Avrupa’daki son ekonomik, siyasi gelişmelerin içinde Almanya’nın şekillenmeye başlayan tutumu bana, “We need to talk about Kevin” (Kevin hakkında konuşmalıyız) filmini anımsatıyor.
İki kriz ve Almanya
Bir
çarşamba yazımda, Avrupa’nın ekonomik (mali) ve jeopolitik (Ukrayna)
krizlerinin Yunanistan üzerinde kesiştiğini yazmıştım. Bu krizlere
bakınca ikisinde de, hem ortaya çıkış dinamikleri hem de gelişmeleri
açısından Almanya’nın çok kritik bir işleve sahip olduğunu görüyoruz.
(...)
Yazının devamını okumk için tıklayınız
Monday, February 16, 2015
Monday, February 09, 2015
‘Gök Kubbenin Altında...’
Mao Zedong, bir keresinde, “Gök kubbenin altında kaos var, koşullar mükemmel”demişti. Bugünlerde de gök kubbenin altında, kimi yerde kaos, kimi yerde belirsizlik var ama Mao’nun iyimserliğine pek rastlanmıyor, belki de bu kaosa bir düzen getirebilecek yeni bir öznenin yokluğundan...
“Dünyanın varsayılan düzeninde” bir şeyin bittiğine ilişkin bir sezgi yaygınlaşıyor. Ancak “Biten şey nedir?”, “Bir yenisi başlayacak mı?”, “Bu yeni neye benzeyecek?”gibi sorulara cevap vermek henüz olanaklı değil.
Kimi gözlemler ve büyük resim...
Belki düşünmeye, az çok gözlemleyebildiğimiz şeylerden, örneğin şunlardan başlayabiliriz:
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, February 02, 2015
SYRİZA’nın Işığında Avrupa
Yunanistan’da SYRİZA’nın hükümeti kurduktan sonra
seçimlerde verdiği sözleri yerine getirmek için almaya başladığı
önlemler, bunlara mali piyasalardan, Avrupa Birliği bürokrasisinden,
Almanya yönetiminden gelen tepkiler Avrupa Birliği projesinin gerçek
yüzünü aydınlattı: Avrupa Birliği iddia edildiği gibi bir uygarlık
projesi değildir! Avrupa Birliği, uluslararası finans-kapitalin, Almanya hegemonyası altında şekillenen antidemokratik, emperyalist projesidir. Bu nedenle, AB projesi, finans-kapitalin kriz dinamiklerini, Almanya hegemonyasının siyasi, jeopolitik sorunlarını bir sismograf gibi yansıtmaktadır.
Politis (Fransız) dergisinin baş yazısının vurguladığı gibi, “SYRİZA’nın zaferi yalnızca Yunanistan’a değil Avrupa’ya ilişkin bir olgudur. Şimdi tutarlı bir söylemi ve toplumsal tabanı olan bir siyasi güç ortaya çıkmıştır”.
Demokrasi mi dediniz?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Politis (Fransız) dergisinin baş yazısının vurguladığı gibi, “SYRİZA’nın zaferi yalnızca Yunanistan’a değil Avrupa’ya ilişkin bir olgudur. Şimdi tutarlı bir söylemi ve toplumsal tabanı olan bir siyasi güç ortaya çıkmıştır”.
Demokrasi mi dediniz?
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, January 26, 2015
Neden SYRİZA?
Siz bu yazıyı okurken Yunanistan genel seçimleri yapılmış, büyük olasılıkla sol eğilimli SYRİZA seçimlerden birinci parti olarak çıkmış olacak.
Ben SYRİZA’yı desteklerdim...
Ben Yunanistan seçimlerinde oy verecek konumda olsaydım, hiç tereddüt etmeden, iki nedenle SYRİZA’yı desteklerdim. Birinci neden, inat ve öfke. İkincisi biraz daha karmaşık.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, January 19, 2015
‘Bomba’, ‘Tsunami’, ‘Şok’
Geçen hafta, Dünya Bankası, dünya ekonomisinin 2014 yılı büyüme oranlarını açıklarken “Büyük Durgunluğun” devam etmekte olduğunu da kanıtlamış oluyordu. IMF Başkanı Lagarde, buna “deflasyon” sorununu ekledi.
