NATO’nun Ankara zirvesi geldi, yüzlerce tutuklunun üzerinden geçerek gitti. Geriye ne kaldı? NATO’nun, Batı merkezli emperyalist sistemin, Çin gibi yükselen güçlere, BRICS grubunun kendi çıkarını koruma çabalarına karşı küresel savunma/önleyici saldırı aracına dönüşme süreci hızlandı. Avrupa ile Batı’nın “lideri” ABD arasında açılan çatlak genişlemeye devam etti. Trump yönetiminin, istikrarsız, güvenilmez bir liderlik sergilediğine ilişkin algılar güçlendi. Türkiye’nin dış bağımlılığının arttığına, ulusal egemenlik iddialarının içinin biraz daha boşaldığına ilişkin kaygılar da...
(...)
BAĞIMLILIK-EGEMENLİK
Zirvenin sahnesinde, Trump Türkiye’nin devlet başkanına, rejimine övgüler yağdırdı: “Dostluk hiç bu kadar iyi olmamıştı”... Türkiye “en sadıkmüttefikti”. Bu sırada sahne arkasında dört ayrı zaman aynı anda akıyordu. (1) Sahnenin zamanı: CAATSA kalkacak, F-35 “değerlendirilecek”, KAAN’a motor gelecek... ama Kongre’de güçlü bir itiraz bloku var. (2) Sessizliğin zamanı: 2019’da Erdoğan S-400 için “Geri dönüşümüz asla olamaz, tükürdüğümüzü yalamayız” demişti. Hâlâ orijinal konteynerlerinde bekleyen sistemlerin, bir üçüncü tarafa devri/satılması (?) konuşuluyor ama bir açıklama yok, tam bir sessizlik. (3) Orduyu bir rant kaynağına çevirme niyetinin zamanı: “Avrupa’daki en büyük kara ordusuna sahip ülke olarak yeteneklerimizi ihtiyaç duyulan her yerde ittifakın hizmetine sunmanın gayreti içindeyiz” açıklaması, ordunun artık salt ulusal savunma aracı olmadığını, birtakım kısıtlamaların kalkması karşılığında bir pazarlık kozuna dönüşeceğine ilişkin niyetileri sergiliyor. (4) Baskı ve terörün zamanı: Gazeteci, avukat, aktivistten oluşan yüzlerce kişi zirve güvenliği gerekçesiyle gözaltına alındı rejimin haklar ve özgürlükler üzerindeki baskısı ivme kazandı.