Mali krizden bu yana tartışmalar giderek bir taraftan “uzun durgunluk”,
diğer taraftan mali piyasalar üzerine yoğunlaşıyor. Her iki alanda da
bir gelişme olmadığından yeni bir ekonomik sarsıntı, mali kırılma
olasılığı Demokles’in kılıcı gibi dünya ekonomisinin başının üzerinde
sallanıyor.
Aslında “durgunluk”, mali piyasaların etkileri
gibi konular, krizin nedenlerini dış etkenlerde değil de, kapitalizmin
yapısal özelliklerinde, iç dinamiklerinde arayanlar açısından yaklaşık
150 yıldır oldukça açıktı. Bu konuların kapitalist ekonominin kaptan
köşkünde olanlar açısından da açıklığa kavuşmaya başlıyor olması
sevindirici.
Finansa fren gerekiyormuş
Bu zihin açıklığının son örneklerinden biri de, bu ayın başında yayımlanan “Rethinking Financial Deepening: Stability and Growth in Emerging Markets” başlıklı IMF çalışması...
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, May 25, 2015
Tuesday, May 19, 2015
Ortadoğu’nun en yeni lider adayı...
AKP Türkiye’yi Ortadoğu’nun lideri yapacaktı. O
proje çöktü. AKP dış politikası tamamen iflas etti. AKP, şimdilerde,
iktidarını korumaya yönelik yeni bir enerji yaratma umuduyla,
Ortadoğu’nun en yeni lider adayı Suudi Krallığı’nın, modern anlamda
devlet oluğu bile şüpheli “şeyin” peşine takılıyor. Suudi Arabistan’ın da hiç şansı yok. Türkiye’yi de peşinde bir bataklığa sürükleme olasılığı ise çok yüksek.
Liderden, artçıya
AKP liderlik hayallerinin iflasının arkasında esas olarak üç etken yatıyordu. Birincisini, “lafla peynir gemisi yürütmeye kalkmak” olarak özetlenebilir. O dönemde ülkenin adeta konferans merkezine dönüştüğünü, konferansların dış politika anlamına gelmediğini bir çok kez vurgulamıştık.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Liderden, artçıya
AKP liderlik hayallerinin iflasının arkasında esas olarak üç etken yatıyordu. Birincisini, “lafla peynir gemisi yürütmeye kalkmak” olarak özetlenebilir. O dönemde ülkenin adeta konferans merkezine dönüştüğünü, konferansların dış politika anlamına gelmediğini bir çok kez vurgulamıştık.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Monday, May 18, 2015
Kriz ama, herkes için değil!
(...)
Yoksulluğun boyutlarını, hemen her güne tüm müstehcenliği ile, gerek sokaklarda gerekse de televizyondaki, çeşitli iç savaş, denizlerde ölen göçmenler, kuraklık, açlık haberlerinde izleyebiliyoruz. Madalyonun öbür yüzünde -belki de piramidin ucu demek gerekiyor- neler olduğuna ilişkin bilgiler çok ender olarak karşımıza çıkıyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Yoksulluğun boyutlarını, hemen her güne tüm müstehcenliği ile, gerek sokaklarda gerekse de televizyondaki, çeşitli iç savaş, denizlerde ölen göçmenler, kuraklık, açlık haberlerinde izleyebiliyoruz. Madalyonun öbür yüzünde -belki de piramidin ucu demek gerekiyor- neler olduğuna ilişkin bilgiler çok ender olarak karşımıza çıkıyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Monday, May 11, 2015
İngiltere seçimleri üzerine gözlemler
Birleşik Krallık (İngiltere, İskoçya, Galler -
BK) genel seçimleri Türkiye için de yararlı olabilecek gözlemlere olanak
veren bir süreç sergiledi.
Seçimlerde, hükümetteki Muhafazakâr Parti, liderliğinin en iyimser beklentilerini aşan bir başarıyla tek başına hükümet kuracak sayıya ulaştı. İşçi Partisi, beklentilerin gerisine düşmekle kalmadı, tarihsel olarak kurucularının geldiği ülkede, İskoçya’da adeta siyasi haritadan silindi. Geçen seçimlerde verdiği sözlerin hiçbirini tutmayan Liberal Parti tamamen çöktü. UKİP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) oylarını artırmakla birlikte meclise yalnızca 1 temsilci sokabildi. Buna karşılık SNP (İskoçya Ulusal Partisi) 2010’da milletvekili sayısını 6’dan 56’ya yükseltti. Seçimleri kaybeden partilerin liderleri hemen istifa ettiler.
