Münih Güvenlik Konferansı’nın en tehlikeli konuşmasını ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio yaptı. Rubio, İkinci Dünya Savaşı’ndan Soğuk Savaş’a, oradan küreselleşmeye uzanan, beş yüzyıllık Avrupa yayılmacılığını transatlantik ittifakın hikâyesiyle birleştiren uzun anlatıyı, sömürgecilik, kölelik ve yerli halkların yok edilmesi (soykırımlar) gibi karanlık yanlarını silerek bir “altın çağ” nostaljisine dönüştürdü.
(...)
Rubio’nun çağrısı, “ortak medeniyet” adına transatlantik ittifakı yeniden kurmayı öneriyor ancak bu kez demokratik değerler üzerinden değil, kültürel homojenlik, beyaz, Hıristiyan miras ve “medeniyetin silinmesi” korkusu üzerinden. Bu yaklaşım yalnızca dış politikaya değil, Avrupa demokrasilerinin iç dengelerine yönelik bir müdahale programı anlamına da geliyor. ABD, kendini “Batı’nın öncü gücü” ilan ederken Almanya’dan Fransa’ya, Britanya’dan Orta Avrupa’ya kadar MAGA’ya akraba faşist akımları doğal müttefik, hatta ileri karakol olarak görüyor. Böylece ABD dış politikasında Trump çizgisi, en azından bu yüzyılı kapsama iddiası taşıyan bir “MAGA Reich” vizyonu olarak beliriyor.
AB’NİN SUSKUNLUĞU
(...)
Münih’te, Rubio’nun dillendirdiği “uğursuz emperyal nostalji” geçmişe dönük bir özlem olmaktan öte Avrupa’nın siyasal geleceğine, dünyanın geri kalanına -eski sömürgelere- yönelik bir ortak müdahale tasarımıydı. Merz, Macron ve Starmer bu tasarımın risklerini sezseler de ABD’nin MAGA benzeri hareketler üzerinden Avrupa’nın içişlerine sistematik, kararlı müdahalesini açıkça adlandırıp sorgulamadıkları sürece bu müdahale biçimi “yeni normale” dönüşüyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
No comments:
Post a Comment