Perşembe günü, İsviçre Merkez Bankası (İMB), 1 Frank=1.2 Avro olarak koyduğu sınırı aniden kaldırınca frank birkaç saat içinde Avro karşısında yüzde 30 değerlendi, küresel finansal sistemin kırılganlığı bir kez daha gözler önüne serildi.
O gün mali piyasalara ilişkin yorumlar, “Bomba düştü”, “Finansal Tsunami” (Market Watch 15/01). “Bir sürü insan tonla para kaybetti” (Business Week, 15/01). “Hasar, New York’tan Yeni Zelanda’ya” (Bloomberg, 16/01) gibi başlıklar taşıyordu. Kimi yazarlar 2008 mali krizini başlatan Lehman Brothers olayını anımsıyor, kimileri “Petrol fiyatlarındaki çöküş bunun yanında küçük bir hıçkırık gibi kalabilir” diyordu... “Ne kadar garip ve sinir bozucu zamanlarda yaşadığımızı eğer bunlar da kanıtlamıyorsa, ne kanıtlayabilirdi?” (The New York Times, 15/01)
‘Büyük Durgunluk...’
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Perşembe günü, İsviçre Merkez Bankası (İMB), 1 Frank=1.2 Avro olarak koyduğu sınırı aniden kaldırınca frank birkaç saat içinde Avro karşısında yüzde 30 değerlendi, küresel finansal sistemin kırılganlığı bir kez daha gözler önüne serildi.
O gün mali piyasalara ilişkin yorumlar, “Bomba düştü”, “Finansal Tsunami” (Market Watch 15/01). “Bir sürü insan tonla para kaybetti” (Business Week, 15/01). “Hasar, New York’tan Yeni Zelanda’ya” (Bloomberg, 16/01) gibi başlıklar taşıyordu. Kimi yazarlar 2008 mali krizini başlatan Lehman Brothers olayını anımsıyor, kimileri “Petrol fiyatlarındaki çöküş bunun yanında küçük bir hıçkırık gibi kalabilir” diyordu... “Ne kadar garip ve sinir bozucu zamanlarda yaşadığımızı eğer bunlar da kanıtlamıyorsa, ne kanıtlayabilirdi?” (The New York Times, 15/01)
‘Büyük Durgunluk...’
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, January 12, 2015
‘Je Suis Charlie’ ve Ötesi
Paris’teki terörist saldırı karşısında bir yazar,
Aydınlanma geleneğine, ifade özgürlüğü düşüncelerine sadık biri olarak,
Charlie Hebdo’nun çalışanlarının onları korumaya çalışan, biri Müslüman
iki polisin profesyonelce katledilmesi karşısında şiddetli bir öfkeye
kapıldım. “Je suis Charlie” sloganını hemen benimsedim.
Ancak Aydınlanma geleneğine sadık bir birey olarak, Immanuel Kant’ın “Cesur ol, aklını kullan” uyarısını anımsayıp öfkelenmenin, “üst aklın komplosu” zevzekliklerinin ötesinde, “olayı” tüm karmaşıklığı içinde değerlendirmek gerektiğini düşündüm. Bu karmaşıklığın en azından dört bileşenden oluştuğunu düşünüyorum.
1) Olayın niceliğe ilişkin boyutları;
2) İlk gelişen kapitalist ülkelerle dünyanın geri kalanı arasındaki ilişki;
3) “Küreselleşmenin” etkileri: “Sömürgecinin”, “sömürge” halkıyla karşılaşmasının yeni mekânı;
4) “İnanç” ve “kutsal” sorunu...
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Ancak Aydınlanma geleneğine sadık bir birey olarak, Immanuel Kant’ın “Cesur ol, aklını kullan” uyarısını anımsayıp öfkelenmenin, “üst aklın komplosu” zevzekliklerinin ötesinde, “olayı” tüm karmaşıklığı içinde değerlendirmek gerektiğini düşündüm. Bu karmaşıklığın en azından dört bileşenden oluştuğunu düşünüyorum.
1) Olayın niceliğe ilişkin boyutları;
2) İlk gelişen kapitalist ülkelerle dünyanın geri kalanı arasındaki ilişki;
3) “Küreselleşmenin” etkileri: “Sömürgecinin”, “sömürge” halkıyla karşılaşmasının yeni mekânı;
4) “İnanç” ve “kutsal” sorunu...
