Dünya borsalarını sarsan Çin merkezli sarsıntı
yatışmış gibi duruyor. Sarsıntı Çin merkezliydi ama, Çin borsalarında
yabancı yatırımcının payı yüzde 2’yi geçmiyor (New York Times, 27/08). Sarsıntının ana kaynağı mali piyasalar, hele Çin borsası hiç değil.
Dünya
ekonomisinde mali sarsıntılara zemin hazırlayan spekülatif balonlar,
deflasyonist baskılar, talep yetersizliği, bunların kaynağındaki yapısal sorunlar aşılamıyor: Merkez ülkelerde egemen neo-liberal model, 2008 mali kriziyle çökmüştü. Çin borsasında, hazirandan bu yana yaşanan yüzde yaklaşık 40 gerileme, “Pekin mutabakatı” olarak bilinen “hibrid” (devlet kumandalı liberal) büyüme modelinin de tükendiğini gösteriyor. Bu ikisini yan yana koyunca Yükselen Piyasaların ekonomik modellerinin çöktüğü de söylenebilir.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, August 31, 2015
Thursday, August 27, 2015
HDP neyi başardı?
Duran Kalkan’ın “HDP siyasette yeterince yaratıcı ve başarılı olamadı. Başkalarına çağrı yapıyorlar, ama kendileri neyi başardılar da çağrı yapıyorlar” sözleri önemli bir sorunu nihayet gündeme taşıdı.
PKK neyi başardı?
Önce soruyu tersine çevirmek istiyorum: PKK neyi başardı? Maliyeti bir yana (ki bunu öyle, kolayca söylemek olanaklı değildir), PKK uzun yıllar inkâr edilen, şiddetle bastırılan bir sorunu toplumun, egemen sınıfların, devletin önüne yadsınamaz biçimde koydu.
Ancak PKK benimsediği yöntemin (gerilla savaşı) doğası gereği, sorunu bu noktadan öteye götüremedi. Götürmesi de olanaklı değildir. Herkesin bildiği bir şey ama yine de anımsayalım: Gerillanın, düzenli ordu karşısındaki başarısının ölçütü, nihai bir zafer değil, ayakta kalabilmek, yenilmeyeceğini kanıtlayarak karşı tarafta bu sorunu çatışmanın dışında yöntemlerle çözme arzusu uyandırmaktır. PKK bu anlamda da başarılıdır. Ancak bu başarı, gerilla savaşının fiziki sınırlarına ulaşmış olmasından kaynaklanan bir tıkanıklık yaratır.
yazının devamını okumak için tıklayınız
PKK neyi başardı?
Önce soruyu tersine çevirmek istiyorum: PKK neyi başardı? Maliyeti bir yana (ki bunu öyle, kolayca söylemek olanaklı değildir), PKK uzun yıllar inkâr edilen, şiddetle bastırılan bir sorunu toplumun, egemen sınıfların, devletin önüne yadsınamaz biçimde koydu.
Ancak PKK benimsediği yöntemin (gerilla savaşı) doğası gereği, sorunu bu noktadan öteye götüremedi. Götürmesi de olanaklı değildir. Herkesin bildiği bir şey ama yine de anımsayalım: Gerillanın, düzenli ordu karşısındaki başarısının ölçütü, nihai bir zafer değil, ayakta kalabilmek, yenilmeyeceğini kanıtlayarak karşı tarafta bu sorunu çatışmanın dışında yöntemlerle çözme arzusu uyandırmaktır. PKK bu anlamda da başarılıdır. Ancak bu başarı, gerilla savaşının fiziki sınırlarına ulaşmış olmasından kaynaklanan bir tıkanıklık yaratır.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, August 25, 2015
Kâbus gibi...
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen hafta muhtarlarla yaptığı toplantıdaki söylevini dinlerken, gerçekten çok korktum.
Cumhurbaşkanı’nın, stratejik, karmaşık, bir o kadar da korkutucu konuşması, bir yakın okumayı hak ediyordu. Bu köşenin sunduğu yer, bu okumanın hakkını vermeye pek uygun değil, ama yine de kimi önemli noktaları vurgulamak yararlı olabilir.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Cumhurbaşkanı’nın, stratejik, karmaşık, bir o kadar da korkutucu konuşması, bir yakın okumayı hak ediyordu. Bu köşenin sunduğu yer, bu okumanın hakkını vermeye pek uygun değil, ama yine de kimi önemli noktaları vurgulamak yararlı olabilir.
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Monday, August 24, 2015
Uygarlığın sonunda...
“Emareler belirdi” gibi bir şey.
Geçen haftalarda gelişmeler, kapitalist uygarlığın ekonomik, kültürel
krizinden çıkamadığını bir kez daha gösteriyordu.
(...)
