McKinsey araştırma şirketine göre küresel enflasyon riski, resesyon beklentisi giderek artıyor; The Economist ve Financial Times da aynı frekansta. Le Monde, özel kredi şirketleri sektöründe gittikçe artan bir kriz riskine ve “bulaşıcılık” potansiyeline dikkat çekiyor. Bir yorumcu da “Dünya ekonomisi üzerine bir Tsunami geliyor” diyordu. Durum böyleyken hızla büyüyen risklerle, siyasi merkezlerdeki karar verici aktörlerin kapasiteleri arasında büyük bir uyumsuzluk dikkat çekiyor. Bu talihsiz bir rastlantı mı yoksa tarihsel bir kaçınılmazlık mı?
ÖZELLİKLE ABD...
ABD hegemonyası gözlerimizin önünde, hızla buharlaşırken ülkenin yönetimi akli dengesi sorgulanan, yolsuzluklara batmış 80 yaşında bir adamın, etrafındaki tuhaf tiplerin elinde. Koyu bir radikal dincilik yağına bulaşmış bu karışım, yalnızca ABD’yi İsrail’i İran’ı değil tüm dünyayı büyük bir insani, ekonomik, siyasi, belki nükleer bir krizin içine sürüklüyor.
Geçen yüzyılın ilk yarısındaki büyük felaket döneminin ardından uygarlık düzeyinde savaş kurallarına konmuş “kırmızı çizgiler” son bir yıl içinde adeta tamamen silindi. Uygarlık, sömürgecilerin, Nazilerin uyguladığı, toplu cezalandırmanın geri gelerek Gazze’de bir soykırıma dönüşmesine, Avrupa ülkelerinin yönetimlerinin bunlara sessiz kalmasına tanık oldu.
(...)
RASTLANTI MI? YAPISAL MI?
Bir yanda, ABD’nin ekonomik üstünlüğünün erozyona uğraması, müttefikleri üzerinde kurduğu çekim gücünün zayıflaması, küresel sorunları çözme kapasitesinin azalması var. Öte yanda Trump yönetiminin sıra dışı özellikleri (Epstein dosyaları, aşırı dindarlık, patolojik yalan söyleme, yolsuzluk, siyasal sorumluluğun sürekli aşınması) var. Hem ABD açısından hem de küresel anlamda bu kadar kritik bir dönemde, ABD yönetimine böyle yozlaşmış kadroların yerleşmiş olması, bir talihsizlik midir, yoksa tam tersine, yapısal krizin bir siyasal semptomu mu?
Burada cevap, daha çok ikinci olasılıkta yatıyor.
(...)