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, January 05, 2015
Avrupa Birliği ve Yeni Popülizm
Yunanistan’da erken seçimlerin, daha da önemlisi
sol eğilimli SYRIZA’nın bu seçimleri kazanarak hükümeti kurma
olasılığının gündeme gelmesi, Avrupa Birliği projesinin yumuşak karnını
gözler önüne serdi: Avrupa Birliği ülkelerinin hükümetleri, bir ekonomik
bütünleşme, benzeşme, giderek bir tür siyasi birlik oluşturmak
istiyorlar, ama bu projeyi sahiplenecek, savunacak bir ortak Avrupalı
kimliği, bir Avrupa vatandaşlığı bir türlü oluşamıyor. Geçen hafta, Financial Times’da, Gideon Rachman’ın da vurguladığı gibi, “seçmen bu projenin öndeki en büyük engel”…
AB projesinin yumuşak karnı
Diğer taraftan, birçok devleti birden bir ortak proje için hareket ettirmeye sıra gelince, olmazsa olmaz bir hegemonya ilişkisi sorunu var. Bu hegemonya, liderlik ilişkisi istikrara kavuşmadan projeyi ilerletecek adımları atmak bir yana, saptamak bile neredeyse aşılmaz bir engele dönüşüyor.
Mali kriz, Avrupa Birliği projesinin ekonomik boyutu içine gizlenmiş olan egemenlik- bağımlılık (emperyalizm) ilişkilerini açığa çıkardı. Böylece bu ilişkinin “egemenler” kısmını oluşturan birkaç ülke içinde liderlik konumuna oturmaya başlayan Almanya’nın, bu emperyalist ilişkinin bağımlılık kısmındaki ülkelerin ekonomilerini, nasıl sermaye ve mal ihracı yoluyla kendi ekonomisini ayakta tutmak için kullandığını, bu arada borçlandırarak AB projesinin hegemonya sorununu çözmekte kendisinden yana çalışacak mali şiddet ve şantaj araçlarını ürettiğini ortaya çıkardı. Böylece, krizdeki ülkelerin halklarının Almanya’nın liderliğini benimsemesi, hükümetlerinin de Almanya’nın dayattığı ekonomik politikaları izlemesi daha da zorlaştı.
(...)
Pegida ve hegemonya
Dün “ABD hapşırırsa dünya nezle olur” denirdi. Bugünlerde “Almanya hapşırdığında tüm Avrupa Birliği nezle oluyor” demek olanaklı. Bu nedenle, Pegida (“Batı’nın Müslümanlaşmasına karşı yurtsever Avrupalılar”), sağ popülizmin en son, bence dikkate değer örneğini oluşturuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
AB projesinin yumuşak karnı
Diğer taraftan, birçok devleti birden bir ortak proje için hareket ettirmeye sıra gelince, olmazsa olmaz bir hegemonya ilişkisi sorunu var. Bu hegemonya, liderlik ilişkisi istikrara kavuşmadan projeyi ilerletecek adımları atmak bir yana, saptamak bile neredeyse aşılmaz bir engele dönüşüyor.
Mali kriz, Avrupa Birliği projesinin ekonomik boyutu içine gizlenmiş olan egemenlik- bağımlılık (emperyalizm) ilişkilerini açığa çıkardı. Böylece bu ilişkinin “egemenler” kısmını oluşturan birkaç ülke içinde liderlik konumuna oturmaya başlayan Almanya’nın, bu emperyalist ilişkinin bağımlılık kısmındaki ülkelerin ekonomilerini, nasıl sermaye ve mal ihracı yoluyla kendi ekonomisini ayakta tutmak için kullandığını, bu arada borçlandırarak AB projesinin hegemonya sorununu çözmekte kendisinden yana çalışacak mali şiddet ve şantaj araçlarını ürettiğini ortaya çıkardı. Böylece, krizdeki ülkelerin halklarının Almanya’nın liderliğini benimsemesi, hükümetlerinin de Almanya’nın dayattığı ekonomik politikaları izlemesi daha da zorlaştı.
(...)
Pegida ve hegemonya
Dün “ABD hapşırırsa dünya nezle olur” denirdi. Bugünlerde “Almanya hapşırdığında tüm Avrupa Birliği nezle oluyor” demek olanaklı. Bu nedenle, Pegida (“Batı’nın Müslümanlaşmasına karşı yurtsever Avrupalılar”), sağ popülizmin en son, bence dikkate değer örneğini oluşturuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 29, 2014
2015’e Girerken
Yeni bir yıla girerken eskiyenin bilançosunu çıkarmak, geleceğe yönelik birtakım değerlendirmeler yapmayı denemek âdettendir.