Küresel kapitalizmde sistemik bir durum var: Sorunların aşılması bir yana, bir soruna uygun çözüm bir başkasını ağırlaştırıyor. Daha akademik bir ifadeyle, sermaye birikim rejimi tükendi, yenisini üretecek akıl, kültür de ortada yok.
Bir ironi bu durumu sergiliyor: Bir taraftan petrol fiyatları hızla düşüyor. Diğer taraftan, bu yıl kayıtlardaki en sıcak yıl oluyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
(...)
Küresel kapitalizmde sistemik bir durum var: Sorunların aşılması bir yana, bir soruna uygun çözüm bir başkasını ağırlaştırıyor. Daha akademik bir ifadeyle, sermaye birikim rejimi tükendi, yenisini üretecek akıl, kültür de ortada yok.
Bir ironi bu durumu sergiliyor: Bir taraftan petrol fiyatları hızla düşüyor. Diğer taraftan, bu yıl kayıtlardaki en sıcak yıl oluyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Thursday, August 20, 2015
‘Ama bize anlatılan bu değildi’
Hayır, Erdoğan’ın “fiili rejimine” giden yola taş döşemiş, “yetmez ama evet”çilerle uğraşmayacağım. Konu çok daha geniş, son 35 yıla ilişkin düş kırıklıklarıyla ilgili.
Esneklik refah getirmedi...
Başlığını, Martin Sandbu’nun salı günü aktardığım yazısından aldım. Sandbu “Ama bize anlatılan bu değildi” diyor, ekliyor: Avro bölgesine dayatılan emek piyasası reformları, emek piyasasının güvenceli, yüksek ücretli kalıcı işlerle, güvencesiz düşük ücretli geçici işlerden oluşan ikili yapısını ortadan kaldıracaktı. Kalıcı, yüksek ücretli işlerde çalışanları koruyan sistem zayıflatılınca (işten çıkarma kolaylaşınca - EY) işverenler, kalıcı işlere daha fazla işçi alacaklardı. Ama öyle olmadı.
Hem kalıcı işlerde çalışanlar geçici işçi statüsüne itilmeye başlandılar hem de yoksullaştılar. Emek piyasası reformları vaat ettiklerinin tam aksini getirdiler.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Esneklik refah getirmedi...
Başlığını, Martin Sandbu’nun salı günü aktardığım yazısından aldım. Sandbu “Ama bize anlatılan bu değildi” diyor, ekliyor: Avro bölgesine dayatılan emek piyasası reformları, emek piyasasının güvenceli, yüksek ücretli kalıcı işlerle, güvencesiz düşük ücretli geçici işlerden oluşan ikili yapısını ortadan kaldıracaktı. Kalıcı, yüksek ücretli işlerde çalışanları koruyan sistem zayıflatılınca (işten çıkarma kolaylaşınca - EY) işverenler, kalıcı işlere daha fazla işçi alacaklardı. Ama öyle olmadı.
Hem kalıcı işlerde çalışanlar geçici işçi statüsüne itilmeye başlandılar hem de yoksullaştılar. Emek piyasası reformları vaat ettiklerinin tam aksini getirdiler.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, August 18, 2015
Sözde ekonomik toparlanma
Uluslararası finans çevrelerinde, dünya ekonomisinin mali krizden sonra girdiği “uzun durgunluktan” çıkmaya başladığına ilişkin bir hikâye anlatılıyor.
Bir taraftan Çin ekonomisinde yaşananlar, geçen haftanın beklenmedik devalüasyonu, öbür taraftan OECD ülkelerinde emek piyasalarının durumu bu hikâyeyi yalanlıyor.
‘Deflasyon supabı bozuldu’
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Bir taraftan Çin ekonomisinde yaşananlar, geçen haftanın beklenmedik devalüasyonu, öbür taraftan OECD ülkelerinde emek piyasalarının durumu bu hikâyeyi yalanlıyor.
‘Deflasyon supabı bozuldu’
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, August 17, 2015
Uçuruma düşerken...
AKP-CHP görüşmeleri bir öneri bile üretemeden tükendi. Erdoğan ülkenin rejimini fiilen değiştirdiğini açıkladı. Diyanet, camilere din için, birileri için “canını feda etmeye hazır olma” hutbesi gönderdi. Durum demokrasi, adalet, hukuk, barış adına gerçekten çok vahim.
(...)
‘Olağanüstü zamanlar, olağanüstü tutumları gerektirir”: Bu kâbustan tek çıkış yolunun, CHP ve HDP’nin seçimlere...
(...)
PKK’nin de, artık stratejik anlamını yitirmiş, her seferinde, can kaybının yanı sıra bir bumerang gibi dönüp HDP’yi, HDP’nin bir Türkiye partisi olma, demokratik-seküler güçlerle birleşme çabalarını, barış olasılığını vuran eylemlerine...