(...)
Küreselleşme, kriz, ulus devlet
Bu resme bir adım geri çekilerek bakınca şunları düşünmek de olanaklı. Kapitalizmin 1980’lerde gelişen, 1989’dan sonra egemen olan “tek yol neo-liberalizmdir, küreselleşmedir, ulus devlet zayıflayacak, ulusalcılık (tüm nüansları yok sayarakemperyalizm olgusunu gizleyerek) en büyük düşman” diyen “ruhu” şimdi artık çürüyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Seçimlerde, hükümetteki Muhafazakâr Parti, liderliğinin en iyimser beklentilerini aşan bir başarıyla tek başına hükümet kuracak sayıya ulaştı. İşçi Partisi, beklentilerin gerisine düşmekle kalmadı, tarihsel olarak kurucularının geldiği ülkede, İskoçya’da adeta siyasi haritadan silindi. Geçen seçimlerde verdiği sözlerin hiçbirini tutmayan Liberal Parti tamamen çöktü. UKİP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) oylarını artırmakla birlikte meclise yalnızca 1 temsilci sokabildi. Buna karşılık SNP (İskoçya Ulusal Partisi) 2010’da milletvekili sayısını 6’dan 56’ya yükseltti. Seçimleri kaybeden partilerin liderleri hemen istifa ettiler.
(...)
Küreselleşme, kriz, ulus devlet
Bu resme bir adım geri çekilerek bakınca şunları düşünmek de olanaklı. Kapitalizmin 1980’lerde gelişen, 1989’dan sonra egemen olan “tek yol neo-liberalizmdir, küreselleşmedir, ulus devlet zayıflayacak, ulusalcılık (tüm nüansları yok sayarakemperyalizm olgusunu gizleyerek) en büyük düşman” diyen “ruhu” şimdi artık çürüyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tıklayınız
Tuesday, May 05, 2015
‘Yeni büyüme stratejisi’ gerçek mi?
Geçen hafta İstanbul’da “39. İktisatçılar Haftası”nda “Yeni büyüme stratejisi. Gerçek mi illüzyon mu?” başlıklı bir panele katıldım. Yaptığım sunuşu salı, perşembe yazılarımda okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
15 yıldır uygulanıyormuş
“Yeni büyüme stratejisi” önemli bir konu. Pazar günü Gavin Davies Financial Times’ da dünya ekonomisinin, üzerinde genel olarak anlaşılan beklentilerden daha büyük oranlarda yavaşlamakta olduğunu vurguluyor, toparlanma olasılığı düşmeye devam ederken resesyon olasılığın yükselmeye devam ettiğini gösteriyordu. Bu veriler genel geçer ekonomik büyüme modellerinin, araçlarının beklenen sonuçları vermediğini gösteriyor.
İlginç olan şu ki Dünya Bankası’nın 14 Ekim 2014’te düzenlediği bir toplantıda, 15 yıldır uygulanan “yeni büyüme stratejilerinin” sonuçları tartışılmış. Öyleyse “Yeni Büyüme stratejisi” denen bir şey var, 15 yıldır uygulanıyor.
Ancak, Financial Times, Wall Street Journal gibi yayınlardaki, çoğunu bu köşede aktardığım yorumlara, IMF, OECD açıklamalarına bakınca, “Yaa, sahi mi?” demekten kendimizi alamıyoruz. Öyle ya, “uzun durgunluk”, “büyük depresyon” “gelişmekte olan piyasalarda hava değişti”, “balon patlıyor” gibi kavramlar günlük yaşamın parçası olmadı mı? Nerde bu “yeni strateji”?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
15 yıldır uygulanıyormuş
“Yeni büyüme stratejisi” önemli bir konu. Pazar günü Gavin Davies Financial Times’ da dünya ekonomisinin, üzerinde genel olarak anlaşılan beklentilerden daha büyük oranlarda yavaşlamakta olduğunu vurguluyor, toparlanma olasılığı düşmeye devam ederken resesyon olasılığın yükselmeye devam ettiğini gösteriyordu. Bu veriler genel geçer ekonomik büyüme modellerinin, araçlarının beklenen sonuçları vermediğini gösteriyor.
