünlerde, pazartesi yazımda, “1913-2013” başlığını kullanmıştım. Geçen hafta uluslararası basında kimi yorumları okurken, o yazıyı, içeriğini pek fazla değiştirmeden yine yayımlayabileceğimi düşündüm. Gerçekten de kapitalist uygarlık, tarihinin garip bir noktasında. Geleceğe ilişkin belirsizlik, kaygı, kuşku egemen. Geçen yüzyılın başında yaşadıklarını bir türlü unutamayan bu uygarlığın adeta içinde kötü bir his var.
Sürekli 1913-14’ü ya da 1873- 1929 buhranlarını anımsamak bir patolojik evhama işaret ediyor. Evham, çünkü, “tarih tekerrür etmez” ama bu, uygarlığın yine benzer koşullarla, sorunlarla karşı karşıya olmadığı anlamına gelmiyor. Hâlâ kapitalizmden söz etmiyor muyuz bu uygarlığı tanımlamak için? Bir hastanın psikiyatrına dediği gibi, “Ben paranoyak olabilirim, ama bu birilerinin beni takip etmediği anlamına gelmez”.
Bu kez umut ve iyimserlik havası yok
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Sürekli 1913-14’ü ya da 1873- 1929 buhranlarını anımsamak bir patolojik evhama işaret ediyor. Evham, çünkü, “tarih tekerrür etmez” ama bu, uygarlığın yine benzer koşullarla, sorunlarla karşı karşıya olmadığı anlamına gelmiyor. Hâlâ kapitalizmden söz etmiyor muyuz bu uygarlığı tanımlamak için? Bir hastanın psikiyatrına dediği gibi, “Ben paranoyak olabilirim, ama bu birilerinin beni takip etmediği anlamına gelmez”.
Bu kez umut ve iyimserlik havası yok
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 30, 2013
‘Diğerleri’ Olarak AKP İktidarı
AKP iktidarı bana, Amenábar’ın ünlü filmindeki (Diğerleri -The Others-2001) öldüğünü bilmeyen hayalet aileyi anımsatıyor. Başbakan “Gezi’yi aştık, bunu da aşarız” demişti. Yanılıyor, dün “Gezi”yi aşamadıkları (kendileri başlattıkları o yangında “öldükleri”) için bugün bu durumdalar.
Bir diğer yanılgı da “Yeni Türkiye” öyküsüyle ilgili. AKP liderliğinin, “yandaş basının”, liberal entelijansiyadan, ABD-AB blokundan, hatta “işbirlikçi soldan” aldıkları destekle topluma anlattıkları bu “öykünün” aksine “Yeni Türkiye”nin “demokratikleşmeyle” bir ilgisi yoktu. Şimdi tanık olduğumuz trajikomik sahneler bizi hiç şaşırtmıyor. ABD-AB blokunun da fazla şaşırmadan, AKP Türkiyesi’ne ilişkin daha “yeni” bir öyküyü dolaşıma soktukları görülüyor.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bir diğer yanılgı da “Yeni Türkiye” öyküsüyle ilgili. AKP liderliğinin, “yandaş basının”, liberal entelijansiyadan, ABD-AB blokundan, hatta “işbirlikçi soldan” aldıkları destekle topluma anlattıkları bu “öykünün” aksine “Yeni Türkiye”nin “demokratikleşmeyle” bir ilgisi yoktu. Şimdi tanık olduğumuz trajikomik sahneler bizi hiç şaşırtmıyor. ABD-AB blokunun da fazla şaşırmadan, AKP Türkiyesi’ne ilişkin daha “yeni” bir öyküyü dolaşıma soktukları görülüyor.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 16, 2013
İtalya’da İsyan Günleri…
Paolo Serantino’nun “La Grande Bellezza” (2013) isimli muhteşem filmini, iki hafta önce izlediğimde, hem “bu bir başyapıttır” saptamalarına katılmış, hem de, “evet, işte İtalya’nın bir yüzü bu” diye düşünmüştüm. Peki, ya öbür yüzü? Pazartesi günü başlayan, Il Giornale gazetesinin bir yorumcusunun sözleriyle “nereden geldiği, nereye gittiği, ne istediği, kimlerden oluştuğu, ne kadar kendiliğinden olduğu belirsiz, bu yüzden de İtalya’nın seçkinlerini (bu birinci yüzü-EY) fena halde ürküten” protesto eylemleri bu sorumun cevabını verdi. İtalya’nın öbür yüzü de sokaklarda...