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
(...)
‘Olağanüstü zamanlar, olağanüstü tutumları gerektirir”: Bu kâbustan tek çıkış yolunun, CHP ve HDP’nin seçimlere...
(...)
PKK’nin de, artık stratejik anlamını yitirmiş, her seferinde, can kaybının yanı sıra bir bumerang gibi dönüp HDP’yi, HDP’nin bir Türkiye partisi olma, demokratik-seküler güçlerle birleşme çabalarını, barış olasılığını vuran eylemlerine...
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Thursday, August 13, 2015
İmkânsız sentez
Çağımız kapitalizminde, “süper-ego” buyruğu şu: Demokrasiyi kabul edeceksiniz! Etmemek yasak! (Badiou). Büyük ve karmaşık bir toplumsal hareket olarak “Siyasal İslam” da bu “buyrukla” karşı karşıya: Bir “İslam Demokrasisi” üret.
Peki, ama nasıl?
Bu buyruğa nasıl uyulacak? Parlamenter sistem, genel seçimler desek, birileri tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edip de, Hamas, Müslüman Kardeşler, AKP gibi yasaları, sistemi değiştirmeye başlayınca, “uzlaşma rejimi” varsayımı, hızla yerini farklı olanı milli irade adına bastıran totaliter bir rejime dönüşmeye başlıyor. Çünkü projesi aslında toplumu değiştirmek olan bir parti hükümeti kuracak kadar oy alıyor, işe koyuluyor. Bir siyasi parti (SYRİZA örneğin) hükümeti kurduktan sonra, seçimlerden önce verdiği sözleri tutmaya kalkınca, büyük baskıyla tehditlerle karşılaşıyor. Çünkü bu parti çıkarları ekonomik, siyasi iktidarınkilerle uyuşmayan bir seçmenin çoğunluğunun oyunu alıyor ve işe koyuluyor.
(...)
yazının devamını okumak için tıklayınız
Peki, ama nasıl?
Bu buyruğa nasıl uyulacak? Parlamenter sistem, genel seçimler desek, birileri tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edip de, Hamas, Müslüman Kardeşler, AKP gibi yasaları, sistemi değiştirmeye başlayınca, “uzlaşma rejimi” varsayımı, hızla yerini farklı olanı milli irade adına bastıran totaliter bir rejime dönüşmeye başlıyor. Çünkü projesi aslında toplumu değiştirmek olan bir parti hükümeti kuracak kadar oy alıyor, işe koyuluyor. Bir siyasi parti (SYRİZA örneğin) hükümeti kurduktan sonra, seçimlerden önce verdiği sözleri tutmaya kalkınca, büyük baskıyla tehditlerle karşılaşıyor. Çünkü bu parti çıkarları ekonomik, siyasi iktidarınkilerle uyuşmayan bir seçmenin çoğunluğunun oyunu alıyor ve işe koyuluyor.
(...)
yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, August 11, 2015
Yavaşlarken parçalanıyor (II)
Dün dünya ekonomisinde düşük büyüme eğilimine, “Küreselleşme”den dağılmaya geçiş sürecine işaret ettikten sonra, Yükselen Piyasalar (Emerging Markets) kavramına değinmiştim. Bu kavram küreselleşme konusuyla eşzamanlı ve o olgunun önemli bir bileşeni olduğundan, “emperyalizmin” yerine geçen “küreselleşmenin” hikâyesinin sonuna getiriyordu.
‘Küreselleşme’den...
Bu kavram “küre gibi sınırsız ve mükemmel bir yüzey oluşturma” anlamında dünya ekonomisinin, uluslararası mali sermayenin kullanımına en uygun biçimde yeniden düzenlenmesi anlamına geliyordu. Bu düzenleme, ilk önce 1980’lerin başında, borçlu ülkelerin ödeme kriziyle başladı. Bu ülkeler, yeniden borçlanabilmek için IMF’nin dayattığı, ticareti, sermaye hareketlerini serbestleştirme, kamu mallarını satışa hazırlama, sert bir devalüasyonla bunların fiyatlarını düşürme, ihracatı teşvik etme, tüm kaynakları öncelikle borç ödemeye yönlendirme koşullarını kabul ettiler. Böylece, dünya ekonomisi merkez sermayenin çevreye doğru “avlanma alanlarını” genişletme gereksinimlerine göre şekillenmeye, “küreselleşmeye” başladı
Doğu Bloku yıkılınca, Çin ekonomisi hariç tüm sınırlar geçirgenleşti. Artık “küreselleşme kavramı” literatüre hakkıyla girebilir, “yükselen piyasalar” yükselmeye başlayabilirdi. Uluslararası sermaye hareketleri, dünya ticaretinin büyümesi hızlandı. Bu hızlanmayı da desteklemek üzere, bono (borç) piyasasında “süper cycle” olarak adlandırılacak olan uzun genişleme süreci başladı. Internet, iletişim alanında gelişmelerde bu hızlanma ve genişlemenin teknolojik altyapısını oluşturdu. Lafı daha fazla uzatmadan, hemen bu sürecin çarptığı mali kriz duvarına gelelim.
Bu kavram “küre gibi sınırsız ve mükemmel bir yüzey oluşturma” anlamında dünya ekonomisinin, uluslararası mali sermayenin kullanımına en uygun biçimde yeniden düzenlenmesi anlamına geliyordu. Bu düzenleme, ilk önce 1980’lerin başında, borçlu ülkelerin ödeme kriziyle başladı. Bu ülkeler, yeniden borçlanabilmek için IMF’nin dayattığı, ticareti, sermaye hareketlerini serbestleştirme, kamu mallarını satışa hazırlama, sert bir devalüasyonla bunların fiyatlarını düşürme, ihracatı teşvik etme, tüm kaynakları öncelikle borç ödemeye yönlendirme koşullarını kabul ettiler. Böylece, dünya ekonomisi merkez sermayenin çevreye doğru “avlanma alanlarını” genişletme gereksinimlerine göre şekillenmeye, “küreselleşmeye” başladı
Doğu Bloku yıkılınca, Çin ekonomisi hariç tüm sınırlar geçirgenleşti. Artık “küreselleşme kavramı” literatüre hakkıyla girebilir, “yükselen piyasalar” yükselmeye başlayabilirdi. Uluslararası sermaye hareketleri, dünya ticaretinin büyümesi hızlandı. Bu hızlanmayı da desteklemek üzere, bono (borç) piyasasında “süper cycle” olarak adlandırılacak olan uzun genişleme süreci başladı. Internet, iletişim alanında gelişmelerde bu hızlanma ve genişlemenin teknolojik altyapısını oluşturdu. Lafı daha fazla uzatmadan, hemen bu sürecin çarptığı mali kriz duvarına gelelim.
(...)
Monday, August 10, 2015
Yavaşlarken parçalanıyor (I)
Geçen haftanın ekonomi tartışmaları, dünya ekonomisinde düşük büyüme eğilimine, “Küreselleşme”den dağılmaya geçiş sürecine işaret ediyordu.
(...)
--- Bu gelişmeler için, Morgan Stanley’in, Yükselen Piyasalar Bölümü’nün direktörü Ruchir Sharma, “2002- 2010 dönemi şimdi bir anormallik gibi duruyor. Zaten tarihsel olarak, gelişmekte olan ekonomilerden gelerek gelişmiş ülkeler arasına katılmak çok ender görülen bir durumdur” diyor. Sharma’ya göre bu son gelişmeleri “normale dönüş olarak düşünmek gerekir”
(...)
Bu “normale dönüş” de bizi emperyalizmin yerine geçen “küreselleşmenin” hikâyesinin sonuna getiriyor. ...
Yazının tamamını okumak için tık layınız
(...)
--- Bu gelişmeler için, Morgan Stanley’in, Yükselen Piyasalar Bölümü’nün direktörü Ruchir Sharma, “2002- 2010 dönemi şimdi bir anormallik gibi duruyor. Zaten tarihsel olarak, gelişmekte olan ekonomilerden gelerek gelişmiş ülkeler arasına katılmak çok ender görülen bir durumdur” diyor. Sharma’ya göre bu son gelişmeleri “normale dönüş olarak düşünmek gerekir”
(...)
Bu “normale dönüş” de bizi emperyalizmin yerine geçen “küreselleşmenin” hikâyesinin sonuna getiriyor. ...
Yazının tamamını okumak için tık layınız
Thursday, August 06, 2015
Peki şimdi ne olacak? - II
Bu sorunun içeriği, kapsamı üzerinde biraz daha durmak istiyorum. Çünkü Türkiye toplumu çok kritik bir noktada, hatta bir “eşikte...”
(...)
Tehlike ve fırsat
Cumhuriyet tarihinin çeşitli anlarında bütünsellik iddiasının dayandığı fantezilerin hemen hepsinin artık çözülmeye başladığını yazmıştım. Eğer bu “tanı” doğruysa, bu çözülmeye bağlı olarak toplumun tanımlanabilir olmasına olanak sağlayan “tutarlı bütünselliğini” hızla kaybetmeye başladığı savunulabilir.
Bu sav aynı zamanda bir kaos olasılığına işaret eder. “Toplumsal kaos” durumu, yok olma, dağılma olasılığının yanı sıra, düzen getirme eğilimlerinin de gündeme geleceğini, birbirinden farklı düzen getirme eğilimlerinin, şiddete dayalı senaryoları da içerebileceğini söyler. Osmanlı toplumu tanımlanabilir bütünselliğini kaybederken oluşan kaostan Cumhuriyet çıkmıştı, düzen kurulurken de şiddet çeşitli oranlarda, aşamalarda devreye girmişti.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
(...)