İlginç olan şu ki Dünya Bankası’nın 14 Ekim 2014’te düzenlediği bir toplantıda, 15 yıldır uygulanan “yeni büyüme stratejilerinin” sonuçları tartışılmış. Öyleyse “Yeni Büyüme stratejisi” denen bir şey var, 15 yıldır uygulanıyor.
Ancak, Financial Times, Wall Street Journal gibi yayınlardaki, çoğunu bu köşede aktardığım yorumlara, IMF, OECD açıklamalarına bakınca, “Yaa, sahi mi?” demekten kendimizi alamıyoruz. Öyle ya, “uzun durgunluk”, “büyük depresyon” “gelişmekte olan piyasalarda hava değişti”, “balon patlıyor” gibi kavramlar günlük yaşamın parçası olmadı mı? Nerde bu “yeni strateji”?
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, May 04, 2015
Bir ‘1 Mayıs’ yenilgisi daha...
1 Mayıs, bu yıl da AKP hükümeti için tam anlamıyla bir yenilgi oldu!
Çünkü Taksim salt bir mekân değil. 1977 saldırısı ve katliamı, hükümetin ısrarla “1 Mayıs” günü bu mekâna girişi engelleme çabaları bu mekânı salt fiziki bir mekân olmaktan çıkardı, onu içi doldurularak anlamlandırılmayı bekleyen bir simge düzeyine yükseltti.
Hükümetin başarılı olabilmesi için bu içini doldurma sürecini kontrol ederek anlamı belirlemesi gerekiyordu. Bu belirleme işleminde başarılı olabilmesi için hükümetin iki şeyden en azından birini başarması gerekiyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Çünkü Taksim salt bir mekân değil. 1977 saldırısı ve katliamı, hükümetin ısrarla “1 Mayıs” günü bu mekâna girişi engelleme çabaları bu mekânı salt fiziki bir mekân olmaktan çıkardı, onu içi doldurularak anlamlandırılmayı bekleyen bir simge düzeyine yükseltti.
Hükümetin başarılı olabilmesi için bu içini doldurma sürecini kontrol ederek anlamı belirlemesi gerekiyordu. Bu belirleme işleminde başarılı olabilmesi için hükümetin iki şeyden en azından birini başarması gerekiyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, April 28, 2015
‘İş Çevrelerinin’ Siyasete İlgisi Artıyormuş
Dün esas olarak halk sınıflarını etkileyen iki
toplumsal krizin kesişmeye başladığına işaret etmiştim. Bugün,
madalyonun öbür yüzüne, The Atlantic dergisinin mayıs sayısında yayımlanan kapsamlı bir denemeden (Chrystia Freeland, The disintegration of the World) yararlanarak, iş çevrelerinin kaygılarına değineceğim.
Yararlandığım denemenin ana teması şöyle: Yakın zaman kadar siyasi konularla ilgilenmeyen iş çevreleri bu tutumlarını değiştiriyorlar. McKinsey Araştırma’nın Genel Müdürü Dominic Barton, “ ‘Kapitalizm nasıl işler, adaletli midir? Demokrasi iyi midir?’ gibi genelde Occupy Wall Street gibi muhalefet hareketlerinin gündemini meşgul eden sorular şimdi iş çevrelerinin seçkinleri arasında dolaşıyor” diyor.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Yararlandığım denemenin ana teması şöyle: Yakın zaman kadar siyasi konularla ilgilenmeyen iş çevreleri bu tutumlarını değiştiriyorlar. McKinsey Araştırma’nın Genel Müdürü Dominic Barton, “ ‘Kapitalizm nasıl işler, adaletli midir? Demokrasi iyi midir?’ gibi genelde Occupy Wall Street gibi muhalefet hareketlerinin gündemini meşgul eden sorular şimdi iş çevrelerinin seçkinleri arasında dolaşıyor” diyor.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, April 27, 2015
Bir Büyük Trajediye Doğru
Neoliberal “Birlik” projesi Avrupa’yı,
emperyalist müdahaleler Afrika ve Ortadoğu’yu adeta yangın yerine
çevirdi. Bu yangınlar tek bir büyük trajedi oluşturacak biçimde
kesişiyor.
