1973’te ABD Vietnam’dan çekilirken sloganımız “Bir, iki, üç, daha fazla Vietnam!” idi. Bugün Brezilya’da Lula’nın zaferi, Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğünde yükselen halk hareketi ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde gelişen toplumsal mücadeleler, o sloganı hatırlatıyor. Bu kez hedef, emperyalizmin yanı sıra yükselen faşist dalga.
1973’ün sloganı, ulusal sınırları aşan bir mücadele anlayışına dayanıyordu. Bugün, farklı ülkelerde birbirinden kopuk biçimde ortaya çıkan toplumsal öfkeyi ortak bir siyasal doğrultuda buluşturabilmek gerekiyor. Avrupa’da başlayan yeni seçim döneminin taşıdığı tehlikeler, faşist dalganın ulusal sınırları aştığını gösteriyor. Ekonomik güvencesizlik, eşitsizlik, konut sorunu, siyasal temsil krizi ve demokratik kurumların aşınması farklı ülkelerde benzer tepkiler doğuruyor. Bir ülkedeki ilerici demokratik hareketin başarısı, başka ülkelerde yeni mücadelelerin önünü açabilir. Bu olasılık, ilerici ve devrimci güçler için önemli bir umut kaynağı.
BREZİLYA ZAFERİ, SIRBİSTAN DENEYİMİ
Brezilya’da Lula’nın zaferi, faşist emperyalist bir saldırı karşısında çok değerli bir mevziyi korudu. Sırbistan’da ise baskıcı ve yozlaşmış bir tek adam rejimine karşı yükselen halk hareketi yeni bir mevziyi ele geçirdi. Brezilya’da iki liderin yarıştığı klasik bir parlamenter seçim yaşanırken Sırbistan’da, merkezi bir liderlik etrafında örgütlenmemiş bir toplumsal hareket, on iki yıllık rejime karşı önemli bir başarı kazandı.
(...)
Üstelik eski rejimin ekonomik, toplumsal bir temeli de var. Kamu ihaleleri, özelleştirmeler ve devletle kurulan ayrıcalıklı ilişkiler üzerinden servet biriktiren egemen sınıflar, tabakalar, ekonomik güçlerini, ayrıcalıklarını korumak için eski rejimin kadrolarıyla, bürokratik ağlarla, güvenlik aygıtının belirli kesimleriyle ortak hareket edebilir. Bu direnişin açık siyasal çatışma biçimini alması da gerekmez. Bürokratik engellemeler, soruşturmaların sürüncemede bırakılması, ekonomik baskılar, medya tekellerinin kamuoyunu yönlendirmesi de aynı amaca hizmet edebilir. Böylece eski rejim seçimleri kaybetse bile onu ayakta tutan güç ilişkileri varlığını sürdürebilir.
(...)
ASIL SORUN
Böylece asıl sorunun, yalnızca devlet yönetimindeki kimi kadroları değiştirmekten veya idari reformlar yapmaktan ibaret olmadığı ortaya çıkar: Devletin işleyişini, hatta yapısını, servetin dağılımını belirleyen güç ilişkileriyle birlikte dönüştürmek gerekecektir.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız