Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattında tırmanan savaş, çoğu zaman yalnızca jeopolitik bir kriz olarak ele alınıyor. Oysa bu savaş, daha derin, yapısal bir krizin semptomudur: Kapitalist uygarlık, gezegenin ekosistemini -içindeki tüm canlılarla birlikte- giderek hızlanan bir oranda sürdürülemez kılıyor. Önceki yazımda, küresel ısınma hızlanırken taşıt aracı üreticilerinin elektrikli teknolojiden çekilmeye başladığını, devletlerin bu teknolojiye verdiği destekleri kaldırdığını, “sıfır karbon” hedeflerini sulandırdığını aktarmıştım. Savaşı da bu tabloya eklediğimizde krizin görüntüsü daha da netleşiyor.
KARBON AYAK İZİ
Savaşlar, küresel ısınmaya iki kanaldan katkı yapıyor: birincisi silahların ve taşıt araçlarının doğrudan kimyasal emisyonları, ikincisi yıkım, ardından yeniden inşa sürecinin dolaylı emisyonları.
Orduların taşıt araçları, patlayıcılar, füzeler, insansız hava araçları, savaş uçaklarının tümünün hesaplanabilir bir karbon ayak izi var. Bu silahlar “negatif üretim araçları” -artı değer üreten değil, birikmiş olanları yok eden araçlar olarak işlev görürken hem atmosfere CO₂, zehirli gazlar, kimyasal parçacık salarlar hem de yıktıkları binalarda, yollarda inşa sırasında depolanmış karbonu yeniden atmosfere karıştırırlar. Üstüne bir de yıkımın temizlenmesi, yeniden yapım süreçlerinin gelecekteki karbon ayak izi eklenir.
Örneğin, bu bağlamda, karbon ayak izi hesaplamaları yapılmış üç savaşa bakabiliriz.
(...)
NEKROPOLİTİK VE GEZEGENİN ÖLÜMÜ
(...)
Achille Mbembe’nin “nekropolitik” kavramı da bu savaşların gözden kaçan bir boyutuna ışık tutuyor. Mbembe, Foucault’nun “biyopolitik” (yaşamın yönetilmesi) kavramının karşısına, kimin ölüme terk edilebileceğine karar verebilen egemen gücün tercihlerini, “nekropolitiği” yerleştiriyor. Bu “nekropolitik”, kapitalizmle eşzamanlı gelişen ırkçı bir iktidar biçimi olarak ortaya çıktı: sömürge nüfusu zaten ölüme terk edilebilecekler sınıfındandı. Faşizm bu uygulamaları etnik, cinsel ve bedensel kimliklere göre yeniden çizerek bu kez sömürgeci ülkenin halklarına taşıdı (Aimé Césaire). Faşizm sömürgeci nekropolitiğin eve dönüşüydü. Neoliberalizm ise sosyal yardımları, altyapı desteklerini keserek kaynakları egemen sermayeye aktarırken emekçi sınıfları, yoksulları, kırılgan kesimleri yavaş bir ölüme bırakıyordu. Emperyalizm açısından bakıldığında, örneğin IMF yapısal uyum programında pazarları açılacak, ekonomileri yeniden yapılandırılacak ülkelerin halkları zaten harcanabilir nüfus sayılıyordu.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız.
No comments:
Post a Comment