Tehlike ve fırsat
Cumhuriyet tarihinin çeşitli anlarında bütünsellik iddiasının dayandığı fantezilerin hemen hepsinin artık çözülmeye başladığını yazmıştım. Eğer bu “tanı” doğruysa, bu çözülmeye bağlı olarak toplumun tanımlanabilir olmasına olanak sağlayan “tutarlı bütünselliğini” hızla kaybetmeye başladığı savunulabilir.
Bu sav aynı zamanda bir kaos olasılığına işaret eder. “Toplumsal kaos” durumu, yok olma, dağılma olasılığının yanı sıra, düzen getirme eğilimlerinin de gündeme geleceğini, birbirinden farklı düzen getirme eğilimlerinin, şiddete dayalı senaryoları da içerebileceğini söyler. Osmanlı toplumu tanımlanabilir bütünselliğini kaybederken oluşan kaostan Cumhuriyet çıkmıştı, düzen kurulurken de şiddet çeşitli oranlarda, aşamalarda devreye girmişti.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Tuesday, August 04, 2015
Peki şimdi ne olacak?
“Gezi”den bu yana gerginlikleri, çelişkileri derinleşmekte olan “toplumsal yapı”, Suruç katliamıyla “durum” değiştirdi. Suruç katliamının bilgisi, duyguları, anıları ise şimdi, yeni “durum” içinde öldürülenlerin sayısı hızla artarken, uzaklaşan bir trenin giderek yok olan görüntüsü gibi...
Şimdi “Çözüm Süreci” yerini savaşa, imhaya, misillemeye bıraktı. Ülkenin 12 yıldır şekillenen simgesel evrenindeki (aslında o biçimiyle bir “imkânsızlık” olan) bir “şey” yok oldu, büyük bir delik açıldı. Gezi’den seçimlere giderken yok olan, bir başka “şey”in (diğer inançlara, “dünyalara” saygılı İslam - bir başka “imkânsızlık”) yerinde açılan delik de şimdi hızla büyüyor.
Biraz ‘tarihsel’ baksak...
(...)
yazının tamamını okumak için tıklayınız
Şimdi “Çözüm Süreci” yerini savaşa, imhaya, misillemeye bıraktı. Ülkenin 12 yıldır şekillenen simgesel evrenindeki (aslında o biçimiyle bir “imkânsızlık” olan) bir “şey” yok oldu, büyük bir delik açıldı. Gezi’den seçimlere giderken yok olan, bir başka “şey”in (diğer inançlara, “dünyalara” saygılı İslam - bir başka “imkânsızlık”) yerinde açılan delik de şimdi hızla büyüyor.
Biraz ‘tarihsel’ baksak...
(...)
yazının tamamını okumak için tıklayınız
Monday, August 03, 2015
Zeitgeist şimdi de İngiltere’de
Avrupa’da muhafazakâr, sosyal demokrat partileri, SYRİZA, Podemos gibi işkence aletleriyle taciz eden Zeitgeist (zamanın ruhu) nihayet İngitere’ye de geldi, İşçi Partisi başkan adaylarından, beyaz sakallı, sakin, mütevazı Jeremy Corbin’in bedeninde...
(...)
Muhafazakâr partide bakanlık, Meclis grup başkanlığı yapmış deneyimli bir siyasetçiAndre Mitchel, Corbin için “Seçmen arasında gerçek/ otantik olmanın değeri artarken o başı dik yürüyor” demiş.
Zeitgeist’in Corbin’in kimliğinde kendini göstermesi de bu saptamada yatıyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
(...)
Muhafazakâr partide bakanlık, Meclis grup başkanlığı yapmış deneyimli bir siyasetçiAndre Mitchel, Corbin için “Seçmen arasında gerçek/ otantik olmanın değeri artarken o başı dik yürüyor” demiş.
Zeitgeist’in Corbin’in kimliğinde kendini göstermesi de bu saptamada yatıyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Thursday, July 30, 2015
Büyük resim - II
Mali krizden bu yana sürüngen bir büyüme hızına
hapsolmuş dünya ekonomisinde, emek verimliliğinde, girişim dinamiğinde,
ticaret hacminde görülen gerilemelere, sanayi sektöründe envanter
artışlarına ilişkin verileri aktardım (28/07), çarşamba günü Financial Times ticaretin
yanı sıra yatırımların da yavaşladığına dikkat çekiyordu. Bu veriler
uluslararası rekabetin yoğunlaşacağını düşündürüyor.
(...)