Siyaseti bırak paraları ver...
Neoliberal “Birlik” projesinin hakikatini gösteren tipik örnek Yunanistan krizi.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Siyaseti bırak paraları ver...
Neoliberal “Birlik” projesinin hakikatini gösteren tipik örnek Yunanistan krizi.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, April 21, 2015
Bu Kez İklim Çok Farklı - II
Dün, AKP’nin bu genel seçimlere, daha önce
yaşamadığı bir iklimde girdiğine dikkat çekmiş, “Seçim sonrası olası
gelişmelerden gerçekten korkuyorum!” diyerek bitirmiştim. AKP
bu seçimlerde beklediğinden kötü bir sonuç alırsa bunu nasıl
karşılayacak bilemiyorum. Ancak, AKP, seçimlerde istediklerini yapmasına
olanak verecek bir sonuç alırsa, seçim öncesi yaşadığı belirsizliğin,
gerginliğin, korkunun etkisiyle, “restorasyon projesini” adeta intikam
alırcasına hızlandıracaktır diye düşünüyorum.
Allah’ın ‘inayeti’ olarak iktidar
AKP liderliğinde iktidara gelen siyasal İslam kendince, yüz yıl sonra ele geçirdiği bu fırsatı, “parantezi kapamak”, Osmanlı dünyasını restore etmek, Türkiye’nin düşünsel (simgesel) dünyasını, her zaman iktidarda kalmasına olanak verecek insanları yetiştirmek için kullanmak istiyor.
Yazının tamamını okumak için "tık" layınız
Allah’ın ‘inayeti’ olarak iktidar
AKP liderliğinde iktidara gelen siyasal İslam kendince, yüz yıl sonra ele geçirdiği bu fırsatı, “parantezi kapamak”, Osmanlı dünyasını restore etmek, Türkiye’nin düşünsel (simgesel) dünyasını, her zaman iktidarda kalmasına olanak verecek insanları yetiştirmek için kullanmak istiyor.
Yazının tamamını okumak için "tık" layınız
Monday, April 20, 2015
Bu Kez İklim Çok Farklı
AKP ilk kez genel seçimlere böyle bir iklimde giriyor. Bunu düşünürken, 2003 yılında temelleri Erdoğan tarafından atılan Keçiören “Cumhuriyet Kulesi”ne
ilişkin haberler gözüme takıldı. Bugüne kadar yapımında 27 milyon lira
ziyan edilmiş, milyonlarca liraya ulaşan bir maliyetle yıkılacakmış. Ne
kadar uygun bir metafor...
Yazının devamını kumak için "tık"layınız
Yazının devamını kumak için "tık"layınız
Tuesday, April 14, 2015
Mali Sermayenin Kıskacında…
“Büyük durgunluk” devam ederken, geçen hafta borsa indeksleri rekor düzeylerde dolaşıyordu. Mali krizin ardından yerleşen “büyük durgunluk”,
mali sermayenin gereksinimlerine öncelik veren neoliberal modelin artık
işlemediğini, büyüme değil daralma getirdiğini ortaya koydu. Mali
piyasaların baskısı, “şantajı” yeni bir model arayışlarını bloke ediyor.
Pazartesi yazımda, bu soruna Yunanistan’ın krizi bağlamında değinmiştim. Şimdi bakış açımı, geçen hafta yayımlanan IMF raporu, OECD açıklamaları, Yükselen Piyasaların Ekonomilerine (YPE) ilişkin yeni bulguların ışığında genişletmeye çalışacağım.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Pazartesi yazımda, bu soruna Yunanistan’ın krizi bağlamında değinmiştim. Şimdi bakış açımı, geçen hafta yayımlanan IMF raporu, OECD açıklamaları, Yükselen Piyasaların Ekonomilerine (YPE) ilişkin yeni bulguların ışığında genişletmeye çalışacağım.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, April 13, 2015
SYRİZA’nın Sınırları
SYRİZA hükümetinin, troyka (IMF, Avrupa Merkez Bankası, Avrupa Komisyonu), aslında Almanya ile, parlamentoda “Borçların kaynaklarını araştırma komisyonu” kurmak, Rusya ziyareti, Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarına karşı çıkmak, IMF’ye 450 milyon Avro (“kaynağı belirsiz” -The Independent 10/04) ödemek gibi yaratıcı pazarlık taktiklerini izlemek ilginç. Ancak, insan “Sonu nereye varacak?” diye düşünmeden edemiyor.
