ABD ve İsrail’in İran saldırısını değerlendirirken analistlerin çoğu aynı soruyu soruyor: İran mı kazanıyor, ABD mi? Bu soru yanlış değil ama analizi bir ikileme sıkıştırarak savaşın gerçek sorumlularını görmeyi zorlaştırıyor.
‘KARAKUTULAR’
Uluslararası ilişkilerin egemen paradigması “realizm”, ülkeleri birer “karakutu” olarak ele alır: İçine değil, dışarıya yansıyan güç kapasitesine, varsayılan çıkarlarına odaklanır. Oysa her ülkenin içinde çatışan çıkarlar, kazananlar, kaybedenler bulunur. İran’ı, ABD’yi veya İsrail’i birer bütünsel aktör (“karakutu”) olarak görürsek savaşın gerçeğini bütünüyle kavramakta zorlanırız.
(...)
Ocak ayında güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuların aileleri, şimdi kaçınılmaz olarak ulusal onura, tarihi mirasa sahip çıkarak saldırı altındaki totaliter rejimin etrafında safları sıklaştırıyorlar.
İsrail’de Netanyahu açısından savaş yalnızca stratejik değil, varoluşsal: Hakkındaki yolsuzluk davaları askıya alındı, hükümeti düşürecek bütçe oylaması ertelendi, erken seçim tehlikesi uzaklaştı.
(...)
Bu sırada İsrail halkı, soykırımın sorumluluğunun ve savaşın altında belki de modern Yahudi tarihinin ikinci büyük travmasını yaşıyor.
BİR ACAYİP ZİNCİR
ABD’de Ulusal Terörle Mücadele Merkezi’nin başkanı Joe Kent, Trump’a sunduğu istifa mektubunda bu savaşın Amerikan çıkarlarına hizmet etmediğine, İran’ın yakın bir saldırı hazırlığında olmadığına ilişkin istihbarat değerlendirmelerini anımsatarak savaşı İsrail’in dayattığını ileri sürdü. Kent, son müzakerelerde anlaşmaya çok az kalmışken savaş kararının alınmasını, Trump’la Netanyahu arasındaki yakın ilişkiye dayandırdı.
(...)
Bazı analistler, Epstein dosyalarının yarısından azının, o da redakte edilmiş biçimde, kamuoyuyla paylaşıldığına, Trump’a ilişkin FBI ifade tutanaklarının ise hem kamuya açık hem de Kongre’nin erişimine sunulan kısmında büyük eksiklikler olduğuna işaret ediyorlar. İsrail istihbaratının Epstein ağıyla belgelenmiş bağlantıları, “Bu eksik dosyalar nerede olabilir” sorusunu akla getiriyor. Eğer bu dosyalar üzerinden Trump’a karşı kullanılabilecek bir “kaldıraç” varsa onu söze dökmek bile gerekmez. Ortak bir sessizlik, bazen en güçlü baskı aracı olabilir.
(...)
Özetle, bir ayaklanma riski altındaki molla-devrim muhafızları koalisyonu rejimi ve soykırım sorumlusu, yargı kaçkını Netanyahu’nun hayatta kalabilmek için bu savaşa ihtiyaçları vardı. Toprak genişlemesini dini bir emir olarak benimseyen küçük ama bir yerleşimci azınlıkla başlayan etki zincirinin ucundaki, başının üzerinde Epstein kılıcı sallanan Donald Trump da bu savaştan yararlanmayı umdu.
(...)