Devletlere, ekonomilere bölünmüş de olsa, dünya 20. yüzyılın başından bu yana giderek bütünsel bir sistem özellikleri sergiliyor. Her yıl, o kadar çok, “çok önemli” tanımına uygun olay yaşanıyor ki... “Böyle bir bilançoyu oluşturmaya nereden başlamalı, hangi olayları içine katmalı?”
Bir derginin anlam yüklü ölümü
2014’ün, yaklaşık 35 yıl sürecek bir siyasi-ekonomik altüst oluş dönemini başlatan bir savaşın 100. yıldönümü olmasının simgesel yükü altında düşünürken, Amerika’da yayımlanan liberal eğilimli, ünlü The New Republic dergisinde yaşananlar dikkatimi çekti.
The New Republic 1914 yılında, savaş yanlısı liberal entelektüeller tarafından, hem içe dönük bir dış politikayı savunan muhafazakârlara, hem aşırı sola, hem de liberalizmin aşırılıklarına karşı kurulmuş.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 22, 2014
‘Hoş Geldin Küba’ -1-
Geçen hafta salı günü Küba Devlet Başkanı Raul castro ile ABD Devlet Başkanı Barack Obama 45 dakika süren bir telefon konuşması yaptılar. Böylece ABD ve Küba arasında diplomatik ilişkiler yarım asır sonra yeniden kurulmuş oluyordu. Çarşamba sabahı kimi tutukluların serbest bırakılmasıyla, bir tür “casus” değiş tokuşu gerçekleşti. Castro ve Obama halklarına hitaben birer televizyon konuşması yaparak bu tarihi gelişmeyi, yeni bir reform sürecinin başladığını açıkladılar.
New York Times olayı “Hoş geldin Küba” başlıklı bir yorumla karşıladı. Brezilya Devlet Başkanı Dilma Roussef de, Mercosur zirvesinde yaptığı bir konuşmada, ABD ve Küba arasında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasının, ABD sermayesinin Küba’ya girmesini kolaylaştırarak, “uygarlıkta bir değişim” anlamına geldiğini söylemiş (Folha de S. Paulo, 17/12/2014). Folha, haberinde “Brezilya sermayesinin Küba’ya, dışa açılma başlamadan girerek avantajlı bir konum elde etmeyi amaçladığını” da yazıyor.,
‘Normalleşme’
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 15, 2014
İki Rapor: Kontrol, Eşitsizlik, İşkence…
Geçen hafta iki rapor yayımlandı. Bunlardan biri, Amerika Senatosu İstihbarat Komisyonu’nun açıkladığı, CIA’nın işkenceleriyle ilgili rapordu. İkincisi de internetin gelişmesini izleyen World Wide Web Vakfı tarafından hazırlanmış WEB İndeks 2014-15 raporuydu. Birincisi malumu ilan ediyordu ama “dünyayı sarstı.” İkincisi, internet kullanımı ilk yayılmaya başladığında büyük bir heyecanla savunulan, “eşitlik, özgürlük getiriyor” iddialarının ne kadar abartılı olduğunu sergileyen “beklenmedik” gelişmelere ilişkindi ama medyada gördüğü ilgi, tek tük yorumcuların köşelerinden öteye geçmedi.
(...)
İnternet ve düş kırıklığı
WEB indeksi 2014-15 Raporu bence CIA işkence raporundan çok daha önemli. Bu rapor internet ortaya çıktığından bu yana dijital teknolojiye atfedilen “eşitlik, özgürlük” getirme beklentilerinin sınırlarını, düş kırıklığı yaratacak düzeyde ortaya koyuyor.
(...)
Yazının tamamını okumak için tık layınız
Monday, December 08, 2014
İstikrarsızlığın İstikrarı Bozuluyor mu?