La Grande Bellezza
Serantino’nun filminin üç ana karakteri var...
Serantino’nun filminin üç ana karakteri var...
Monday, December 09, 2013
Sosyal Bilimciler İçin Rehabilitasyon Merkezi
Geçen hafta üç gün boyunca ODTÜ’de gerçekleştirilen 13. Ulusal Sosyal Bilimler Kongresi Türkiye’nin sosyal bilimciler için gittikçe nefes alması zorlaşan kültürel ortamında, adeta bir rehabilitasyon merkezi gibiydi.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, November 25, 2013
Ortadoğu’da Kaos ve Kâbus
Geçen hafta uluslararası medyada ilk sırayı alan haberlere bakınca Ortadoğu’nun, artık herkesin herkesle savaştığı, “Hobbesian” bir kâbusa dönüştüğünü, insani trajedilerin önümüzdeki dönemde, daha da yaygınlaşacağını düşünüyorum; hafta sonunda İran’la yapılan kısmı ve geçici anlaşmaya rağmen...
Tamam, bu berbat dünyanın oluşmasının sorumluluğunu öncelikle, büyük güçlerin bölgede iki yüzyıldır izlediği emperyalist politikalara çıkaralım. Çıkaralım ama bölge ülkelerini yönetenlerini de unutmayalım. Bu pek iddialı, akılları sıra “tarihsel bir fırsatı” kaçırmamakta kararlı ama bölgenin jeopolitiğini, tarihini doğru dürüst anlamaktan aciz “politikacılar” ham hayal projeleriyle bugünkü kaosun oluşmasında büyük rol oynadılar, oynamaya da devam ediyorlar.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tamam, bu berbat dünyanın oluşmasının sorumluluğunu öncelikle, büyük güçlerin bölgede iki yüzyıldır izlediği emperyalist politikalara çıkaralım. Çıkaralım ama bölge ülkelerini yönetenlerini de unutmayalım. Bu pek iddialı, akılları sıra “tarihsel bir fırsatı” kaçırmamakta kararlı ama bölgenin jeopolitiğini, tarihini doğru dürüst anlamaktan aciz “politikacılar” ham hayal projeleriyle bugünkü kaosun oluşmasında büyük rol oynadılar, oynamaya da devam ediyorlar.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, November 18, 2013
Afrika’ya ‘Adaleli Yumuşak Güç’
Başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin askerleri Afrika’ya doluşurken yepyeni bir kavramımızın olduğunu fark ettim: “Adaleli yumuşak güç.” Ne zaman zorlama bir kavramla karşılaşsam “bu acaba neyi gizlemek için üretildi?” diye düşünmeden edemem.
Siz “Afrika’yı boş ver, esas emperyalist rekabet, ABD ilgisini Avrupa’dan Asya’ya kaydırmaya başladığından bu yana orada yaşanmıyor” diye düşünebilirsiniz, ama acele etmeyin. Her ne kadar ABD ve Avrupa, “terörizmi önlemeye gidiyoruz” diyorlarsa da aslında Çin’i engelleme stratejileri açısından en önemli platform Afrika olacak gibi görünüyor
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Siz “Afrika’yı boş ver, esas emperyalist rekabet, ABD ilgisini Avrupa’dan Asya’ya kaydırmaya başladığından bu yana orada yaşanmıyor” diye düşünebilirsiniz, ama acele etmeyin. Her ne kadar ABD ve Avrupa, “terörizmi önlemeye gidiyoruz” diyorlarsa da aslında Çin’i engelleme stratejileri açısından en önemli platform Afrika olacak gibi görünüyor
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, November 11, 2013
Almanya Sorunu (Ya da O Eski Hikâye)
Dünya ekonomisinde ekonomik gerginlikler yine siyasi gerginliklere yol açıyor. Buradan hayırlı bir şey çıkmaz!
Önce ABD’nin istihbarat kurumu NSA’nın Angela Merkel’in telefonunu dinlediğiniöğrenmiştik. Sonra ABD Hazine Bakanlığı yayımladığı bir raporda Almanya’yı aşırıoranda dış ticaret fazlası üreterek, dünyaya deflasyon ihraç etmekle suçladı.
