Perşembe günü, Almanya’nın yeniden silahlanmaya başladığına dikkat çekmiştim. Almanya’da yaşayan bir Türk okurum beni uyardı: “Kaygılanacak bir şey yok, Almanya normal bir devlet oluyor.” İçimden “Aman ne istediğinize dikkat edin, ya gerçekleşirse” demek geldi. Geçmişte Almanya’nın her “normalleşme” denemesi Avrupa, hatta dünya için pek de hayırlı olmamıştı. Bu kez için de iyimser olmak zor!
NORMALLEŞME Mİ?
Normalleşme! Bunu iki Almanya (egemen sınıflar/seçkinleri+halk sınıfları+göçmen azınlıklar) birleşirken de duyduk. Thatcher, birleşmeye karşı çıktı, “Daha büyük bir Almanya tüm uluslararası durumun istikrarını baltalayabilir ve güvenliğimizi tehlikeye atabilir” diyerek uyardı. Bu kaygılara karşılık “Merak edilecek bir şey yok normalleşiyor” deniyordu. Birleşmeden sonra, Almanya (egemen sınıflar/ seçkinleri) kendini “sivil güç” olarak tanımladı: Ordusunu büyütmedi, silah üretim ve ihracatını sınırlı tuttu, NATO içinde, askeri liderlik iddialarından bilinçli olarak uzak durdu. Finansal krizin sergilediği gibi Avrupa Birliği içinde en etkili ekonomik karar verici konumuna gelmiş olsa bile “Büyük Almanya” korkuları yatıştı.
“Normalleşme” söylemi yine gündemde ancak bu kez başka bir kaygıyı yatıştırmaya çalışıyor: Almanya’nın savunma bütçesi yıllık 189 milyar dolar ile hızla artarak dünyada dördüncü sıraya yükseliyor.
(...)
Dahası, bu “normalleşme” dünyada büyük güçlerin rekabeti hızlanırken eski Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Le Monde’daki yazısında “ABD Başkanı Trump ve MAGA hareketi, ittifakı (NATO) ya resmen terk edecek ya da ihmal ve küçümsemeyle içini boşaltacak, NATO’nun dağılması çoktan başladı” derken yaşanıyor. Fischer, yazısında uyarıyordu: “ABD’nin I. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’dan çekilmesi Hitler’in yükselişinin yolunu açmıştı.”
(...)
“Normalin” doğasında iki dinamik var: 1) Kültürel, entelektüel olarak erken “olgunlaşmanın” ama siyasi ve ekonomik olarak geç uluslaşmanın, buna karşılık hızlı sanayileşmenin üretmiş olduğu kültür-“kan-toprak-disiplin” milliyetçiliği; 2) Büyük bir kapitalist ekonominin, iç çelişkilerinin yarattığı kriz eğilimleri.
(...)