Klasik emperyalizm
“Jeo-ekonomi” kavramının (Luttwak, National Interest, 1990) bu yıl Davos zirvesinde bir raporun başlığında ilk kez ortaya çıkışını bu gelişmelere bağlayabiliriz.
Jeo-ekonomi, büyük güçlerin, dünyada belli coğrafyalar üzerinden siyasi egemenlik kurma politikaları bağlamında kullanılan klasik jeopolitik kavramından “farklı” olarak coğrafyalarda ekonomik etkinlik kurmaya ilişkin devlet politikalarına gönderme yapar.
Davos raporu da kavramın içini, büyük devletlerin güçlerini ekonomik araçlarla, büyük şirketler aracılığıyla yansıtması anlamında “ekonomik savaş”; çok-kutuplu dünyada bölgeler arası rekabet; devlet kapitalizmi; kaynaklar için değil pazarlar için devletler arası rekabet; küresel düzenin dağılmaya başlamasıyla bölgesel hegemonyaların yükselmesi; Çin’in altyapı yatırımlarına dayalı ittifakları; petrol fiyatlarındaki gerilemeler gibi alt başlıklarla dolduruyordu.
Bunlar bizi adeta Lenin’in emperyalizm broşüründeki 5 maddeli ünlü tanıma götürüyor. Kısacası jeo-ekonomi, klasik emperyalizmin öne çıkmaya başladığını kibarca vurgulayan bir kavram. Ancak bu kez, küresel iklim krizi gibi son derece önemli ama hak ettiği ilgiyi görmeyen bir hızlandırıcı da var.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
(...)
Klasik emperyalizm
“Jeo-ekonomi” kavramının (Luttwak, National Interest, 1990) bu yıl Davos zirvesinde bir raporun başlığında ilk kez ortaya çıkışını bu gelişmelere bağlayabiliriz.
Jeo-ekonomi, büyük güçlerin, dünyada belli coğrafyalar üzerinden siyasi egemenlik kurma politikaları bağlamında kullanılan klasik jeopolitik kavramından “farklı” olarak coğrafyalarda ekonomik etkinlik kurmaya ilişkin devlet politikalarına gönderme yapar.
Davos raporu da kavramın içini, büyük devletlerin güçlerini ekonomik araçlarla, büyük şirketler aracılığıyla yansıtması anlamında “ekonomik savaş”; çok-kutuplu dünyada bölgeler arası rekabet; devlet kapitalizmi; kaynaklar için değil pazarlar için devletler arası rekabet; küresel düzenin dağılmaya başlamasıyla bölgesel hegemonyaların yükselmesi; Çin’in altyapı yatırımlarına dayalı ittifakları; petrol fiyatlarındaki gerilemeler gibi alt başlıklarla dolduruyordu.
Bunlar bizi adeta Lenin’in emperyalizm broşüründeki 5 maddeli ünlü tanıma götürüyor. Kısacası jeo-ekonomi, klasik emperyalizmin öne çıkmaya başladığını kibarca vurgulayan bir kavram. Ancak bu kez, küresel iklim krizi gibi son derece önemli ama hak ettiği ilgiyi görmeyen bir hızlandırıcı da var.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, July 28, 2015
Büyük resim - I
AKP liderliği ölümden korkup, Andreas Lubitz olmaya karar vermiş görünüyor. Lubitz uçağı dağa çarptırmıştı. AKP de “barış sürecini”, İŞİD bahanesiyle, “tüm muhalefeti temizler, sonra seçime giderim” fantezisine çarptırdı. Gelişmeleri kaygıyla izlerken, “büyük resme”, kapitalizmin krizine ilişkin gelişmelere de arada sırada göz atmakta yarar var. Pazar günü Pelin Ünker “Kusursuz Fırtına” yazısıyla
Türkiye ekonomisine bakmıştı. Ben şimdi açıyı biraz daha genişleterek,
dünya ekonomisine ilişkin yeni açıklanan kimi ilginç verilere
değineceğim.
‘Verimlilik sorunu’
Washington Post’tan R. Samuelson “Verimlilik esrarengiz biçimde düşüyor” başlığıyla son OECD raporuna dikkat çekti
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
‘Verimlilik sorunu’
Washington Post’tan R. Samuelson “Verimlilik esrarengiz biçimde düşüyor” başlığıyla son OECD raporuna dikkat çekti
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, July 27, 2015
Gezi’den Suruç’a Ya sonra?
Bir süredir, Türkiye siyasetinde bir “Siyah Kuğu”
(düşük olasılıklı, yüksek etkili) olayının gerçekleşme riski artıyordu.
Bölgedeki tüm politikaları çökmüş bir AKP liderliği, AKP Türkiyesi’ni kaosa doğru sürüklüyordu. Suruç katliamı bir “Siyah Kuğu” olayı idiyse, onu izleyen gelişmeler de “kaos” ortamına girdiğimiz gösteriyor.