İki saygın ekonomi yorumcusu, New York Times’dan Prof. Krugman, “Depresyonyaratan Almanlar”, Financial Times’dan Martin Wolf, “Almanya Dünyanın Üzerinde Bir Yüktür” başlıklı yazılarla hazine bakanlığının suçlamalarını Alman ekonomisinin performansını hedef alan bir saldırıya dönüştürdüler. Geçen hafta, eski Avrupa Komisyonu başkanı, İtalya Başbakanı (2006-08) Normana Prodi,Latin ülkelerini, Fransa’yı Almanya’ya karşı cephe oluşturarak Avrupa Birliği ekonomisinde enflasyonu güçlendirmeye çağırdı (The Independent, 07/11).
1930’lar mı yeniden?
BİR DÜZELTME: ROMANO PRODİ YAZIDA NASILSA NORMANA PRODİ OLMUŞ
Monday, November 04, 2013
‘Yeni Ortaçağlar’ ‘Minik Savaşlar’
ABD dış politika ve savunma
çevrelerinde, ABD’nin dünyada
olayları biçimlendirme kapasitesindeki
zayıflamaya paralel,
tarihte Roma İmparatorluğu’nun
çöküşünü izleyen parçalanmayı,
istikrarsızlık koşullarını anımsama
eğilimi güçleniyor.
(...)
Kısacası Batı “imparatorluğu”,
bizden sonra “kaos” geliyor diye
düşünürken “imparatorluğun”merkezinde uzmanlar bu yeni
durumu tanımlamaya, yönetmeye
uygun yaklaşımlar geliştirmeye
çalışıyorlar.
(...)
Somali’de, Mali’de
devletsizliği Ortadoğu’da Suriye,
Lübnan, Irak gibi bölgelerde
dağılmayı, anarşiyi kabullenmek,
devlet kurmaya çalışmak yerine
(ulus devlet en iyi yönetim biçimi
olsa bile) aşiretler, kent yönetimleri,
etnik gruplar gibi yereliktidar merkezleriyle çalışmanın
yollarını bulmak
(...)
Yazının tamamını ookumak için "tık"layınız
çevrelerinde, ABD’nin dünyada
olayları biçimlendirme kapasitesindeki
zayıflamaya paralel,
tarihte Roma İmparatorluğu’nun
çöküşünü izleyen parçalanmayı,
istikrarsızlık koşullarını anımsama
eğilimi güçleniyor.
(...)
Kısacası Batı “imparatorluğu”,
bizden sonra “kaos” geliyor diye
düşünürken “imparatorluğun”merkezinde uzmanlar bu yeni
durumu tanımlamaya, yönetmeye
uygun yaklaşımlar geliştirmeye
çalışıyorlar.
(...)
Somali’de, Mali’de
devletsizliği Ortadoğu’da Suriye,
Lübnan, Irak gibi bölgelerde
dağılmayı, anarşiyi kabullenmek,
devlet kurmaya çalışmak yerine
(ulus devlet en iyi yönetim biçimi
olsa bile) aşiretler, kent yönetimleri,
etnik gruplar gibi yereliktidar merkezleriyle çalışmanın
yollarını bulmak
(...)
Yazının tamamını ookumak için "tık"layınız
Monday, October 28, 2013
Suudi Krallığının Garip İşleri
Diplomaside kapalı kapılar
ardında, gizli kapaklı işleri tercih
etmesiyle bilinen Suudi krallığı,
geçen hafta aniden kamuoyu
önünde garip, kaprisli bir
performans sergilemeye başladı.
Krallık, iki senedir peşinde
koştuğu, lobi yaptığı Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği
amacına ulaşır ulaşmaz, BM
Konseyi’nde yerini almayacağını
açıkladı. Arkasından, G.W. Bush’un 20 yıllık dostu, krallığın
istihbarat şefi Prens Bandar Bin Sultan al Suudi, artık CIA
ile eskisi kadar yakın işbirliği
yapmayacaklarını, Suudi-ABD
ilişkilerinde önemli bir değişikliğe
gitmek üzere olduklarını açıkladı.
Prens Bandar “BM’deki tavır, BM’ye değil ABD’ye bir mesajdır” diyor. Bandar’ın
açıklamalarından, bir önceki
istihbarat şefi El Türki’nin
Al Monitor’la yaptığı
söyleşiden, Suudi krallığının
ABD’nin öncelikle Suriye
muhalefetine gereken silah
yardımını yapmasını, Suriye’yi
bombalamaktan vazgeçerek
kimyasal silahların yok edilmesi
ve siyasi çözüm arayışı
üzerine odaklanmasını, İran’la
görüşmelere başlamasını,
ayrıca Mısır’da askeri darbeye
karşı çıkmamasını, Bahreyn’de
bekledikleri desteği vermemiş
olmasını, giderek karar
alma süreçlerinin dışında
bırakılmalarını protesto
ediyormuş.
