7 Haziran 2026’da Versay Sarayı’nda ve Tahran’da eşzamanlı imzalanan 14 maddelik İslamabad Mutabakatı, İran-ABD savaşını resmen durdurdu. Mutabakatın, savaşın geleceği henüz belirsiz. Mutabakat savaşı şimdilik durdurmuş olmanın ötesinde, çoktan başlamış küresel bir dönüşüm sürecinin geldiği aşamayı sergilediği için önemli. Bu savaş, adeta kapitalist sistemin dayanıklılığını ölçen bir stres testi gibiydi: Ekonomik direnç, enerji hatları, tedarik zincirleri üzerindeki hâkimiyet, siyasi-stratejik sabır, askerî kapasite kadar belirleyici olabiliyor.
YENİ ‘STATECRAFT’
Nasıl bir gerilla grubunun kazanması için devleti yenmesi değil, çatışmanın maliyetini dayanılmaz kılacak kadar ayakta kalması yetiyorsa İran’ın da neredeyse 40 yıldır hazırlandığı bu savaşta Washington’ı masaya getirmesi için onu askeri olarak yenmesi gerekmiyordu. İran rejimi, ABD müttefiki Körfez ülkelerini, İsrail’i vurabileceğini, can kaybına, yıkıma dayanabileceğini gösterdi; Hürmüz Boğazı’nı kapatarak küresel enerji, gübre, helyum akışını aksattı, finans piyasalarını sarstı. Hemen her yerde halkların geçim sıkıntısı krizini derinleştirdi. ABD, askeri hedeflerinden vazgeçmek, ekonomik istikrarı öncelemek zorunda kaldı. Mutabakatın ilk maddelerinin doğrudan Hürmüz’ün yeniden açılmasını şart koşması, bu kaldıracın ne kadar etkin olduğunu gösteriyordu
Özetle, yeni jeopolitikte, “devlet yönetme sanatının” (statecraft) kritik silahları artık, öncelikle enerji akışları, taşımacılık rotaları, yarı iletken tedarik zincirleri, yatırım ağları gibi ekonomik karşılıklı bağımlılık, küresel sistemleri kesintiye uğratabilme kapasitesi oluyor.
VE HEGEMONYA
ABD yönetiminin kısa sürede bir mutabakata razı olması, birçok ülke seçkinlerinde, genelde dünya halklarında; ABD kamuoyunun, siyasi rejiminin uzun savaşlara isteksizliğinin kanıtı olarak algılandı. Bazı yorumcular bunu, kurulu bir hegemonyanın tükenişinin simgesel bir anı olarak 1956 Süveyş Krizi’ne benzetiyordu. İmzanın, ironik biçimde, 1919’da yeni bir jeopolitik ortamın doğumunu haber veren Versay Anlaşması’nın kentinde yapılması da bu analojiyi destekliyordu.
Bu kıvrımları açılmaya başlayan yeni jeopolitik sürecin, şimdilik en çok kazanan ülkesi ise savaşa hiç girmeyen Çin oldu.
(...)