“Sizi paramparça ederiz” (Jerusalem Post 28/08). Bu tehdit, emekli Hint tümgenerali Gagan Bakshi’ye ait. Hedef, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması. Bakshi, “Sünni NATO” olarak nitelediği bu anlaşmayı bir stratejik tehdit olarak algılıyor, uyarıyor: “Hindistan, Pakistan karşısında, İran’la ilişkilerini İsrail’in çıkarları uğruna feda etmez.”
Generalin bu “acayip” çıkışı Mekke anlaşmasının jeopolitiğinin Ortadoğu’dan geniş olduğunu gösteriyor. Anlaşma, NATO benzeri bir askeri ittifak değil; hatta Ankara özellikle bunun İran’a veya herhangi bir ülkeye karşı olmadığını da vurguluyor.
(...)
Bu denklem içinde Türkiye, hem İran’ın yıkılmasını, bölgede kalıcı bir savaş çıkmasını arzulamaz hem de İran’ın bölgesel hegemonyasını, İsrail’in bölge üzerinde rakipsiz askeri üstünlük kurmasını istemez. ABD-İsrail ittifakının İran’ı etkisizleştirmesi Türkiye’nin önündeki bir rakibi ortadan kaldırabilir ama İsrail’in bölgenin belirleyici askeri gücü haline gelmesi Ankara’yı hiç arzulamadığı savaşların içine çekebilir. Türkiye, İran’ın yıkılmasının, doğu sınırında büyük bir istikrarsızlık, yeni göç dalgaları yaratacağını, Kürt sorununun uluslararasılaşması riskini getireceğini düşünür; İran’ın etkisinin sınırlanmasını ama devlet olarak ayakta kalmasını çıkarlarına uygun bulur.
Bu denklem içinde de Türkiye, taraflardan birine katılmaktansa taraflar açısından “vazgeçilmez ülke” konumunda olmayı amaçlar. Coğrafyası da bu amaca uygundur: NATO ve Avrupa’ya açılan kapı; Karadeniz ile Akdeniz arasında geçiş; Kafkasya ve Orta Asya’ya uzanan koridor; Irak üzerinden Körfez’e bağlantı. Enerji hatları, Orta Koridor ve Irak Kalkınma Yolu yalnızca ekonomik projeler değil, jeopolitik kaldıraçlar. Türkiye’nin Rusya, Çin, İran, Körfez ve Avrupa arasındaki bağlantı noktası olma özelliği çağın savaş ve yaptırımlar döneminde daha da değer kazanıyor.
(..)
No comments:
Post a Comment