08 Aralık 2014 Pazartesi
AKP Türkiyesi’nde, AKP’nin II. döneminde başlayan ve giderek hızlanan gelişmeleri bir “istikrarlı istikrarsızlık” durumu olarak tanımlayabiliriz. Böyle bir durumda, istikrarı bozan etkenler değişmeden kendilerini tekrarlarlar. Bu nedenle, “istikrar” bozulmakta olmasına karşın ne yönde ve nasıl bozulmakta olduğu görülebilir. Bir süredir bu “istikrarsızlığın istikrarının” bozulmakta olduğunu, bozulmanın yönünün giderek öngörülemez olmaya başladığını düşünüyorum.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, December 01, 2014
Petrol Fiyatları - Finansal Kriz Tehlikesi
Haziran ayında 110 dolar civarında seyreden ham
petrolün varil fiyatının birkaç ay içinde 80 doların altına düşmesiyle
birlikte yine tartışmalar canlandı.
Petrol fiyatında ortaya çıkan belirgin, ani değişikliklerin önemli ekonomik, siyasi nedenlerle ilişkilendirilmesi, küresel çapta ortaya çıkacak sonuçları üzerinde spekülasyonların yoğunlaşması kaçınılmaz. Ek olarak, bu kez, dünya ekonomisi 2007 yılında patlak veren bir finansal krizin uzun dönemli sonuçlarıyla boğuşurken petrolün fiyatındaki bu düşüş, yine Amerika’dan kaynaklanacak bir yeni finansal kriz olasılığını gündeme getiriyor.
Kaygılar, teoriler...
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Petrol fiyatında ortaya çıkan belirgin, ani değişikliklerin önemli ekonomik, siyasi nedenlerle ilişkilendirilmesi, küresel çapta ortaya çıkacak sonuçları üzerinde spekülasyonların yoğunlaşması kaçınılmaz. Ek olarak, bu kez, dünya ekonomisi 2007 yılında patlak veren bir finansal krizin uzun dönemli sonuçlarıyla boğuşurken petrolün fiyatındaki bu düşüş, yine Amerika’dan kaynaklanacak bir yeni finansal kriz olasılığını gündeme getiriyor.
Kaygılar, teoriler...
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, November 24, 2014
Ortadoğu Düzeni Çökerken...
Ortadoğu’da düzenin çöküşü giderek hızlanıyor. Ancak, AKP Türkiyesi, siyasi İslamın entelektüellerinin tüm afra tafrasına, liderliğinin “dünya gücü” olma fantezilerine karşın, bu çöküşün içinden güçlenerek çıkacak gibi görünmüyor.
“Bu çöküşten kim güçlenerek çıkabilir?” derseniz benim aklımda şimdilik iki aday var: İran ve eğer liderlikleri ellerindeki kartları iyi oynayabilirlerse Kürtler. Bu çöküşün (ve bu arada AKP Türkiyesi’nin dış politikasının iflasının) sergilemeye başladığı biçimlerden ikisi özellikle önemli. Bunlardan biri IŞİD, diğeri de Filistin-İsrail çatışmasının, bir din çatışmasına dönüşmesi. Bir başka açıdan bakarak, her iki olgunun da ABD’nin bölge politikalarının bir sonucu olduğunu söyleyebiliriz.
İki fiyaskodan bir sürü felaket
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, November 17, 2014
‘Radikal Türkler’
Geçen hafta Foreign Affaires dergisinin portalına konan “Radikal Türker” (G. Murat Tezcur, S. Çiftçi,) başlıklı makale, liberal entelijansiyada heyecan yarattı; ancak makale liberallerin bildik yanılsamalarını tekrarlamaktan öteye gidemiyordu.
1) Radikaller yoksullardan gelmiyorlarmış!
(...)
2) ‘Ilımlı İslam’ radikalleşmeyi engellemiyormuş!
(...)
3) Çözüm ‘sağlıklı sivil toplum’muş
(...)
Az felsefe çok yarar getirebilir
Filozof Simon Crichley, “Felsefe ve siyaset, sırasıyla din ve adalet alanlarında düş kırıklıklarından kaynaklanır” diyordu. Radikalizmi hemen, buraya; dini anlamlar sistemini ve/veya verili adalet sistemini kökten değiştirmeyi amaçlamak olarak koyabiliriz.
Sonra da bu aforizmayı yeniden şöyle yazmayı deneyebiliriz: “Egemen seküler felsefe- anlamlandırma sistemi alanında düş kırıklığı yaşayan dine, liberal demokrasinin adalet kavramıyla düş kırıklığı yaşayan dinle en yakın ilişki içindeki siyasete yöneliyor.”
(...)