Prof. Neville Morley bu taktikleri, Tükidides’in “Pelepones Savaşları” yapıtındaki küçük Melos adasının Atina ile yaptığı umutsuz pazarlığa benzetiyor. Melos, emperyalizm paradigması içinde hareket eden Atina’yı asla ikna edemiyor. Bu güçlü ama kötümser bir analoji. Benim aklıma, Leonard Cohen’in şarkısındaki “Like a worm on a hook” (bir olta iğnesinin ucundaki kurt gibi) sözleri geldi, iyimser bir analoji olarak...
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Prof. Neville Morley bu taktikleri, Tükidides’in “Pelepones Savaşları” yapıtındaki küçük Melos adasının Atina ile yaptığı umutsuz pazarlığa benzetiyor. Melos, emperyalizm paradigması içinde hareket eden Atina’yı asla ikna edemiyor. Bu güçlü ama kötümser bir analoji. Benim aklıma, Leonard Cohen’in şarkısındaki “Like a worm on a hook” (bir olta iğnesinin ucundaki kurt gibi) sözleri geldi, iyimser bir analoji olarak...
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Tuesday, March 31, 2015
Suudi Rejiminin Yemen’le İntiharı…
Başlık güçlü oldu ama, Ortadoğu’da durum böyle
başlıkları çağırıyor. Suudi rejiminin Yemen macerasının sonu belirsiz,
hatta Suudi hanedanının geleceğini tehlikeye atan bir süreci başlattığı
kolaylıkla söylenebilir.
Pazartesi günü “entropi” kavramından yararlanarak üç sürecin altını çizmiştim. ABD hegemonyası altında oluşmuş uluslararası ilişkilerin düzeni dağılıyor. Ortadoğu’da, emperyalizmin Sykes-Picot anlaşması ile kurulan düzeni dağılıyor. Türkiye’de 2002’den bu yana AKP-Siyasal İslam projesini ilerleten liderlik dağılıyor. Bu dağılma süreçlerini ne kısa dönemde ne de orta dönemde geri çevirmek olanaklı. Uzun dönemdeyse malum, “nasıl olsa ölmüş olacağız”.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Pazartesi günü “entropi” kavramından yararlanarak üç sürecin altını çizmiştim. ABD hegemonyası altında oluşmuş uluslararası ilişkilerin düzeni dağılıyor. Ortadoğu’da, emperyalizmin Sykes-Picot anlaşması ile kurulan düzeni dağılıyor. Türkiye’de 2002’den bu yana AKP-Siyasal İslam projesini ilerleten liderlik dağılıyor. Bu dağılma süreçlerini ne kısa dönemde ne de orta dönemde geri çevirmek olanaklı. Uzun dönemdeyse malum, “nasıl olsa ölmüş olacağız”.
yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, March 30, 2015
Dönülmez Akşamın Ufkunda...
Genelkurmay Başkanı “bölgede bir konvansiyonel savaş” olasılığından söz etti. Cumhurbaşkanı TV 24’e verdiği demeçte İran’ın bölgedeki etkisinin artmasına izin verilemeyeceğini vurguladı; İran “gelme” dedi. Gelin, bunların üzerinde fizikten “entropi” kavramını ödünç alarak düşünelim.
(...)
Bölgedeki tüm politikaları ters tepmiş bir AKP liderliği, kendi entropisi hızlanırken, entropisi hızla artan çok taraflı bir sürece dalmaya niyetleniyor... Bölge, içinde AKP Türkiye’si, birlikte kaosa doğru ilerliyor! (Yarın devam ediyorum.)
Yazının tamamını okumak içn "tık"layınız
(...)
Bölgedeki tüm politikaları ters tepmiş bir AKP liderliği, kendi entropisi hızlanırken, entropisi hızla artan çok taraflı bir sürece dalmaya niyetleniyor... Bölge, içinde AKP Türkiye’si, birlikte kaosa doğru ilerliyor! (Yarın devam ediyorum.)
Yazının tamamını okumak içn "tık"layınız
Tuesday, March 24, 2015
Asya Altyapı Yatırım Bankası
ABD hegemonyası gerilemeye devam ediyor. ABD’nin tüm engelleme çabalarına karşın, Çin önderliğinde kurulan Asya Altyapı Yatırım Bankası (AAYB) bu gerilemenin son örneğini oluşturuyor.
ABD’den gelen tüm baskılara karşın İngiltere bu bankaya kurucu üye olarak katılıyor. Londra’daki bir ABD diplomatı, İngiltere’nin kararını, “Çin’in arzularına sürekli uyum sağlamanın yeni bir örneği” olarak niteledi. (New York Times 19/02). “Çin ABD’nin akıllı gücüne karşı zafer kazandı” diyen Wall Street Journal’a göre, Çin önderliğinde kurulan bu banka, “Amerikan etkisinin gerilemekte olduğunu gösteren tipik bir örnek” (19/03).
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
ABD’den gelen tüm baskılara karşın İngiltere bu bankaya kurucu üye olarak katılıyor. Londra’daki bir ABD diplomatı, İngiltere’nin kararını, “Çin’in arzularına sürekli uyum sağlamanın yeni bir örneği” olarak niteledi. (New York Times 19/02). “Çin ABD’nin akıllı gücüne karşı zafer kazandı” diyen Wall Street Journal’a göre, Çin önderliğinde kurulan bu banka, “Amerikan etkisinin gerilemekte olduğunu gösteren tipik bir örnek” (19/03).
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, March 23, 2015
Müzede Katliam
Geçen hafta “Uygarlığa Savaş Açtılar”
başlıklı yazımı gazeteye gönderdikten sonra, televizyonu açtım; karşıma
Tunus’ta bir müzede 18 yabancı turistin, iki Tunuslunun, iki İslamcı
militanın ölümüyle sonuçlanan katliamın görüntüleri çıktı. Uygarlığın
mirasının örneklerini barındıran bir mekâna yönelik saldırının simgesel anlamı çok açıktı: Bizim tarihimiz, bizim dinimiz dışında, tarihsel ve kültürel miras tanımıyoruz, tüm örneklerini yok etmeye kararlıyız!
Perşembe yazımda vurguladığım gibi bu radikal tutumun arkasındaki mantık ne yazık ki salt IŞİD ideolojisine indirgenemiyor. Türkiye’de siyasal İslamın sözcülerinden birinin, “Bizim medeniyetimizin fikir, sanat, ahlak, siyaset ve hayat yolculuğunda ‘iyi’, ‘güzel’ ve ‘doğru’ tasavvurumuzun yegâne kaynağı Kur’ân olagelmiştir” iddiası ne yazık ki “İslam hoşgörü ve barış dinidir” iddiasıyla çelişiyor. Eğer özgün bir uygarlığınız olduğuna inanıyorsanız, bunun yegâne kaynağının bir kutsal kitap olduğunu savunuyorsanız buradan tek bir yere gidebilirsiniz: Kutsalınızı, kabul etmeyen tüm diğer dinler sizin uygarlığınızın can düşmanlarıdır, yok edilmeleri gerekir.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Perşembe yazımda vurguladığım gibi bu radikal tutumun arkasındaki mantık ne yazık ki salt IŞİD ideolojisine indirgenemiyor. Türkiye’de siyasal İslamın sözcülerinden birinin, “Bizim medeniyetimizin fikir, sanat, ahlak, siyaset ve hayat yolculuğunda ‘iyi’, ‘güzel’ ve ‘doğru’ tasavvurumuzun yegâne kaynağı Kur’ân olagelmiştir” iddiası ne yazık ki “İslam hoşgörü ve barış dinidir” iddiasıyla çelişiyor. Eğer özgün bir uygarlığınız olduğuna inanıyorsanız, bunun yegâne kaynağının bir kutsal kitap olduğunu savunuyorsanız buradan tek bir yere gidebilirsiniz: Kutsalınızı, kabul etmeyen tüm diğer dinler sizin uygarlığınızın can düşmanlarıdır, yok edilmeleri gerekir.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, March 16, 2015
Tarihi Seçimler
Yarın, İsrail’de 25 yıllık bir dönemi kapatabilecek,
tarihi bir genel seçimler yaşanacak. Son seçmen eğilimi araştırmaları,
Parlamento’da İsaac Herzog (İşçi Partisi) ve Tzipi Livni (Hatnuah) ortak liderliğindeki Siyonist Birlik’in, Başbakan Netanyahu’nun partisi Likud’dan 4-5 iskemle daha fazla elde edebileceğini gösteriyor. Jarusalem Post’un
bir araştırması göre, seçmenin yüzde 72’si bir değişimden yana, ancak
yalnızca yüzde 41’i Netanyahu ile devam etmek istiyor (03/13/15).
Bu, geçen aralıkta hükümeti dağıtarak erken seçim sürecini başlatan Başbakan Netanyahu’nun hiç hesaba katmamış olduğu bir gelişme...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bu, geçen aralıkta hükümeti dağıtarak erken seçim sürecini başlatan Başbakan Netanyahu’nun hiç hesaba katmamış olduğu bir gelişme...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Tuesday, March 10, 2015
Yeni Ortadoğu... -II
(...)
Pazartesi yazımı, İsrail’in askeri kapasitesini düşünerek İran’dan bu kadar korkmasının mantığını anlamak çok kolay değil, ama “Sünni Arap krallıklarının konumu İsrail’inkinden farklı; korkuları hiç de boşuna değil” saptamasıyla bırakmıştım...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Pazartesi yazımı, İsrail’in askeri kapasitesini düşünerek İran’dan bu kadar korkmasının mantığını anlamak çok kolay değil, ama “Sünni Arap krallıklarının konumu İsrail’inkinden farklı; korkuları hiç de boşuna değil” saptamasıyla bırakmıştım...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, March 09, 2015
Yeni Ortadoğu’da... (1)
[Okuyuculara bir not: Bu yazının başlığı aslında "Yeni Ortadoğu'da Yükselenler ve yükselemeyenler" idi. Yeni sayfa düzenine sığmayıca böyle oldu. Yazının devamı Salı günü. Bundan böyle yazılarım Pazartesi, Salı ve Perşembe olmak üzere haftata üç gün çıkıyor ]
Plana göre, AKP Türkiyesi “stratejik derinliği” sayesinde, tüm komşularıyla sorunlarını çözecek, “sıfır sorun” durumuna ulaşacaktı. AKP Türkiyesi ılımlı-demokratik bir Müslüman ülke olarak, Ortadoğu’nun, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, örnek oluşturan, düzen getiren, uluslararası hegemona dayanarak güç yansıtabilen bir lider ülke olacaktı. AKP Türkiyesi bölgede başlayan değişime aktif olarak katılan, yalnızca ABD’nin boşalttığı yeri dolduran bir bölge gücü değil, aynı zamanda, oyun kurucu, yükselen bir dünya gücü olacaktı.
Ama şimdi, Suriye iç savaşı El Nusra ve IŞİD gibi canavarları doğurduktan, Esad rejimi, AKP Türkiyesi’nin beklentilerinin aksine, birkaç ay içinde düşmeyip, kalıcılığını kanıtladıktan, “Gezi olayı” ve hükümetin tepkisi tüm dünyanın bakışlarını Türkiye üzerine çektikten sonra, karşımızda başka bir Türkiye imajı var: Bir taraftan dış politikası iflas etmiş dostlarını kaybetmiş bir Türkiye (Financial Times, 03/03/15), diğer taraftan, Cumhuriyetini bir polis devletine dönüştürmeye (Al Jazeera, 26/02/15; Deutsche Welle, 28/02), hatta Osmanlı devlet ve kültür düzenini restore etmeye çabalayan bir Türkiye.
Bölgede demokratikleşmeye, Batı ile ilişkilerini geliştirmeye, yükselen, “Osmanlı topraklarında” etkisini artırmaya başlayan bir ülke var. Bu, Türkiye değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun en eski rakibi İran...