Kaosun nereye kadar ilerleyeceği henüz belli değil, ama bence bir şey kesin: Yaşananlar AKP hükümetinin 12 yıllık restorasyon projesiyle uyumlu.
Yazının devamını okaumak için tıklayınız
Kaosun nereye kadar ilerleyeceği henüz belli değil, ama bence bir şey kesin: Yaşananlar AKP hükümetinin 12 yıllık restorasyon projesiyle uyumlu.
Yazının devamını okaumak için tıklayınız
Thursday, July 23, 2015
Stratejik derinlikten Suruç katliamına…
Başbakan’ın İstanbul’da yaptığı bir konuşmada “Osmanlı düzenini, adaletini getireceğiz… Çevremizdeki ateş çemberinin içinden barışla, istikrarla, kalkınmayla çıkacağız” sözlerinden üç gün sonra, Suruç’ta bombalı bir saldırı, katliam gerçekleşti. Buradaki acı ironiyi görmemek olanaksız.
(...)
İzlerken, “daha önce bu ülkeyi, jeopolitik farkındalığı bu kadar zayıf, kafasındaki dünya resmi realiteden bu kadar uzak bir başbakan, böyle bir siyasi kadro yönetti mi?” diye düşündüm. “Acaba hiç bu kadar çirkef, vicdansız bir yandaş medya olmuş muydu?”
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
(...)
İzlerken, “daha önce bu ülkeyi, jeopolitik farkındalığı bu kadar zayıf, kafasındaki dünya resmi realiteden bu kadar uzak bir başbakan, böyle bir siyasi kadro yönetti mi?” diye düşündüm. “Acaba hiç bu kadar çirkef, vicdansız bir yandaş medya olmuş muydu?”
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Tuesday, July 21, 2015
Normalin arkasındaki kriz
ABD’nin Chattanooge kentinde, spor otomobilinden açtığı ateşlerde dört deniz piyadesini ve bir polisi öldüren, Muhammet Yusuf Abdulaziz “normal” bir genç adamdı. Luftansa yolcu uçağını dağa çarptırarak intihar eden Andreas Lubitz gibi... Biri Müslüman, diğeri Hıristiyan iki genç adamın “normalliği” aslında zamanımızın kapitalist yaşam tarzının bireyinin krizini gizliyor...
‘Dünya denen hapishane’
Üç yıl önce elektrik mühendisliği diplomasını aldığında, Amerikan bayrağı önünde resim çektiren Muhammet de Andreas Lubitz gibi, “normal” bir yaşam sürdürüyordu. Genç bir insandı, bazen Mustang otomobilinde esrar içiyor, güreş kulübüne gidiyor, yarışmalara katılıyordu. Halen işsizdi, bekârdı. Arkadaşlarına göre şakacı biriydi, annesine göre uzun süredir depresyondaydı. Sonra birden, anavatanı Ürdün’ü ziyaret etmeye karar verdi.
Bu ziyaretlerde bir şeyler değişmeye, Muhammet, bloguna “Dünya denen hapishane” diye başlayan notlar koymaya, “kardeşlerim arzularınız sizi kandırmasın, yaşam acıdır ve kısadır, kendinizi Allah’a sunma şansı gelip geçiverir”, “sevdiklerinizin tatlı sözleri sizi yolunuzdan saptırmasın, onlar da bu dünyanın tutsaklarıdır” gibi öğütler vermeye başladı.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
‘Dünya denen hapishane’
Üç yıl önce elektrik mühendisliği diplomasını aldığında, Amerikan bayrağı önünde resim çektiren Muhammet de Andreas Lubitz gibi, “normal” bir yaşam sürdürüyordu. Genç bir insandı, bazen Mustang otomobilinde esrar içiyor, güreş kulübüne gidiyor, yarışmalara katılıyordu. Halen işsizdi, bekârdı. Arkadaşlarına göre şakacı biriydi, annesine göre uzun süredir depresyondaydı. Sonra birden, anavatanı Ürdün’ü ziyaret etmeye karar verdi.
Bu ziyaretlerde bir şeyler değişmeye, Muhammet, bloguna “Dünya denen hapishane” diye başlayan notlar koymaya, “kardeşlerim arzularınız sizi kandırmasın, yaşam acıdır ve kısadır, kendinizi Allah’a sunma şansı gelip geçiverir”, “sevdiklerinizin tatlı sözleri sizi yolunuzdan saptırmasın, onlar da bu dünyanın tutsaklarıdır” gibi öğütler vermeye başladı.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, July 20, 2015
‘Aşil’in kalkanı’
Yunanistan’ı düşünürken aklıma, Homeros’un “İlyada destanındaki Aşil’in Kalkanı” bölümü geldi. Auden’in
aynı isimli şiirini de anımsadım. Kalkan tüm dünyayı, çelişkileriyle,
sorunlarıyla betimleyen kabartmalarla süslenmiş. İkincisi, destanda Kalkan, biri Hektor’un Aşil’in sevgilisi Prokletus’u
Aşil sanarak öldürmesini, diğeri de, Aşil’in çılgın bir öfkeyle vahşice
kan dökmesini anlatan iki bölüm arasında, Aşil’in savaşa geri
dönmesinden önceki durgunlukta karşımıza çıkıyor.
Auden’in şiiri (1952), umut ve düş kırıklığı ikilemini işliyor; önümüze, saldırmaya hazır orduların karşısında bekleşen aç, yoksul kitleleri; adaletsizliklerini kuru istatistiklere dayanarak haklı çıkaranları; “kızların iğfal edilmesi... iki çocuğun bir üçüncüsünü bıçaklaması”, “onlar için yalnızca bir önermedir” gibi gözlemleri koyuyor... Yunanistan’ın sunduğu resim de, “Aşil’in Kalkanı” gibi, umut-düş kırıklığı ikilemini, adeta dünyanın durumunu sergiliyor.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Auden’in şiiri (1952), umut ve düş kırıklığı ikilemini işliyor; önümüze, saldırmaya hazır orduların karşısında bekleşen aç, yoksul kitleleri; adaletsizliklerini kuru istatistiklere dayanarak haklı çıkaranları; “kızların iğfal edilmesi... iki çocuğun bir üçüncüsünü bıçaklaması”, “onlar için yalnızca bir önermedir” gibi gözlemleri koyuyor... Yunanistan’ın sunduğu resim de, “Aşil’in Kalkanı” gibi, umut-düş kırıklığı ikilemini, adeta dünyanın durumunu sergiliyor.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Thursday, July 16, 2015
Syriza üzerine soğukkanlı notlar...
Syriza 5 ay direndi sonunda, Almanya’nın, Troika’nın dayattığı koşulları kabul etmek zorunda kaldı. Syriza’ya en başından karşı çıkan kimi “daha sol” kesimler şimdi “büyük yenilgiden”, “ihanetten” söz ediyorlar. Syriza’yı desteklemiş, ondan büyük dönüşümlere imza atmasını beklemiş olanlarda da düş kırıklığı hâkim; büyük, hatta “tarihsel bir yenilgiden” söz ediyorlar. Ben farklı düşünüyorum.
Syriza’nın sınırlarını baştan saptamış, “ne kadar direnirse, ne koparırsa kâr” anlayışıyla desteklemiş, Syriza’yı iktidara getiren ortamda, “bir tarihsel blok oluşturma fırsatı yakalanabilir mi?” diye düşünmüş olanlar da var. Bu kesim için, süreç tamamlanmadı; beş aylık direnişin, pazarlıkların getirdiği dersler, kimi siyasi ideolojik kazanımlar da var. Bir “tarihsel blok” olasılığı ortadan kalkmış değil. Gelişmeler, ilk iki gruptakilerin karar vermekte acele ettiklerini düşündürüyor
Emperyalizmin Pirus zaferi
Uluslararası mali sermayenin adına, Almanya önderliğinde, Yunanistan’la pazarlık eden Troika (IMF, AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası) istediğini aldı ama, bu bir Pirus zaferi oldu. Yunanistan’a dayatılan koşulların, ağırlığı, Financial Times’da bir yorumcunun, “Yalnızca 50 bakireyi Berlin’e göndermediği kaldı” ifadesindeki gibi, ekonomi-finans çevrelerinde bile tepki çekti.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Syriza’nın sınırlarını baştan saptamış, “ne kadar direnirse, ne koparırsa kâr” anlayışıyla desteklemiş, Syriza’yı iktidara getiren ortamda, “bir tarihsel blok oluşturma fırsatı yakalanabilir mi?” diye düşünmüş olanlar da var. Bu kesim için, süreç tamamlanmadı; beş aylık direnişin, pazarlıkların getirdiği dersler, kimi siyasi ideolojik kazanımlar da var. Bir “tarihsel blok” olasılığı ortadan kalkmış değil. Gelişmeler, ilk iki gruptakilerin karar vermekte acele ettiklerini düşündürüyor
Emperyalizmin Pirus zaferi
Uluslararası mali sermayenin adına, Almanya önderliğinde, Yunanistan’la pazarlık eden Troika (IMF, AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası) istediğini aldı ama, bu bir Pirus zaferi oldu. Yunanistan’a dayatılan koşulların, ağırlığı, Financial Times’da bir yorumcunun, “Yalnızca 50 bakireyi Berlin’e göndermediği kaldı” ifadesindeki gibi, ekonomi-finans çevrelerinde bile tepki çekti.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Subscribe to:
Posts (Atom)