İran savaşı, Körfez ülkelerini, Irak’ı, Lübnan ve Ürdün’ü etkiliyor. Kızıldeniz’e, Mısır’daki enerji altyapısına yönelik saldırılar, çatışmanın Doğu Akdeniz’e, dolaylı etkilerinin İspanya’ya, Ukrayna’dan Uzakdoğu’ya uzanmaya başladığını gösteriyor. Savaşın coğrafyasını artık yalnızca orduların konuşlanmaları belirlemiyor. Askeri üslerin, füze rampalarının yanı sıra, enerji tesisleri, su arıtma tesisleri, limanlar, deniz yolları ve ulaşım altyapısı, göç yolları da savaş alanının parçası haline geldi.
BÖLGE DIŞINA DOĞRU
Ukrayna Hazar Denizi’nde İran’a ait bir gemiye saldırdı. Kiev, operasyonun İran’a karşı değil, Rusya’nın askeri lojistik ağlarına karşı yapıldığını açıkladı. İran’ın Rusya ile askeri, ticari ilişkileri, Rusya’nın Ukrayna savaşındaki ihtiyaçları ve Ukrayna’nın İran’ın Rusya’ya sağladığı destek ağlarına yönelik saldırıları, iki savaş arasında doğrudan bir nedensellik zinciri oluşturuyor. Hazar, iki savaş coğrafyasını birbirine bağlayan bir koridora dönüşüyor. Ukrayna savaşı ile İran savaşı aynı stratejik alanın parçaları haline geliyor.
(...)
Böylece ortaya yeni bir denklem çıkıyor: Ukrayna-Rusya-İranOrtadoğu-Kızıldeniz-Hint Okyanusu- Kuzey Kore-Çin. Bu NATO benzeri bir ortak askeri ittifak değil ama birbirinden farklı savaşların birbirlerine askeri kaynak, teknoloji, istihbarat ve stratejik baskı yoluyla bağlanabileceği bir ağ oluşuyor. Bu bağlamda, İspanya’nın İsrail’in Gazze soykırımını mahkûm eden tutumu, Fas ile İsrail arasında giderek artan askeri işbirliği, Trump’ın İspanya sosyalist başbakanı Sanchez alerjisi, aniden patlak veren Ceuta göçmen krizini de (Fas krallığında 50 bin+ proleterin serbestçe bir yere yürümesi olacak iş değil) yukarıdaki denklem içinde değerlendirmeyi gerektiriyor: Her aktör kendi savaşını yürütürken diğerlerinin yarattığı baskıdan yararlanıyor.
KÜRTLER VE TÜRKİYE
Türkiye, savaşın farklı coğrafyalarını birbirine bağlayan ülke: İran’la komşu bir NATO üyesi, Rusya ile ilişkileri, Suriye ve Irak’ta doğrudan güvenlik çıkarları ve bir “Kürt süreci/sorunu” var.
(...)Özetle: Karşımızda, bir savaşlar sistemi şekilleniyor olabilir. Bu sistem içinde dünya siyasetinin farklı çatışma alanları birbirini besliyor. Belki artık “Savaşın coğrafyası genişliyor mu?” yerine “İran savaşı, birbirinden ayrı görünen savaşları tek bir Avrasya çatışma sistemine mi dönüştürüyor?” diye sormak gerekiyor. Önümüzdeki dönemin riskleri yalnızca yeni cephelerin açılmasına değil, cepheler arasındaki sınırların ortadan kalkmasına ilişkin olacak gibi görünüyor.