Yazının tümünü okumak için "tık"layınız
Monday, November 10, 2014
ABD’de Cumhuriyetçi Parti’nin Zaferi Üzerine Düşünceler
Geçen hafta salı günü Cumhuriyetçi Parti hem meclisin hem de senatonun kontrolünü eline geçirdi. Obama yönetimi, 2016 Başkanlık seçimlerine kadar sürecek zor ve belirsiz bir döneme girdi.
Yorumcuların büyük çoğunluğu, Obama’nın bir “topal ördek” başkan olacağını, kendisinden önceki başkanların ikinci dönemin sonuna doğru yaptıkları gibi, içerde yasama organında karşılaşacağı sıkıntılardan, dışilişkilerdeki sorunlar üzerinde yoğunlaştırarak kurtulmaya çalışacağını düşünüyorlar.
Dünyada çok kritik ekonomik ve siyasi sorunların birikmeye devam ettiği bir dönemde, ABD’de yasama ve yürütme organları arasında oluşan bu yeni dengenin iç ve dış politikada yaratabileceği etkiler de yoğun biçimde tartışılıyor.
(...)
‘Çift hükümet’
Council on Foreign relations üyesi, yıllardır çeşitli meclis komisyonlarına danışmanlık yapan, anayasa profesörü Michael Glennon, geçen hafta Financial Times’ta da tanıtımı övgüyle yapılan “Ulusal Güvenlik ve Çift Hükümet” başlıklı kitabına, “dünya olaylarını izleyenler Obama yönetiminin birçok ulusal güvenlik konusuna yaklaşımının esas olarak Bush yönetimininkinden farklı olduğunu düşünecektir” cümlesiyle başlıyor. Ben kitabı yeni okumaya başladım. Edvard Luce’un tanıtma yazısından da yararlanarak aktarırsam, Glennon, ABD’de esas olarak biri hiç değişmeyen, öbürü seçimlere gidip gelen iki hükümet olduğunu savunuyor; ayrıntılı, “akademik olarak güçlü” analizlerle ve örneklerle, ister parlamento, ister Kongre seçimlerini kim kazanırsa kazansın, bunların hiç değişmeyen bir aparatın elinde kukla olmaktan öteye geçemediklerini gösteriyor.
Yazının tamamını okumak için "tık"layınız
Monday, November 03, 2014
Yeni ‘Model’ Ülke
AKP Türkiyesi’ni unutun. Ortadoğu’nun, Arap dünyasının hatta Müslüman dünyanın örnek alması gereken yeni ülke, her şeyi çok bilen liberal-muhafazakâr “kanaat önderlerine” göre şimdi Tunus.
(...)
Yazının devamını okumak için tıklayınız
Monday, October 27, 2014
Uzun Dönemli Dengelerde Bazı Gelişmeler…
Kapitalizm krizde kendini yeniden düzenler. Bu kez de öyle oluyor. Batı’nın sırasıyla İngiltere, ABD hegemonyaları altında şekillenen 150 yıllık egemenliğine dayalı dengelerde Çin’in yükselmesine bağlı olarak önemli gelişmeler yaşanıyor.
The National Interest’de, 1992’de yayımlanan “The West and the Rest” başlıklı makalesiyle, Asya’nın yükselme döneminin başladığını vurgulayarak uluslararası alanda üne kavuşan Singapurlu diplomat, akademisyen Kishore Mahbubani, geçen hafta aynı dergiye verdiği bir demeçte “Çin ekonomisi bir numara olacak, bunun gerçekleşmesini engellemek için yapabileceğiniz hiçbir şey yok” diyordu.
Çin Başbakanı Li Keqiang’ın Almanya, Rusya ve İtalya ziyareti vesilesiyle, bu tartışmalar daha da yoğunlaştı. Financial Times da bu ayın başından bu yana “İpek Yolu” başlığı altında, Çin’in ekonomik büyüme potansiyellerini, dünya ekonomisi üzerindeki etkilerini, Avrupa ile ilişkilerini araştıran denemeler yayımlıyor.
Bu tartışmaları iki başlık altında toplamak olanaklı. Çin ekonomisinin sergilediği yüksek büyüme hızının geleceği. Çin’in dünya ekonomisinde, politikasında artan etkisi.
Benzersiz bir büyüme performansı...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, October 20, 2014
Piyasalarda ‘Panik Atak’
Geçen hafta çarşamba günü ABD ve Avrupa borsalarında dalgalanma (korku) endeksi (VIX) birden tavana çarptı. Borsalar hızla düştü. Cuma günü biraz rahatlayıp toparlandılar. Piyasaların bu durumu adeta bir madde bağımlısının, satıcısı randevusuna geç kalınca, önce eyvah ya polise yakalandıysa, ya gelmezse telaşıyla bir “panik atak” yaşamaya sonra satıcının “geliyorum merak etme” mesajını alınca rahatlamaya başlamasına benziyor.
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınz
Monday, October 13, 2014
‘Realite Sorunu’ - ‘Kaos Lobisi’
AKP liderliğinin, akıl hocası entelijansiyanın teorik ideolojik donanımları, realitenin doğru bir resmini zihinlerinde oluşturmaya yetmiyor; bu çarpık resim, maddi realiteyle çelişince de türlü davranış bozuklukları ortaya çıkıyor.
Bu bozuklukların örnekleri saymakla bitmez, Cumhurbaşkanı’nın “Olayların Kobani ile ilgisi yok” sözlerini, Başbakan’ın “Gerekli talimatlar verildi ve teröristler bir iki saat içerisinde cezalandırıldılar” açıklamasını (artık Başbakan emrediyor, insanlar yargılanmadan cezalandırılıyor) anımsamak yeterli. AKP yazarları da “faiz lobisi”, “paralel”den sonra şimdi de dillerine “kaos lobisi” diye bir şey doladılar. Ne ki, bu “kaos lobisi”, realiteye onların sandığından daha yakın. Ama, onların sandığı gibi değil.
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Monday, October 06, 2014
Ebola Salgını Yayılıyor
Öldürücü ebola salgını yayılmaya devam ediyor. Tam bu sırada hac mevsimi başladı; çeşitli ülkelerden yaklaşık 2-3 milyon Müslüman beş gün için Mekke’de toplanıyor. Suudi Arabistan, hac boyunca ebola riski olmadığını söylüyor. Ancak, bu son salgına yakından bakınca kaygılanmamak elde değil.
3000’den fazla kurban ve artmaya devam ediyor
Bu son ebola salgını, mart ayında Gine de patlak verdi. O günden bu yana esas Gine, Monravia, Liberya, Sierra Leon, Nijerya, Senegal, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Gabon’u etkileyen, Amerika’ya sıçrayan salgının esas olarak Batı Afrika’da yoğunlaştığı görülüyor. Ancak geçen hafta ABD’de Dallas’ta bir vaka görüldü; hastanın ailesi evlerinde karantina altına alındı; Washington’da da bir hasta olduğu söyleniyor (Foreign Policy, 03/10). Ugandalı bir doktorun da tedavi için Almanya’ya getirildiği bildiriliyor.
Ebola virüsü ilk kez 1976 yılında, Zaire’de Ebola Nehri yakınında saptanmıştı. Bu son salgın, esas olarak kırsal topluluklarda patlak veren önceki ebola salgınlarından önemli farklılıklar sergiliyor. Birincisi ilk kez kentsel, nüfus yoğunluğu yüksek alanları etkilemeye başlamış olmasından dolayı öldürme oranı, hastaya bakılmazsa yüzde 90’a, bakılırsa yüzde 70’e ulaşabilen bu virüs salgını mart ayında patlak verdiğinden bu yana, 7 bin 500 kişiye bulaşmış, bunlardan 3 bin 400’ü ölmüş.
ABD Salgın Hastalıklar Merkezi kaynaklı, geçen hafta Londra’da toplanan uluslararası ebola zirvesinde de tekrarlanan bir açıklamaya göre, bu hastalık henüz denetim altına alınamadı, denetim altına alınana kadar ölü sayısı hızlanarak artacak; eğer gereken önlemler zamanında alınamazsa, etkilenen insan sayısı Şubat 2015’e kadar 1.4 milyon kişiye ulaşacak. Bu potansiyel olarak, son tahlilde bir milyondan fazla kurban anlamına eliyor. Bu öngörüler, virüsün mutasyona uğramadığını, vücut sıvıları yoluyla bulaşan şimdiki yapısını koruyacağını, mutasyona uğrayarak havadan bulaşan yeni bir ebola türüne dönüşmeyeceğini varsayıyor.
Bu iyimser bir varsayım; çünkü...
(...)
Yazının devamını okumak için "tık"layınız
Subscribe to:
Posts (Atom)