İran hegemonyası mı?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Plana göre, AKP Türkiyesi “stratejik derinliği” sayesinde, tüm komşularıyla sorunlarını çözecek, “sıfır sorun” durumuna ulaşacaktı. AKP Türkiyesi ılımlı-demokratik bir Müslüman ülke olarak, Ortadoğu’nun, Osmanlı İmparatorluğu topraklarında, örnek oluşturan, düzen getiren, uluslararası hegemona dayanarak güç yansıtabilen bir lider ülke olacaktı. AKP Türkiyesi bölgede başlayan değişime aktif olarak katılan, yalnızca ABD’nin boşalttığı yeri dolduran bir bölge gücü değil, aynı zamanda, oyun kurucu, yükselen bir dünya gücü olacaktı.
Ama şimdi, Suriye iç savaşı El Nusra ve IŞİD gibi canavarları doğurduktan, Esad rejimi, AKP Türkiyesi’nin beklentilerinin aksine, birkaç ay içinde düşmeyip, kalıcılığını kanıtladıktan, “Gezi olayı” ve hükümetin tepkisi tüm dünyanın bakışlarını Türkiye üzerine çektikten sonra, karşımızda başka bir Türkiye imajı var: Bir taraftan dış politikası iflas etmiş dostlarını kaybetmiş bir Türkiye (Financial Times, 03/03/15), diğer taraftan, Cumhuriyetini bir polis devletine dönüştürmeye (Al Jazeera, 26/02/15; Deutsche Welle, 28/02), hatta Osmanlı devlet ve kültür düzenini restore etmeye çabalayan bir Türkiye.
Bölgede demokratikleşmeye, Batı ile ilişkilerini geliştirmeye, yükselen, “Osmanlı topraklarında” etkisini artırmaya başlayan bir ülke var. Bu, Türkiye değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun en eski rakibi İran...
İran hegemonyası mı?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, March 02, 2015
Savaşa ve Kaosa Doğru
Geçen pazartesi yazımda dikkat çektiğim iki
eğilim güçlenmeye devam ediyor. Bahar’da IŞİD’i Musul’dan çıkarmaya
yönelik bir savaşa, ABD’nin yeniden imparatorluk projesine geri
dönmesine ilişkin tartışmalar geçen hafta belirgin biçimde yoğunlaştı.
Bu tartışmalardan, büyük çaplı, uzun sürecek, birçok ülkenin topraklarını etkileyecek bir savaşın gündeme gelmeye başladığını düşünmek olanaklı. IŞİD açısından Musul’un önemi, IŞİD’in Türkiye dahil birçok ülkenin sınırlarını delik deşik etmiş olan varlığı, sonunda Musul’dan sürülüp atıldığında, ülkelerine dönmeye başlayacak olan savaşçılar üzerinden metastaz yapma olasılığı da savaşla birlikte, halen IŞİD bölgesinde ve Suriye’de oluşan kaosun yaygınlaşabileceğini düşündürüyor.
Yeni savaş arzusu
Geçen salı günü New York Times, “George W. Bush döneminin ardından muhafazakârlarda denizaşırı savaşlara ilişkin oluşan kuşkuların artık dağılmakta olduğunu” aktarıyordu (J. Martin & J.W. Peters, 24/02/15).
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Bu tartışmalardan, büyük çaplı, uzun sürecek, birçok ülkenin topraklarını etkileyecek bir savaşın gündeme gelmeye başladığını düşünmek olanaklı. IŞİD açısından Musul’un önemi, IŞİD’in Türkiye dahil birçok ülkenin sınırlarını delik deşik etmiş olan varlığı, sonunda Musul’dan sürülüp atıldığında, ülkelerine dönmeye başlayacak olan savaşçılar üzerinden metastaz yapma olasılığı da savaşla birlikte, halen IŞİD bölgesinde ve Suriye’de oluşan kaosun yaygınlaşabileceğini düşündürüyor.
Yeni savaş arzusu
Geçen salı günü New York Times, “George W. Bush döneminin ardından muhafazakârlarda denizaşırı savaşlara ilişkin oluşan kuşkuların artık dağılmakta olduğunu” aktarıyordu (J. Martin & J.W. Peters, 24/02/15).
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)