Jeopolitikte, diplomaside
hiçbir şey göründüğü gibi
değildir, düşünmeye öncelikle
her şeyden şüphe ederek başlamak, birkaç kat kazı
yapmak gerekir. Özellikle, söz
konusu olan bölge Ortadoğu
ise... Hele Suudi krallığı varlığını,
güvenliğini borçlu olduğu
Amerika’ya karşı tavrında
“önemli bir değişikliğe”gitmeye hazırlandığını,
ABD’ye söylemek
yerine kamuoyu önünde
açıklıyorsa
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
ardında, gizli kapaklı işleri tercih
etmesiyle bilinen Suudi krallığı,
geçen hafta aniden kamuoyu
önünde garip, kaprisli bir
performans sergilemeye başladı.
Krallık, iki senedir peşinde
koştuğu, lobi yaptığı Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği
amacına ulaşır ulaşmaz, BM
Konseyi’nde yerini almayacağını
açıkladı. Arkasından, G.W. Bush’un 20 yıllık dostu, krallığın
istihbarat şefi Prens Bandar Bin Sultan al Suudi, artık CIA
ile eskisi kadar yakın işbirliği
yapmayacaklarını, Suudi-ABD
ilişkilerinde önemli bir değişikliğe
gitmek üzere olduklarını açıkladı.
Prens Bandar “BM’deki tavır, BM’ye değil ABD’ye bir mesajdır” diyor. Bandar’ın
açıklamalarından, bir önceki
istihbarat şefi El Türki’nin
Al Monitor’la yaptığı
söyleşiden, Suudi krallığının
ABD’nin öncelikle Suriye
muhalefetine gereken silah
yardımını yapmasını, Suriye’yi
bombalamaktan vazgeçerek
kimyasal silahların yok edilmesi
ve siyasi çözüm arayışı
üzerine odaklanmasını, İran’la
görüşmelere başlamasını,
ayrıca Mısır’da askeri darbeye
karşı çıkmamasını, Bahreyn’de
bekledikleri desteği vermemiş
olmasını, giderek karar
alma süreçlerinin dışında
bırakılmalarını protesto
ediyormuş.
Jeopolitikte, diplomaside
hiçbir şey göründüğü gibi
değildir, düşünmeye öncelikle
her şeyden şüphe ederek başlamak, birkaç kat kazı
yapmak gerekir. Özellikle, söz
konusu olan bölge Ortadoğu
ise... Hele Suudi krallığı varlığını,
güvenliğini borçlu olduğu
Amerika’ya karşı tavrında
“önemli bir değişikliğe”gitmeye hazırlandığını,
ABD’ye söylemek
yerine kamuoyu önünde
açıklıyorsa
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, October 21, 2013
'Batı'da 'Faşizan' Dinamikler
ABD’de yaşanan bütçe, borç sınırı tartışmalarıyla, Fransa’da Marine Le Pen’in
partisinin Brignol kasabası belediye seçimlerinde oyların yüzde 54’ünü
alması arasında bir ilişki kurmak zor, ama olanaksız değil!
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, October 14, 2013
'Uzun Durgunluk' ve 'Küreselleş-me'
Bu hafta The Economist dünya ekonomisi üzerine gerçekten geleneğine sadık bir rapor yayımlamış. The Economist, çanların çaldığını duymuş, ama kimin için çaldığının farkında değil ve de her zaman olduğu gibi yine “behind the curve” (olayların gerisinde). The Economist’e göre “Hükümetler küreselleşmenin önüne engeller koymaya başlamışlar. Şimdi yeni bir serbestleşme (liberalizasyon) dalgası gerekiyor”muş.
Küreselleşme: Emeğe yönelik büyük saldırı
Devletler ABD hegemonyasının araçlarından IMF ve Dünya Bankası baskılarıyla serbestleşme paketlerini birbiri ardına uygulamaya koyarken The Economist “sahibinin sesi” olarak süreci “önünde durulamaz” “dışında kalınamaz” gibi ifadelerle, “küreselleşmeyi” öznesi olmayan, kendiliğinden adeta, doğal apolitik bir şey olarak sunuyor; emekçi sınıflara yönelik büyük saldırıyı gizlemeye çalışıyorlardı.
Bu konuda çok yazıldı; ben en son verileri aktarmakla yetineceğim.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Küreselleşme: Emeğe yönelik büyük saldırı
Devletler ABD hegemonyasının araçlarından IMF ve Dünya Bankası baskılarıyla serbestleşme paketlerini birbiri ardına uygulamaya koyarken The Economist “sahibinin sesi” olarak süreci “önünde durulamaz” “dışında kalınamaz” gibi ifadelerle, “küreselleşmeyi” öznesi olmayan, kendiliğinden adeta, doğal apolitik bir şey olarak sunuyor; emekçi sınıflara yönelik büyük saldırıyı gizlemeye çalışıyorlardı.
Bu konuda çok yazıldı; ben en son verileri aktarmakla yetineceğim.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, October 07, 2013
'Gezi Olayı' ve 'Solun Krizi'
Gezi “olayı”ndan bu yana yaklaşık üç aydır, “Şimdi ne olacak” sorusu gündemden kalkmadı, Gezi “olayı”nı yaşayan, “olay”dan yeni insanlar olarak çıkanlar, “Şimdi ne yapmamız gerekiyor” sorusuna cevap arıyorlar. Ben de Gezi “olayı”nı içinde değil, dışından izlemiş biri olarak, üzerinde, bu deneyim eksikliğinin zaaflarını “pratiğin teoriden daha onurlu” olduğunu unutmadan düşünmeye, bende yarattığı duygusal etkiler, sorular bağlamında tartışmaya katılmaya çalışıyorum.
Yazılı kaynaklardan, katıldığım toplantılardan edindiğim izlenimler bana “Ne oldu” ve “Ne yapacağız” sorularının öncelik kazandığını ama özellikle ikincisinin, tatmin edici cevaplar bulmakta zorlandığını söylüyor. Bu sorular üzerinde düşünmeye devam ederken, Alain Badiou’nun Radical Philosphy dergisinin Eylül/Ekim 2013 sayısında, “The Greek Symptom: Debt, Crisis and the Crisis of the Left” (Yunan Semptomu: Borç, Kriz ve Solun Krizi) sempozyumu bağlamında yayımlanan “Çağdaş İktidarsızlığımız” başlıklı denemesine rastladım. Badiou’nun bu denemedeki yaklaşımını “Gezi” ile ilgili soruları düşünürken yararlı olacağı inancıyla (kimi farklılıklarımı saklı tutarak yerim izin verdiği ölçüde) kendi düşüncelerimle da harmanlayarak aktarmaya çalışacağım. Denemenin metnine www.radicalphilosophy.com/issues/181 adresinden ulaşabilir, gelecek hafta da kendisiyle tartışma olanağı bulabilirsiniz. Badiou ve Zizek, MonoKL yayınlarının inisiyatifiyle 11-12 Ekim tarihlerinde düzenlenen “Filozoflar İstanbul’da” toplantısına katılacak.
Evrensel ve özgü olanın ‘Gezi’deki diyalektiği
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Yazılı kaynaklardan, katıldığım toplantılardan edindiğim izlenimler bana “Ne oldu” ve “Ne yapacağız” sorularının öncelik kazandığını ama özellikle ikincisinin, tatmin edici cevaplar bulmakta zorlandığını söylüyor. Bu sorular üzerinde düşünmeye devam ederken, Alain Badiou’nun Radical Philosphy dergisinin Eylül/Ekim 2013 sayısında, “The Greek Symptom: Debt, Crisis and the Crisis of the Left” (Yunan Semptomu: Borç, Kriz ve Solun Krizi) sempozyumu bağlamında yayımlanan “Çağdaş İktidarsızlığımız” başlıklı denemesine rastladım. Badiou’nun bu denemedeki yaklaşımını “Gezi” ile ilgili soruları düşünürken yararlı olacağı inancıyla (kimi farklılıklarımı saklı tutarak yerim izin verdiği ölçüde) kendi düşüncelerimle da harmanlayarak aktarmaya çalışacağım. Denemenin metnine www.radicalphilosophy.com/issues/181 adresinden ulaşabilir, gelecek hafta da kendisiyle tartışma olanağı bulabilirsiniz. Badiou ve Zizek, MonoKL yayınlarının inisiyatifiyle 11-12 Ekim tarihlerinde düzenlenen “Filozoflar İstanbul’da” toplantısına katılacak.
Evrensel ve özgü olanın ‘Gezi’deki diyalektiği
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)