“Barış ve demokratik toplum süreci”, “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” başlıklı içeriği belirsiz bir belge üzerinden ilerleyecek. Dayanışma kimler arasında; toplumdaki hangi çelişkiler uzlaştırılmak isteniyor? Kimler bütünleştirilecek? Kürt, Türk, Alevi ve diğer kimliklere arasındaki farklara ne oluyor? O hiç sevilmeyen kavramla “bir üst kimlik” altında mı? Benim kafam karıştı. Karışıklığı paylaşayım belki rahatlarım.
DEMOKRASİ Mİ DEDİNİZ?
Rejimin, ana muhalefet partisi CHP’yi paralize ederek Meclis’te 5. sıraya ittiği, yeni ana muhalefet partisi YENİ Parti üzerinde, genel olarak muhalefet üzerinde baskıların giderek yoğunlaştırdığı bir dönemde Kürt hareketinin, Bahçeli’nin deyimiyle, “kurucu lideri” Öcalan: “Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız”diyor. Öcalan bu rejimden demokratik adımlar bekliyor. Rejim ise “terörsüz Türkiye” istiyor.
Kürt hareketi “demokrasi” derken bir devlet biçiminden mi söz ediyor yoksa, bir haklar ve özgürlükler sürecinden mi? Öcalan’ın “Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” sözleri hem yeni bir devlet biçimini çağrıştırıyor hem de var olan rejim içinde haklar ve özgürlükleri genişletecek bir süreci. Bu devlet biçimi bugünkünden ne anlamda farklı olacak? Demokrasi devlet biçimiyse aynı zamanda bir diktatörlüktür de. Bu paradoks karşımıza “kimin için”sorusunu getirmez mi?
(...)
Rejim de terör kavramını bir türlü tanımlayamıyor. Bu konjonktürde kastedilen PKK ancak demokrasi kavramı nasıl rejime yabancıysa, bu terör tanımı da Kürt hareketine yabancı. Belki de hiç bağdaşmayacak iki arzu ve tanım seti topluma sanki bağdaşıyormuş gibi sunuluyor.
BİR TUHAFLIK DAHA
Öcalan’ın “Atılacak adım, ülkenin ve bölgenin kaderini etkileyecek; demokratik hukukun gelişmesinin, ekonomik olanakların büyümesinin önünü açacaktır. Bu, 86 milyon için yapılacak büyük bir hizmettir”
(...)
Öyleyse, 86 milyon, bir hizmetin alıcısı mı olacak, yoksa demokratik dönüşümün siyasal öznesi mi? Birinci durumda demokratikleşme, seçkinler, egemen sınıf temsilcileri arasında bir anlaşma, bir uzlaşma arayışının aracı olmanın ötesine geçmeyecektir.
Şu da var: Öcalan, “Demokratikleşme sürecinin başlangıcındayız” diyor; böylece karşımıza o eski ikilem yeniden çıkıyor: Kürt sorunun çözülmeden Türkiye demokratikleşemez. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorunun çözülemez. Bu ikilemden çıkabilmek için şu sorulara eğilmek gerekir:
(...)
AKP vekillerinin, yukarıdan gelen bir taslağı okumadan imzaladığını, DEM partinin Öcalan ile uzlaşarak hazırlanan bir taslağın içeriğini ya açıklamaktan kaçındığını ya da belki de bilmediğini düşününce yukarıdaki soruların birincisi için umutlu olmak çok zorlaşıyor.